SESSİZ DAVET / Köşe Yazısı - Ahmet BELLİBAŞ

30.04.2021 14:11:16
Ahmet BELLİBAŞ

Ahmet BELLİBAŞ

 

SESSİZ DAVET

Lütfen biraz sessizlik… Sizce de çok fazla ses yok mu? Caddelerde araba sesleri, pazarda satıcıların bağırtıları, televizyonda tartışan gazetecilerin ve büyük bir yalanı büyük bir hakikat gibi dillendiren politikacıların tantanaları… Ve daha niceleri…  

Ses düşündüğümüz kadar önemli mi gerçekten? Bu kadar çok ses ne için? Derdimizi karşıya anlatmakta sesimize çok fazla mı güveniyoruz acaba? Sesin, sözün ve kelamın gücü acaba düşündüğümüz kadar yüksek mi? Veya sesten daha güçlü başka şeyler yok mu? 

Yapılan araştırmalara göre iletişimde sesin payı sadece %10 civarında. Yani sözlerimizin, kullandığımız kelimelerin, karşıyı ikna için boğaz patlatmamızın gücü ancak %10. Oysa beden dilinin, yani sessizliğin payı %60 dolaylarında.  Yapılan araştırmalar sesin, düşündüğümüz kadar güçlü bir araç olmadığını ispat ediyor aslında. O halde asıl güç seste değil sessizliktedir diyebiliriz.

Tebliğ ve davet, her Müslüman’ın yapması gereken en öncel vazifelerdendir. Bu vazifeyi yerine getirirken de ister istemez bazı metotlara ihtiyaç duyulmaktadır. Kullanılacak yöntemler, araçlar, insanlara ulaşma yollarının doğru seçilmesi büyük önem arz etmektedir. Kimi zaman bir sohbet, bir kitap veya sosyal, kültürel bir etkinlik kişilere ulaşmada etkili olabilmekte. Peki, insanlara ulaşmada daha faklı ne gibi yöntemler kullanılabilir? Bu hepimiz için önemli bir soru.

Sözlerimizin başında ifade etmeye çalıştığımız sessizliğin gücü, davet ve tebliğde de etkili olabilir mi? Bence olabilir! Her ne kadar tebliğ ve davet, sesi çağrıştıran kavramlar olsalar da kanımca asıl etkisini sessizlikte gösterecektir. Dolayısıyla davette seçilecek metotların, yöntemlerin ve yolların en üstünü sessiz olanlardır. Sessiz davet dediğimiz bu yöntem insanlara ulaşmada, onların gönlüne girmede en kestirme ve en verimli yoldur. Çünkü insanların yüreğine dokunmanın ve onlar üzerinde kalıcı etki bırakmanın yolu, onları davranışlarımızla etkileyebilmektir. Sözün etkisi geçici iken davranışın etkisi daha kalıcı olmaktadır. Atalarımızın “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” sözü davranış ve yaşantıların sözlerden üstün olduğunu ifade etmesi açısından değerli bir örnektir.

Sessiz davet derken, Malcom X’in “En iyi nasihat iyi örnek olmaktır.” sözleriyle ifade ettiği iyi örnek olma halini kastediyoruz.

Bu açıdan bakıldığında İslam davetçisinin davranışlarının büyük önem arz ettiği anlaşılmaktadır. İnsanlara İslam’ın güzel yönlerini, asr-ı saadeti sözle anlatmak yerine, onu yaşayışıyla göstermek bir davetçinin en önemli görevi olmalıdır.

 

Her davetçi, dilinden dökülen sözlere değil, davranışlarına bakılacağını bir an olsun aklından çıkarmamalıdır. Sözlerinin davranışlarıyla paralellik gösterdiği ölçüde ikna edici olabileceğini bilmelidir. Sözlerinin bir başkası tarafından değil, bizzat kendi davranışları tarafından yalanlanmasının en büyük imtihanı olacağının şuurunda olmalıdır.

İslam’ın ilk ve en büyük davetçisi olan Hz. Peygamber’in (SAV) 63 yıllık hayatı göz önüne alındığında ömrünün önemli bölümünün sessiz davetle geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü peygamberlik vazifesi verilmeden önceki davranışları, örnek hayatı ve “el-emin” lakabının verilmiş olması, peygamberlik vazifesi boyunca arkasında duran önemli referanslar olmuştur.  Bu durum, peygamberlik öncesi hayatının, insanları İslam’a daveti sırasında önemli bir dayanağı olduğunu göstermektedir. Ayrıca sessiz davet, ilk ayetler geldikten ve sesli davet safhasına geçilince sona ermemiş, 63 yıllık kutlu hayatının sonuna kadar devam etmiştir. 

İlk Müslümanların İslam’ı kabul sürecinde peygamberimizin bu ilk hayatındaki sözsüz davetin etkisi büyük olmuştur. Hz. Ebubekir’in dilinden süzülen  “O söylediyse doğrudur.” sözünün arka planında bu sessiz davetin izleri yadsınamaz. Ayrıca kendisini ilk defa gören Yahudi âlimlerinden Abdullah bin Selam’ın “Bu yüzde yalan olamaz.” deyip imana gelmesi sessiz davetin ne denli etkili olduğunu göstermesi açısından değerlidir.

20. yüzyılın önemli âlimlerinden biri olan Bediüzzaman’ın şu sözleri sessiz davetin tebliğdeki gücünü çok açık bir şekilde göstermektedir:

Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslamiyet’e girecekler. Belki, küre-i arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edeceklerdir.” Yani eğer biz Müslümanlar, İslam ahlakının ve imanın güzelliklerini davranışlarımızla gösterebilirsek diğer dinlerin mensupları, hatta dünyadaki devletler gruplar halinde İslamiyet’e gireceklerdir. Müslümanların davranışlarının İslam’a davette ne kadar önemli olduğu bu sözlerle gayet iyi anlaşılmaktadır. Bediüzzaman’ın bu iddiası ütopik bir hedef gibi görünebilir. Ancak İslam dünyasının içinde bulunduğu vaziyet ve üzerine yapıştırılmaya çalışılan terör yaftasına rağmen her yıl binlerce insanın İslam ile müşerref olması gösteriyor ki bu akla ve mantığa uzak bir hedef değildir.

Müslümanların davranışlarının İslamî ve imanî olmamasının sonuçlarının neler olduğunu görmek açısından Yusuf İslam’ın şu sözleri ibretliktir:  “Eğer İslam’ı Kur’an’dan değil de Müslümanlardan öğrenseydim, eğer Kur’an’dan önce Müslümanları tanısaydım asla Müslüman olmazdım.” Yusuf İslam’ın sözleri her Müslüman için bir derstir. Davranışlarımızın İslam ile uyuşmaması, dilimiz İslam’ın hakikatlerini haykırırken davranışlarımızın ondan daha yüksek sesle sözlerimizi yalanlaması Müslüman için büyük bir handikaptır.  Bediüzzaman ile Yusuf İslam’ın sözleri beraber düşünüldüğünde sessiz davetin İslam’a davetteki kritik rolü daha iyi anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman, kimseden hediye kabul etmemesinin sebebini soranlara ise şu minvalde cevap vermiştir: Bu zamanda ehl-i dalaletin(İslam karşıtı olan kişilerin) Müslüman âlimleri, dini kendilerine bir geçim kaynağı yapmakla suçladığını ve kendisinin de bu iddianın yanlış olduğunu davranışlarıyla göstererek onları yalanlamak istediğini söylemiştir. Bu yüzden kimseden hediye, sadaka hatta zekât dahi kabul etmediğini ifade etmiştir.

----------------------------------------------------------------------------------

Bilhassa siyaset kurumu veya bazı dini yapılar/kişiler üzerinden dinin ve dindarların hedef alındığı ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde Bediüzzaman’ın bu hassasiyetine hepimizin ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Bu tarzda düşünen, bilerek veya bilmeyerek bu oyuna alet olan insanlara durumun böyle olmadığını anlatmak oldukça zordur. Çünkü ciddi bir ön yargıya sahip bu kişilere söz ile bir hakikati ifade etmek anlamsızdır. Bunlara verilecek en güzel cevap davranışlarımızla bunun böyle olmadığını göstermektir, yani sessiz davettir.

Konuşan ama üzerinde İslam görülmeyen adamlar olmaktansa, üzerimizde İslam olsun, biz hiç konuşmayalım.” diyen Nurettin Yıldız Hoca ile “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap nedenidir.” (Saf: 61) ayeti söz ile davranışlarımız arasındaki uyumun ne denli önemli olduğunu belirmektedir.

Küçüklüğümde Adıyaman kilisesi papazı hakkında şöyle bir hikâye duymuştum: Papaz efendi, günlük alışverişini yerel esnafta yapmaya özen gösterirmiş. Bu alışveriş neticesinde ödemesi gereken tutarı, parası olmasına rağmen, günü ve saati belirlenen bir zamanda ödemek üzere borçlanırmış. Belirtilen gün ve saat geldiğinde dükkânın kapısında belirir, borcunun tamamını ödermiş. Bu borç ödeme hususundaki hassasiyeti bazı Müslüman ahalide göremeyen esnafta da papaza ve mensup olduğu dine karşı olumlu düşünceler hâsıl olurmuş. Böylelikle papaz efendi zaten vermesi gereken ücreti vesile kılarak insanların gönüllerini kazanmaya çalışırmış.

Bu hikâyenin doğruluğu hakkında kesin bilgiye sahip olmamakla birlikte burada hikâyenin doğruluğundan ziyade hikâyenin vermek istediği mesajın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Yani papaz, halk nezdinde karşılık bulmak için onlara gidip vaaz vermeyi tercih etmiyor. Nitekim böyle bir girişiminin sonuçsuz kalacağının yanı sıra tepki çekeceğini de biliyor. Bu yüzden sessiz davet dediğimiz yola başvurup insanların gönlünü kazanmaya çalışıyor. Davet görevini de onlar fark etmeden yapmış oluyor.

 

Özetle ifade etmek gerekirse asıl önemli olan bir hakikati ne kadar güzel ve yüksek sesle söylediğimiz değil, onu ne kadar güzel gösterdiğimizdir. Çünkü insanlar sesimize değil, sessizliğimize kulak veriyor… Sesimiz değil sessizliğimiz konuşuyor. O zaman insanlara ulaşmak için sesimizi değil sessizliğimizi artırmamız gerekiyor

Bu yazı toplam 1440 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.