Akçalı Hacı Efendi’nin Hayatı ve Örnek Şahsiyeti

31.10.2018 17:17:22
Akçalı Hacı Efendi’nin Hayatı ve Örnek Şahsiyeti

 Akçalı Hacı Efendi’nin Hayatı ve Örnek Şahsiyeti

                                                                                                       Sadık Aslan için...

 

Geçen yarıyıl tatilinin sonlarına doğru bir gün kırtasiyeden eve döndüm. Annemin yanına oturdum ve elimdeki poşetten bir dosya çıkardım. Dosyanın ön yüzünde siyah-beyaz bir fotoğraf vardı. Fotoğraftaki ise sakallı ve yaşlı biriydi. Anneme dosyanın ön yüzünü göstererek “Bu fotoğraftaki kişinin kim olduğunu biliyor musun?”dedim. Baktı, ama kim olduğunu çıkaramadı. Ben işi biraz şakaya alarak “E hani” dedim. “ bize derdin ki ‘ninemin gidip ziyaret ettiği bir şeyhi varmış; Nasıl onu tanımazsın?” dedim. Ben “şeyh” sözcüğünü kullandığım için olsa gerek fotoğrafa bakarak “Ew Hacî Efendi ê Akçali yê” dedi.

Efendim bu yazımızda Adıyaman’ın Kâhta ilçesine bağlı Akçalı köyünde doğmuş ve bugün ünü il sınırlarını aşarak Malatya, Elazığ ve Urfa’ya kadar yayılmış Nakşibendi tarikatına mensup ve doğu insanları tarafından çokça sevip sayılan manevi ve dini önderin yani Akçalı Hacı Efendin hayatına ve örnek yaşantısına değinmek istiyoruz.

Asıl adı Muhammed Sa’di BİLGİÇ olup 1880 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesine bağlı Akçalı köyünde dünyaya gözlerini açmıştır. Babası; Şeyh Mevlana Halid-i Bağdadi’nin halifelerinden Şeyh Muhammed Bahaeddin (Küçük Mehmet Efendi)’ in dört oğlundan en küçüğü olan Şeyh Hacı Habib Efendidir. Küçük Mehmet Efendi diye bilinen Şeyh Muhammed Bahaeddinin babası ise Şeyh Seyit Hafız Mustafa Efendi’dir. Bu zat bugün Adıyaman ve Malatya arasında meskûn olan Mirdes aşiretine bağlı bir kabilenin reisi olarak biliniyor. Elimizdeki kitaba göre bu aile ‘seyit’ olarak biliniyor. Bu bilginin doğru olup olmadığını yalnız Allah bilir ama bu durum bir müridi tarafından Akçalı Hacı Efendi’ye seyit olup olmadıkları sorulur. Akçalı Hacı Efendinin bu soruya cevaben söylediği şeyler tevazu örneğidir: “Biz Abbasiyiz! (Peygamber Efendimiz (sav)’in amcası olan Hz. Abbas(ra)’ın soyundanız) Seyitliğimiz ahrete kalsın! Şimdi ben seyit olduğumu söylersem, benim evlatlarım, torunlarım namaz kılmazlarsa, Kur’an ve sünnete göre yaşamazlarsa benim seyitliğim nerede kalır? Onun için, seyitliğimiz ahrete kalsın, Abbasi olduğumuz bilinsin kâfi.” demiştir. Akçalı Hacı Efendiyi iyice tanımamız için dedesi Küçük Mehmet Efendinin hayatından başlamamız icap ediyor.

Dedesi

Asıl adı “Muhammed Bahaeddin” veya “Muhammed Sa’di” olan Küçük Mehmed Efendi 1790’larda dünyaya gelmiş 1870’li yıllarda ise vefat etmiştir. Kendisi Mirdes aşiretine bağlı bir kabilenin reisi olan Şeyh Seyit Hafız Mustafa’nın üç oğlundan birisidir. Bu aşiret bazı sebeplerden ötürü Medine’den Adıyaman ve Malatya tarafına göç etmişlerdir. Küçük Mehmet Efendi bu bölgeye geldikten sonra önce Urfa’ya ve devamında da Adıyaman’a göç etmiş ve bugün Akçalı köyünü mesken tutmuştur. Küçük Mehmet Efendi henüz genç yaşındayken bugün Şanlıurfa Balıklıgöl (Aynzeliha) civarında bulunan Rıdvaniye Medresesi’ne ilim tahsili için gitmiş ve burada bulunuyorken Hac yolculuğu sırasında Nakşibendî - Halidilik yolunun öncüsü Şeyh Mevlana Halid-i Bağdadi bu medreseye geliyor. Burada beş yıl ilim tahsil etmiş on beş talebe seçiyor ve onlarla özel görüşüp şunları söylüyor “Hepiniz bir an önce hazırlanın, yola çıkacaksınız! Allah (cc)’ın inayetiyle Kayseri’ye ulaşıp oradaki medresede beş yıl okuyun! Daha sonra Antep’teki medreseye gelip beş yıl da orada okuyun! Bundan sonra da Suriye’nin Şam iline, benim yanıma gelin!” Şeyh Mevlana Halid’in bu emri üzerine Küçük Mehmet Efendi’nin de bulunduğu bu talebe kafilesi yola çıkıyorlar. Denileni harfiyen yaparak Suriye’ye Şam’a geliyorlar. Mevlana Halid’in medreselerinde çok sıkı bir eğitim geçiriyorlar. Burada hem dini dersleri (sünnet, hadis, fıkıh, kelam vb.) hem diğer derslerde eğitim görüyorlar. Burada yaklaşık beş yıl eğitim alıyorlar.                                                                                                                                     

Biz talebe kafilesini burada yani Şam’da bırakalım ve Nakşibendî tarikatına mensup olan Küçük Mehmet Efendi ve torunu olan Akçalı Hacı Efendiyi daha iyi anlayabilmemiz için Nakşibendilik Tarikatına ve Küçük Mehmet Efendiye hocalık yapacak olan Şeyh Mevlana Halid’in hayatına kısaca değinmemizde fayda var.

Nakşibendî Tarikatı

Bu iki kelimenin yani “Nakşibend” ve “tarikat” sözcüklerinin kelime anlamına bakarsak; her iki kelimenin kökeni Arapçadan gelmektedir. Nakşibend; ‘nakış yapmak’, tarikat ise ‘yol’ anlamına gelmektedir. Nakşibendî terbiye okulu, hicri: 791, miladi: 1389 tarihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend (Şah-ı Nakşibend) Hazretlerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Onun adına nispeten “Nakşibendilik” diye anılmaktadır. Bu yol Abdülhalık-ı Güjdevani (1103-1179) tarafından sistemleştirilmiştir. Yani bir bakıma geliştirmiştir. Temel usullerini İmam Rabbani, Farsça şu iki dizeyle özetler:

 

Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk

Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk

 

                                                          (İmam Rabbani)

 

Nakşîlik yoluna girmek için, dört şeyi terk etmek lazım gelir:
Dünyayı terk, ahreti terk, varlığı terk ve en son da terki de terk.(bunları terk ettiğini unut)

 

Mevlana Halid-i Bağdadi

Mevlana Halid-i Bağdadi, miladi 1778 senesinde, Bağdat’ın kuzeyinde bulunan Zûr şehrinde doğdu. 1826 senesinde ise Şam’da vefat etti. Tıpkı Akçalı Hacı Efendi de ve Şeyh Sadi Şirazi de olduğu gibi doğduğu yerin adı, isminin yanında anılmasına sebep olmuştur. Mevlana Halid  Nakşibendilik-Halidilik yolunun öncüsü ve ünlü İslam mutasavvıfı ve şairidir. Farsça, Arapça ve Osmanlı Türkçesinin yanında içinde Kürtçe şiirlerinin de bulunduğu meşhur ‘Divan’ adlı kitabı vardır. Yine medreselerinde dönemin devlet dili olan Farsça ve Osmanlı Türkçesi ve İslam’ın dininin dili olan Arapçanın yanı sıra Kürtçe gibi bu özelliklere sahip olmayan bir dilde talebelerine eğitim vermiştir. 1808 yılında Hindistan’ın Cihanabad şehrinde Şeyh Abdullah Dehlevi’ den Nakşibendiliği öğrenmiştir. Hayatının sonlarına doğru Şam’a yerleşmiştir.  

Şeyh Mevlana Halid’in medreselerinde sıkı bir eğitimden geçtikten sonra on beş kişilik talebe kafilesinden olan talebeler memleketlerine dönerler. Küçük Mehmet Efendi’de önce Urfa’ya daha sonra memleketi Akçalı’ya dönüyor ve burada evleniyor. Bu evlilikten 4 erkek, 1 kız olmak üzere toplamda 5 evladı dünyaya gelir. Bunlar aynı zamanda Akçalı Hacı Efendi’nin de amcaları ve halası. İsimleri:

1.      Molla Süleyman Efendi

2.      Mehmet Said Hoca  

3.      Hacı Hüseyin Efendi

4.      Hacı Habip Efendi

5.      Nakibe Hatun 

Bu üç amcası ve babası, Akçalı doğduğunda ilk hocaları olacaklardır ve onun yetişmesinde özellikle Molla Süleyman Efendi Akçalıya ilk ders verenlerden olacaktır. Küçük Mehmet Efendi 1870’li yıllarda, ikamet ettiği Adıyaman’da vefat etmiştir.

Babası

Osmanlı devletinin son dönemlerinde Rüştiye Mektebi Muallimi olarak resmi görevde bulunmuş olan Hacı Habib Efendi, Küçük Mehmet Efendi’nin en küçük oğludur. Hacı Habip Efendi, amcası Hacı Hafız Mahmut Efendi’nin kızı Begihan Hatun’la evlenmiştir. Bu evliliklerinden Muhammed Sa’di ve Bahaeddin adlı iki erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Oğlu Muhammed Sa’di henüz altı yaşındayken babası Hacı Habip Efendi onu alıp resmi görev yeri olan Gümüşhane Rüştiye Mektebine götürüp oğlunun hocalığıyla bizzat kendisi ilgilenmiştir. Burada altı yıl kalmışlardır. Hacı Habip Efendi bundan sonra Adıyaman’a dönmüş ve uzun bir dönem Adıyaman Musalla Camii imamlığını yapmıştır.

Akçalı Hacı Efendi ( Muhammed Sa’di)

Daha önce de belirttiğimiz gibi asıl adı Muhammet Sa’di olup 1880 yılında Akçalı köyünde doğmuştur. (Ayrıca Adıyaman’da da doğduğu rivayet edilmektedir) Muhammed Sa’di bölgede yürüyerek Hacca giden ilk insanlardan olduğu için kendisine ‘Hacı’ denilmiştir. İki çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olan Muhammed Sa’di henüz altı yaşındayken babasının yanında ilim tahsiline başlamıştır. Üç yaşına kadar Akçalı’da veya Adıyaman’da kalıp çocukluğunun bir kısmını burada geçiren Muhammed Sa’di 1883 yılında çeşitli sebeplerden dolayı Kâhta’nın İngışar köyündeki babaannesinin yanına gönderilmiştir. Böylece küçük yaşta anne ve babadan ırak kalmıştır. Zaten çok geçmeden öksüz kalacaktır. Daha sonra Gümüşhane’ye giderek altı yıl babasının yanında kalmış burada ilim tahsiline başlamıştır. Bundan sonra babasıyla birlikte Adıyaman’a dönmüş ve Hısn-ı Mansur Rüştiye Mektebinde ilim tahsiline devam etmiştir. Bu arada Gümüşhane’de bulunurken hem şer’i ve fen’i ilimlerinin yanı sıra Fransızca ve Arapçayı da öğrenmiştir. Bu iki dili, anadili gibi konuştuğu söylenmektedir.

Hacı Efendi Hısn-ı Mansur Rüştiye Mektebinde birkaç ay kaldıktan sonra Hafız Muhammed Ruhavi gibi nice büyük âlimin ilim tahsil ettiği Urfa Rıdvaniye Medresesine gelmiştir. Burada daha önce aldığı derslerin yanı sıra tefsir, hadis ve fıkıh üzerine yoğunlaşmıştır. Bu medrese hem ilim tahsil ediyor hem de diğer talebeler gibi yemek yapıp bulaşık yıkıyordu. Beş yıl Rıdvaniye’ de kaldıktan sonra memleketi Adıyaman’a döner ve 19 yaşında Osmanlı Hükümeti tarafından Şer’iyye Baş Kâtibi görevi verilerek resmi iş hayatına başlamıştır. Resmi görevine getirildikten kısa bir süre sonra 19 yaşında Hacca gitmiş, Hac dönüşünde tekrar görevine devam etmiştir. Bu görevi yaparken Adıyaman Yeşil Camiide beş vakit namaz kıldırıp tekrar daireye; işini başına dönmüştür. Şapka kanunuyla beraber resmi görevinden istifa eden Hacı Efendi kırk üç yaşında köyü Akçalıya yerleşir.

Akçalıya yerleştikten sonra Begihan Hatun adında bir akrabası ile evliliği gerçekleşir. Bu evlilikten Ziya ve Veysel isminde iki erkek, Rahime ve Zeliha isminde iki kız çocuk dünyaya gelir. Burada yaşarken bütün köylü gibi geçimini çiftçilik yaparak sağlamaya çalışmıştır. Ve yine burada bulunuyorken Cuma günleri Narince ye gidip imamlık yapmıştır. Yirmi yılı aşkın bir süre Akçalıda ikamet etmiştir. Artık yaşlılığına doğru tekrar Adıyaman’a döner ve Adıyaman Ulu Cami’de vaaz ve imamlık görevini yapmaya başlar

Akçalı Hacı Efendi’yi bugünkü sahte hacı-hocalarla kıyaslamak doğru olmaz. O büyük bir zattı. Allah tarafından sevildiği için, bugün bölge insanları tarafından da seviliyor. Bugün hala türbesini günde onlarca kişi ziyaret etmektedir. Türbe Cuma namazı sonrası yüzlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Bu onun büyük olduğunun en iyi kanıtıdır. Ama Akçalının büyüklüğünü, yüceliğini ya da onun ne kadar iyi bir hoca, âlim, şeyh ve Müslüman olduğunu kanıtlamak için kendi yaşadığı zamana hitap eden keramet, mucize vb. şeyleri anlatmak doğru olmaz. Nitekim mucize ya da keramet güncel değildir. Meydana geldiği zamana hitap eder.  Benim elimde bulunan kitap ve bu yazıyı yazmak için -hayatını ve örnek olabilecek davranışları yazmak için- bulup görüştüğüm ve konuştuğum insanlar Hacı Efendi’nin kerametlerini ve sadece kerametlerini anlattılar. Bu yanlıştır. Onun hadis, sünnet ve ayet çizgisini, –genelleme yaparsak- İslam’ın çizgisini hiçbir zaman aşmaması onun büyük olduğunun kanıtıdır. Bir yaşam tarzı olarak Sünnet-i Resul’u hayatına uygulamıştır. Bu onun büyük ve sevilen bir zat olduğuna delalet eder. Hasta ve yaşlı bir kadına yardım etmedikleri için bir köye küsmüştür ve o köy kendini çok zor affetmiştir. Haftada bir gününü yürüyemeyen yaşlı ve engelli insanlara ayırırmış. Onlarla özel ilgilenir, sorularını cevaplar evlerine giderek ziyaret edip o insanların gönüllerini hoş edermiş. Narince ve Adıyaman’daki camilerde hutbe okurken Türkçe bilmeyen Kürtlere özel hutbenin Kürtçesini de okurmuş. Ki bugün Kürtçe hutbe okunulması\okunulmaması gibi basit bir konu hala bazen gündeme gelir. Fakat Akçalı bu konuyu yüzyıl önce çözmüştür. Bize onu örnek almak düşer. Köyü Akçalıda bulunduğu sıralarda tarla işlerinde çalışırmış. Yine Hacı Efendi bir mecliste bulunurken Hz. Muhammed (sav) gibi başı önde oturur gereksiz şeyleri konuşmaktan kaçınır ve soru sorulduğu zaman sadece cevap vermek için başını kaldırırmış. İnsanları nazikçe, kırmadan uyarır; doğrusunu söylermiş. Bu bir tevazu ve anlayış örneğidir. Bence insanları etkileyecek ve bir nebze olsun Hakk’a doğru yaklaştıran, bu ve bunun gibi davranışlardır, kerametler değil.

Türbe Vasiyeti ve Vefatı

“Benim kabrimi hiç kimse bina edip süslemesin, yükseltip gösterişli yapmasın. Fakir bir kulun mezarı nasıl ise benim kabrim de öyle olsun!”

Bu sözler Akçalı Hacı Efendi’ye aittir. Dediğimiz gibi gösteriş ve riyadan kaçınmasının kanıtı da bu sözleridir. Kabrinin süslenip yükseltilmesine karşı çıkmıştır. “Böyle bir uygulama için herhangi bir İslami kitapta fetva yoktur.” Türbe yapmak için ısrar eden akraba ve sevenlerine karşı bu ikinci sözü söylemiştir.

Akçalı Hacı Efendi, 73 yaşındayken yani 1953’te Adıyaman’daki evinde Hakk’ın rahmetine yürümüştür. Mezarı ise bugün Adıyaman Stadyumun yanındaki türbesinde metfundur. Cenaze namazına doğunun dört bir tarafından sevenleri ve müritleri gelip, binlerce kişi tarafından ziyaret edilmiştir.  O Adıyaman’da doğup büyümüş büyük bir insandı.

Evet bize başka diyecek bir söz kalmadı.

Kaynakça


1.      Adıyaman Velileri ve Akçalı Hacı Efendi\Hüseyin Çulha 

2.      Adıyaman’ın Manevi Gülleri ve Yedi Eminleri\Fadlı Doğan 

Bu haber toplam 931 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama