SEZAİ KARAKOÇ’UN HAYATI VE ŞAHSİYETİ ÜZERİNE NOTLAR / Köşe Yazısı - İbrahim KÖKPINAR

13.07.2022 21:27:37
İbrahim KÖKPINAR

İbrahim KÖKPINAR

 

 

 

 

SEZAİ KARAKOÇ’UN HAYATI VE ŞAHSİYETİ ÜZERİNE NOTLAR
Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
Biz Sezai Karakoç'u üçe ayırıyoruz.1- Sanatçı Sezai Karakoç 2-Düşünür Sezai Karakoç 3- Ahlak adamı Sezai Karakoç.
1- Sanatçı Sezai Karakoç:
Sezai Karakoç deyince birçok kişinin aklına bu şiir gelir. Sezai Karakoç'un üniversite yıllarıdır:
Mona Rosa, şairin kalbinde siyah bir gül… Ah… Mona Rosa, aynı zamanda hayatını, ışıksız ruhunu aydınlatan, kalbini mutluluğa açmış bir ak gül…
“Mona Rosa” diyor, Sezai Karakoç ve devam ediyor, “Bir nişan yüzüğü seni hatırlatır” ama bir yandan da “kanadı kırılmış bir kuştur” bu duyguları yaşayan…
Mona Rosa “Tek Gül” anlamına gelir. Monna Roza hikayesi şöyledir; Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır… Monna Rosa Sezai Karakoç için Muazzez Akkaya’dır. Fakat kendisini yakışıklı bulmadığı için ona bir türlü açılmaya cesaret edemiyordur… Bir gün cesaretini toplar ve tüm heyecanıyla aşkını, kalbinden geçenleri Muazzez Hanım’ a döker… Fakat reddedilince bu aşkı içselleştirir ve bu reddediliş sonrası kalbine büyük bir hüzün çöker… Zaman geçer ve okullar tatil olur…
Muazzez Hanım, Geyve’deki yazlığına taşınmıştır… Aşkının peşinden sürüklenen Sezai Karakoç da tam evin karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak çalışmaya başlar… Her gün karşılıksız sevgi duyduğu, reddedildiği sevgilisini seyretmeye başlar… Kalbinin ateşini söndüremez ve ona şiirler yazmaya başlar. En önemli şiiri ise ismini Monna Rosa verdiği şiirdir. Yazdığı şiirde her kıtasının baş harfleri, “MUAZZEZ AKKAYAM” olacaktır…
Gel zaman git zaman.. Okul biter ve mezuniyet töreni yapılır… Mezuniyet töreninde, tüm okulun karşısında Sezai Karakoç, Monna Roza şiirini okur. Muazzez Akkaya ise tam karşısındadır. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder. Ve Sezai Karakoç şiiri ard arda okumaya başlar. Sahneden tam ineceği sırada Muazzez Hanım, koşarak yanına gelir ve ona halen teklifinin geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç “Senin aşkın artık benimkine yetişemez.” der ve hayır cevabını verir.
Gururunu aşka tercih etmeyi seçmiştir Sezai Karakoç… Belki de sevdasına ulaştığında hislerinin yok olacağından korkmuştur… Mona Roza, sessiz bir sevdadır. Sessizlik ve acı, aşkın iki büyük arkadaşıdır… Zaten aşk denen şey bir nevi ulaşamamak değil midir?
Gizemli bir aşk hikâyesi Türk edebiyatına muhteşem bir şiir armağan etmiştir. Sezai Karakoç bu şiirle meşhur olmuş, o zamanda üniversite gençliğinin elinde dilden dile dolaşmıştır.
Monna Roza, sıradan bir aşk şiiri değildir. Bu şiir modern anlamda bir Leyla Mecnun hikâyesidir. Bu şiirin içeriğinde aşk ve sevgiyle birlikte, insan ruhunu titreten ve başka bir âleme götüren bir şiir gücü vardır. Ayrıca şairini haber veren güçlü dizelerle yüklüdür.
Monna Roza'nın bir yanı da maddeci anlayışın ve şiirsizliğin yoğun olduğu bir dönem sonrasında ortaya çıkmasıdır. O dönemde "Gül-Bülbül" kavramlarının kullanılmadığı hatta kınandığı bir zamanda şiirine "Monna Roza" yani "Tek Gül" adını vermiştir.
"Monna Roza" Türk şiirinin en görkemli "imkânsız aşk" şiirlerindendir. Muazzez Akkaya ise uğruna Türk edebiyatının en gizemli ve en dokunaklı aşk şiirinin yazıldığı kadın olarak kayıtlara geçer. Sezai Karakoç biraz da bu "imkânsız aşk"ın etkisiyle evlenmez. 19 yaşlarında bir gencin yazdığı bu şiir Sezai Karakoç' un ne kadar büyük bir sanatçı, ne kadar büyük bir şair olduğunu göstermesi açısından önemli veridir.
Şiirle ilgili genel görüşlerini şöyle ifade eder:
"Şiirin yazarı yoktur
Vardır yalnız okuyanı
Şair de bir okurdur
Kendi şiirinin okuyanı"
Kendi şiirine dair de şu tespitleri yapar:
"Ben her şiiri okudum
Kendi şiirim hariç
Okuduğum şiiri yazmam
Yazdığın şiiri okuyamam"
Gerçek manada sanatkâr; öncülük eden çığır açan, yol gösteren, eskimiş gibi gözüken değerlere dirilik verendir. Karakoç sanatla ilgili görüşlerini şöyle ifade eder:
"Çağımızda da şiirin, düşüncenin ve millet için adeta cephede çarpışırcasına çarpışmanın, birbirinden ayrılmayacağı bir çağ olarak düşünürüm. Bu sebeple de sadece şiir yazmakla yetinmiyorum. Sanat ve düşüncelerim, toplum faaliyetlerime ışık tuttuğu gibi, toplum faaliyetlerim de inanıyorum ki, sanat ve düşünce verimliliğimde geliştirici bir rol oynayacaktır. Sanatım düşüncem ve davranışım birbirinden ayrılmıyor. Birbirini besleyen tavırlarımdır."
Sezai Karakoç 50'li 60'lı yıllarda sağ ve solun çekiştiği, herkesin bir mevzi tuttuğu yıllarda İslam mevzisinde önemli bir yer tutmuştur. Bu mevzide büyük bir çığır açmış, kendisinden sonra gelenlere de hem örnek olmuş hem de etkilemiştir. Özellikle son otuz yılda İslami cenahta yetişen birçok şair, Karakoç' a çok şey borçludur. 'Gürültülerden, reklamlardan uzak ve fotoğraflarını ön sırada çektirmeyi düşünmeyen' ve 'gayeleri her türlü kültür yabancılaşmalarını önlemek, yerli düşünceyi hakim kılmak' olan şair grubu (Erdem Bayazıt, Akif İnan, Alaaddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Ebubekir Eroğlu, Cahit Koytak) önce Diriliş Dergisi etrafında görülmüşler, ilk seslerini orada duyurmuşlar; Karakoç'un tecrübesinden ve birikiminden de yararlanarak kendi kişiliklerini bulmuşlar. Aslında bu Yunus' tan, Mevlana'dan, Mehmet Akif'ten Necip Fazıl'a oradan da Karakoç'la günümüze kadar devam eden bir süreçtir.
Her çağın bir şairi vardır. Çağımızın şairi de Karakoç' tur. Karakoç eserleriyle bir annenin çocuğunu emzirişi gibi çağının çocukların emzirmiştir. Yazılarıyla zihinleri, şiirleriyle ölü yürekleri diriltmiştir.
Bugün burada, bu ortamda olmamıza bile etki eden kişi Sezai Karakoç'tur. "Diriliş Kitap Kahve", "Eğitimle Diriliş Derneği", "Genç Diriliş Dergisi" bu camianın, sizlerin emeği ile çıkan bu çalışmaların isimleri de Karakoç'un "Diriliş" mefkûresine dayanmaktadır. Bütün bu çalışmalara emeği geçen başta Ziya Hocam'a, bize zorla kitap okutup kültürlenmemizi sağlayan, hatta zorla panel yaptıran Bilal Akgül' e, cemiyet ve derneğin yönetim kurullarına teşekkür ederiz. Bütün bu işleri yapmanın ne kadar zor olduğunu hepimizin bilmesi ve desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün insanlar kendi çocuğuna söz geçiremezken bu insanlar Kâhta’nın geçmişine ve geleceğine iz bırakmaya çalışıyorlar.
Karakoç sanatıyla, şiiriyle kendi "Diriliş" mefkûresini savunurken bir yandan da Batı medeniyetine cevap verir.
BALKON
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Karakoç, "Balkon" imgesi üzerinden modernizm eleştirisi yapar. Modern mimari anlayışı sorgular. Nihayetinde balkon, modern mimarinin bir ürünüdür. Bir yaşam tarzının yansımasıdır. Doğulu bir form değildir. Dışa dönüktür. Mahremiyeti ifşa eden bir yönü vardır. Aynı zamanda balkon, bu kültüre aşina olmayan toplumlarda çocukların ölümüne davetiye çıkaran bir işleve sahiptir. ' Çocuk düşerse ölür çünkü balkon/Ölümün cesur körfezidir evlerde.' Bu durum şairi endişeye sevk eder, tedirginliğini artırır. Çünkü balkon, insani olanın çürümesine zemin hazırlayacak olan sözde medeniyetin de kötü habercilerinden biridir. Karakoç, şiirde adeta ölümle özdeşleşen "balkon" mimarisine itiraz eder. Annelerin bu acıyla yüz yüze bırakılmasına da itiraz eder. Balkonun bir tabuta, bir mezara dönüşmesine itiraz eder. Ama en büyük itirazı, medeniyet tercihine dairdir.
Yaşam felsefesini Batı'ya göre uyarlayan anlayışa şiir üzerinden itiraz eder. Estetik üzerinden itiraz eder. Mimari üzerinden itiraz eder. Karakoç kendi medeniyet tasavvuruna göre tercihini yapan mimarların alnından öpmeye gider. Bu mimarlar da aslında Karakoç' un medeniyet anlayışının inşa edecek olan "Diriliş" erleridir.
Bu şiir 1957 yılında İkinci Yenicilerin yayın organı Pazar Postasında yayınlanır. Bu şiiri Cemal Süreyya Sezai Karakoç'a haber vermeden yayınlamasını sağlar. Sezai Karakoç'a da ikinci yeni yakıştırmaları yapılmaya başlanır. İkinci yeni akımı ne demektir?
Daha önce ortaya konmuş ve en yüksek düzeyine ulaşmış şiir verimlerini silkip atmak, hiçe saymak. O ne yapmışsa tersini yapmak: sevgili yerine vesikalı yari getirmek, ruhun acıları yerine ayaktaki nasırın acısını söylemek, yüreğin ve kafanın erdemlerini alaya almak. Üstelik bütün bunları ne için, ne adına yaptığını bilmemek. Şiiri gönül ve duygu alanından çıkararak 'kafa işi' olduğunu savunan bu akım, beş duyuyu oluşturan somut tabiat ve hayat parçalarını ele alır. Bu anlayışa göre vezin ve ölçüye gerek yoktur.
Sezai Karakoç' ta bu akıma şiirin şekli bakımından İkinci Yenici olarak sayanlar vardır. Tabii bu akımdan Orhan Veli ve arkadaşları o zamanda şiir dünyasının moda isimleri haline gelmişlerdir. Sanat tutumu genel dünya görüşünden başka bir şey olmayan Karakoç; şiirin içeriği, verdiği mesaj ve ulaştığı metafizik boyutuyla; medeniyetimizi, kültürümüzü ve inancımızı sahiplenmesiyle İkinci Yeni şairlerinden ayrılır.
2-Düşünür Sezai Karakoç
"Sezai Karakoç, şairliği kadar düşünürlüğüyle de günümüz edebiyatının zirvesidir. O ki, İslam medeniyetine ne kadar vakıfsa, Hristiyan medeniyetine de o ölçüde vakıftır. Doğu'yu bildiği kadar Batı'yı da bilmektedir. Bu vasıflarından dolayı da onun şiiri, tüm insanlığı içine alan evrensel nitelik ve nicelikle donanmıştır. Onun şiiri, tüm çağların insanına ilahi olanı, evrensel olanı muştular."
Sezai Karakoç der ki; "Ben yüzde on şairsen yüzde doksan düşünürüm" diyerek kendini ifade eder.
"İslam dünyasının 'medeniyet açısından ölüm sularında' yüzdüğü bir zamanda Türkiye' de Sezai Karakoç tarafından yapılandırılan "Diriliş Düşüncesi" çoğu konuda olduğu gibi uygarlık konusunda da 'Herkesin konuştuğu dilden mahrum/ ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinciyle' gerekli ve öznesi hep 'İslam' olan bir tez oluşturmuştur."
Düşünür Sezai Karakoç, insanlığın, ümmetin ve ülkemizin kurtuluşunu 'Diriliş' diye niye nitelendirdiği İslam Medeniyetiyle mümkün olacağına inanmış ve yıllarca bunu insanlara anlatmıştır. Diriliş penceresinden 'millet', 'medeniyet', 'devlet' kavramlarına yeni bir tanım getirir. Ben bu kavramların içeriğine girmeyeceğim. Düşünür Karakoç'un düşüncelerini ve felsefesini Cahit hocam anlatacak.
3- Ahlak Adamı Sezai Karakoç
Bilge insanlar, bir yol üzeredirler. Yalnızdırlar bu yürüyüşte, çoğu zaman bir başına; ama onurludurlar, ama gururlu, ama vakur. Almayı bilmezler, vermeye meyyallidirler. Hayatlarını kutlu bir davaya vakfetmişlerdir. Bu duruş, onların en büyük sermayesidir. Tüm toplumu vebal altında bırakabilecek bir sorumluluğu tek başına omuzlamanın vermiş olduğu bir izzet halidir bu.
Üzülerek ifade etmek gerekirse toplum, çoğu zaman bu neviden insanlara ve getirdiği mesaja bir cüz zamlı muamelesinde bulunmuştur. Uzak durmayı, mümkünse kaçmayı, değilse kulak tıkamayı yeğlemiştir. Kulak tıkadıkları bilgelerdir, feylesoflardır, sanatçılardır; kulak tıkadıkları yaratılış esprisidir, varoluş gerçekleridir, hayatı anlamlı kılan sesin kendisidir. Sezai Karakoç böyle bir insandır. Karakoç şairdir, düşünürdür, teorisyendir, eylem adamıdır, belki de en çok dava adamıdır. Diriliş düşüncesinin mimarıdır.
Sezai Karakoç, görünür olmayı sevmeyen biridir. Onu gazetelerde, televizyonlarda yahut sosyal medyada demeç verirken görmeniz güçtür. Ne varsa onun dışında gelişmiştir. Onun dışında Diriliş okumaları yapılmış, onun dışında yazılar yazılmış, onun dışında hayatı aktarılmış, onun dışında belgeseli çekilmiştir. Kendisine verilen ödülleri almaya dahi gitmemiştir. Bu görünür olmama hali, onu daha da gizemli hale getirmiştir. Bu tercih meselesidir. Muhtemeldir ki bu tercihin doğmasına kimi yaşanmışlıklar sebep olmuştur.
Karakoç, medyatik olma arzusunda değildir. Popüler kültürün bir malzemesi olmaktan da özellikle kaçınmıştır. Tüm bu görünür olmama durumuyla birlikte Karakoç, aslında hep görünürdür. Dünyadaki tüm bağımsızlık hareketlerinin yanında yer almıştır. Tunus' ta, Cezayir' de, Pakistan' da, İran' da onu görebildiğimiz gibi Çekoslovakya' da, Polonya'da da onu görebiliriz.
Karakoç, Bosna için der ki; “Nerede Bosna destanı? Bu destanı yazacak şair de mi yok? Gidip çarpışıp kurtaramadığımız gibi, şiirini bile yazamıyoruz. Siz, o zaman bizim ne işimize yararsınız şairler? Nerede şiirleriniz?”
Cezayir katliamını anlatmak için gazeteler "Cesetler sokaklarda kokuyor" başlığını atar. Karakoç: Kokan cesetler değil, Batı’nın Fransa'nın zihniyeti kokuyor diye tepki gösterir.
Akif İnan Karakoç' u zirve olarak görür: "Sezai Karakoç, yalnız Cumhuriyet döneminin büyük sanat ve düşünce adamı değil, bin yıllık tarihimizin içindeki zirvelerdendir."
Cemal Süreyya' nın Sezai Karakoç'la ilgili görüşleri: “Bulgucu bir adam. Belki de ülkemizde tek bulgucudur. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ın kini iç içe geçirin yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. Türkiye' de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. Bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarıda ve yukarıdadır. Düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar. Ama yalnız olması yalnız kalma anlamında değil. Yapısı öyle. Karakoç ve Şevket Eygi Ankara'dan geldiler. Bundan mı acaba? Aydınlar Ocağı tipiyle aralarında en küçük bir benzerlik yok ikisinin de... Özellikle Karakoç bence yaşama konumu olarak da tek ve benzersiz kişi. Tek ama 1960’dan beri mukaddesatçı kesimde boy gösteren sanatçı ve yazarları en çok o etkilemiştir.”
Karakoç bir yerde inancının çılgını. Onunla delici bir ideolojiye ulaşmak ister. Bunun için her şeyi bilmesi gerektiği kanısındadır. İnancı silahı ve çocuğudur. Düşüncesini iyice soyut bölgelere götürür. Mantığını yitirir, başka bir mantık bulur. Sözgelimi İstanbul başkent kalsaydı Türkiye'nin durumu daha iyi olurdu diyebilir. Ayasofya’nın Camii olarak açılmasıyla bir kurtuluş olasılığının belireceğini size sezdirebilir.
Diriliş Yayınevi de sahibine benziyor. Yalnız Karakoç'un kitapları basılır yayınevinde.
Dışarıya karşı bağnaz değil. Her şeyi tartışabilirsiniz. Kimseyi düşük düşürmez. Ama bazı kişileri büyük düşürdüğü olmuştur. En ilkelle en modern arasında durur.
-1950'li yıllarda bir hilesini yakalamıştım; Necip Fazıl kendisinden borç ister, o da her seferinde cebindeki parayı son kuruşuna kadar verirdi. Sonunda kendisi aç kalırdı. Buna bir çare düşündü. Marmara kıraathanesine giderken, özellikle de aybaşlarında yanında daha az para taşıyordu. Az dedim ya o kadar da az değil. Maaşının yarısı kadar. Sanırım Karakoç'un hayatındaki tek oyunu budur.
Sultan Ahmet Camiinin külliyesinde dergi çıkardı. Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nazım da okur. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçak gönülle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok.
Düşüncelerini açıklarken, konjonktürün rüzgârından etkilenmemiş, inandığını, hiçbir güce dayanmadan, hiçbir güce taviz vermeden dillendirmiştir. O, bütün Melâmiler gibi ‘ben’ini (ego) silip yok etmiştir! Son "Derviş" tabiri yanlış olmaz.
Ve kendi dilinden Karakoç:
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeye çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Bir nesil Batı ile hesaplaşmayı Sezai Karakoç' tan öğrenmiştir. Yine kendi dilinden Masal adlı şiirinden batı medeniyetine meydan okuyarak ve kendini en iyi anlatan mısralar kurar
Karakoç:
Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Yaşamı ve sanatıyla çağının vicdanı olan Sezai Karakoç şöyle seslenir:
"Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hâlbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar." diyerek insanlığın dirilişini müjdeleyen hoş bir seda bırakır.
Sezai Karakoç - Necip Fazıl İlişkisi
Sezai Karakoç ortaokul - lise yıllarında Büyük Doğu Dergisiyle tanışır. Üniversite yıllarında İstanbul'da dergiye uğramayı ihmal etmez Sezai Karakoç. Necip Fazıl Ankara'ya geldiğinde mutlaka ziyaretine gider ve sohbetlerine katılır. Malatya davasını takip eder, hapishanede ziyaretine gider Sezai Karakoç, Necip Fazıl' ın.
1954 yılında Necip Fazıl Büyük Doğu'yu yeniden çıkarır. Derginin kapağında başörtülü bir kızın ağlayan fotoğrafı vardır. Dergi "Milletçe ağlıyoruz" diye başlık atar. Bu sayı çok satar. Necip Fazıl, Sezai Karakoç' a İstanbul' a gelmesini ve kendilerine yardım etmesini rica eder. Karakoç' un üniversitedeki son yılıdır, sınavları verdiğinde okul bitecektir. Necip Fazıl' a mümkünse imtihandan sonra geleyim der ancak; "Hemen gel, bu bir emirdir." der. Sezai Karakoç Ergani' ye döner ve ailesiyle görüştükten sonra İstanbul' a hareket eder. "Davamın dergisi" dediği Büyük Doğu dergisinde yazmaya başlar. Dava ve Necip Fazıl için okulu uzatır.
Fakat Necip Fazıl böyle bir emir verdiğini unutmuştur. "Unutmuşum sana söylediklerimi, iyi ki geldin." der. Necip Fazıl derginin edebiyat köşesinde devlet memuru, mülkiyeli olan Sezai Karakoç' un ismini kullanmaktan imtina etmez. Sezai Karakoç bu durumdan memnun olmasa bile ona hürmeten sesini çıkarmaz. Aziz Nesin' le halef selef bu dergide yazıları çıkar.
Görüldüğü üzere Necip Fazıl, Sezai Karakoç adına tasarrufta bulunmaktan imtina etmez. Kimi zaman başka dergilerde yazmasına izin vermez, kimi zaman sayfasına müdahale eder. Kimi zaman da "dava adına" yapılması gerekenleri üst perdeden salık verir. Ancak Sezai Karakoç ona karşı saygısında ve üslubunda kusur etmez. Çünkü Sezai Karakoç' un dünyasında ayrı bir yeri vardır.
Necip Fazıl ise Sezai Karakoç' un üzerinde titizlikle durur. Ondaki cevheri görmüştür. Onu kollar ve korur. Ona yaşının üstünde sorumluluklar verir. Onu diri tutmaya çalışır. Dönemin önemli simalarıyla tanıştırır. Sezai Karakoç, Necip Fazıl' ın yanında Büyük Doğu dergisinde büyük tecrübeler kazanır.
Necip Fazıl' da bir arayış vardır. Felsefeden mütevellit bir arayıştır bu. Bir buhran bir sorgulama hali. Ama sonuçta hakikati bulma arayışıdır bu. Sezai Karakoç' taki arayış ise bir anlama halidir. Ne aradığını bilen bir adamın içini doldurma çabası, anlamlandırma gayreti. Bu farklılık, şiirlerinde belirgin bir şekilde karşımıza çıkar.
Necip Fazıl, bir şehirlidir. Sezai Karakoç kasaba adamıdır. Şehre kasabadan inmiştir. Şiirlerinde tabiatı özlemez, yaşar. Metafizik olgular bir hafakan yaratmaz onda, bu olguları kullanır o, Necip Fazıl' ın sorduğu sorular, Sezai Karakoç' ta cevabını bulmuştur. Necip Fazıl' ın Sezai Karakoç' a etkisi şiiriyle değil, hazırladığı düşünce ortamıyla olmuştur. Karakoç, hem düşünce, hem sanat planında "üstadını" yani Necip Fazıl' ı kimi bakımından aşmış durumdadır. Düşüncelerini bilinen temellere oturtmasının yanında, daha planlı ve programlı oluşu, çağdaş edebiyatın gelişmelerine yabancı kalmaması hatta onu aşması, edebiyatımızı bir yörüngeye oturtma çabaları ve şiirinin özünde İslami olandan taviz vermemesi, onu farklı kılan hususlardır.
Aslında Sezai Karakoç sade yaşantısı, idealistliğiyle Türk edebiyatında en çok Mehmet Akif' e benzer. Bu iki şairin kişilikleri birçok yönden örtüşür. Karakoç, Akif gibi doğrucu, tavizsiz ve kalabalıklar içinde yalnızdır. Her ikisi de bir karakter abidesidir. Mehmet Akif gibi doğrucu, kolay dostluklar kuramayan, paraya pula kıymet vermeyen, hayatını davasına adayan, idealist ve örnek bir şahsiyettir. Bana göre geçen yüzyılın kahramanı/şairi Mehmet Akif, bu yüzyılın ise Sezai Karakoç' tur. Bu iki şair kılıçla değil kalemleriyle kahramandır.
4- Aldığı Ödüller ve Tepkisi
1968 Milli Türk Talebe Birliği Milli Hizmet Madalyası
1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü
1982 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü
1988 Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü
1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü
2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Sanat Büyük ödülü ile ödüllendirilir. Bakanlığa ödülün bir kısmını kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı.
2010 yılında Sezai Karakoç' un hayatını konu edinen "Gün Doğmadan" belgeseli yayınlanır.
2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat ödülüne layık görülür. Fakat kendisine verilen plaketi ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmez. Bu ödülle ilgili Fehmi Koru heyecanını gizleyemez ve " Devlet, bu ödülle, onun edebiyatçı ve düşünür kişiliği karşısında önünü iliklediğini düşünür.
5- İllaki Bir Kronoloji Olsun Derseniz İşte Size Sezai Karakoç:
-1933 yılında Diyarbakır Ergani' de "Gulan" (Mayıs) ayında doğdu.
-Babasının ada Yasin, annesinin adı Emine'dir.
-İlkokulu 1938-1944 yılları arasında Ergani' de okudu.
-1944 yılında sınavlara girerek kazandığı Maraş Ortaokulunda parasız yatılı ve burslu okudu.
-1947-1950 arasında lise eğitimini parasız yatılı olarak Gaziantep lisesinde tamamladı.
-Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955' te fakültenin maliye bölümünden mezun olur. Altan Öymen' le aynı dönemdedir.
-Maliye müfettişliği sınavına girerek 11Ocak 1956' da müfettiş yardımcılığı görevine başlar. Görevi gereği Anadolu'yu çok gezdi ve birçok il ve ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı buldu.
-1960-1961 yıllarında yedek subay olarak askerliğini yaptı.
-1965' ten 1973' e kadar birçok kez istifa etti. 1973' ten sonda resmi görev almadı.
-1990' da "Güller açan gül ağacı" amblemiyle "Diriliş Pastisini" kurdu. Üst üste iki yıl seçimlere katılmadığından parti kapatıldı.
-2007 yılında Yüce Diriliş Partisini kurdu.
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dünya sürgününü 88 yaşına kadar sürdükten sonra 16.11.2021 tarihinde gerçek dünyasına kavuşmuştur. Allah rahmet eylesin. Kendisini iyi bilirdik. Hepinizi beni dinleme zahmetinde bulunduğunuz için saygı ile selamlıyorum.
Not: Bu yazı 24 Aralık 2021 tarihinde yapılan Sezai Karakoç ve Diriliş Nesli panelinde yapılan sunumun metnidir.

Kaynakça:

-Sezai Karakoç, Abdulvahap Ballı, Çıra Yayınları
-Diyanet Dergisi, Sayı, 372

Foto Kaynak: https://www.gzt.com/
 

Bu yazı toplam 117 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama