TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU VE SONUÇLARI / Köşe Yazısı - Enver YILANLI

8.11.2015 10:53:10
Enver YILANLI

Enver YILANLI

TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU VE SONUÇLARI
Osmanlı Devleti hâkim olduğu coğrafyada birçok kavmi farklı kültürleri farklı din mensuplarını bünyesinde barındırmıştır. Şer’i ve örfi hukuka göre yönetilen Osmanlı Devleti’nde eğitim faaliyetleri devletin kontrolünde yapılmazdı. Toplumdaki değişik etnik ve dini gruplar kurdukları hayır kurumları, vakıf ve dernek gibi kurumlar aracılığıyla eğitim faaliyetini sürdürürlerdi. Osmanlı yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulmasıyla beraber bu tablo diğer birçok kurumda olduğu gibi eğitim alanında da sekülerleşme yönünde değişmiştir. Şöyle ki 23 Mart 1924 tarihinde meclisten geçen bir kanunla Halifeliğin kaldırılması ile beraber Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş ve eğitim yeni bir yörüngede gelişmeye başlamıştır. Böylece karma, tek tip, laik ve eğitimi tamamen devlet tekeline alan bir model uygulamaya konulmuştur. Öncelikle devletin çağdaşlaştırılması adına yapılan değişikler daha sonra devletin tebaasının çağdaşlaştırması projesine dönüşmüştür. Bu konuyla ilgili olarak İsmet İNÖNÜ hatıralarında şunları söylemektedir: “Devrimin genel gayelerinden  biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap-islam dünyasıyla bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmak, yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler yeni yazıyla çıkan eserleri de biz denetleyecektik.” ( İnönü hatıraları 2 sayfa 223)
Bu uygulamaların sonucu olarak devlet halkı için neyin doğru neyin yanlış olduğuna halkı adına karar vermektedir. Dolayısıyla bunun eğitim sistemindeki yansımaları gecikmemiş; devlet neyin öğretileceği, yeni nesillerin neye bağlı olması, nelere karşı durması gerektiği  gibi konularda tek söz sahibi olmuştur. Böylece yeni nesillerin neye inanacağına, neyi koruyacağına, neyi seveceğine, nelerden nefret edeceğine şahsın kendisi ya da onun dünyaya gelmesine vesile olan anne babası değil, devlet karar verecektir. Eğitim müfredatının tamamı, okulların fiziki ortamları bu amaca hizmet edecek şekilde devlet tarafından dizayn edilmiştir. Bu durumda öğretmenler de aynı çarktan geçtiği için resmi ideolojinin gereklerini yeni nesillere enjekte etme aracına dönmüştür. Dolayısıyla devlet, bilginin üretimi ve aktarımını tekeline almıştır. Eğitimde yaşanan etkinsizliğin temelinde de bu tekelci üretim anlayışı yatmaktadır. Bu etkinsizliğin en somut şekli uygulanan eğitim  sisteminin  bir sonucu olarak ortaya çıkan fert  ve dolayısıyla toplumdur.   Cumhuriyet’in ilk yılları ile birlikte ve 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulüyle tüm eğitim kademelerinde karma eğitim esas alınmıştır.
Karma eğitim 1973’te kabul edilen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 15. Maddesi’nde Milli Eğitimin Temel İlkeleri’nden biri olarak belirlenmiştir. Kanun’a göreOkullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkan ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” Dolayısıyla Cumhuriyet tarihi boyunca ilkokullarda yani 11 yaşına kadar karma eğitim uygulanmış, ortaokul ve lisede ise kız ve erkekler için ayrı okullar açılabilmiştir. Dünyada ve Türkiye’de karma eğitimin uygulamada yol açtığı veya en azından ilişkili olduğu düşünülen birçok sorun, yazılı ve görsel basında yer almaktadır. Karma eğitime yönelik bu sorunlar; taciz, cinsel sapıklıklar ve davranış bozuklukları, dikkat ve motivasyon düşüklüğüne bağlı akademik başarıda düşüş şeklinde özetlenebilir
Konuyla ilgili istatistikler, karma eğitimin, en büyük gerekçesi olarak sunulan “eğitimde eşitlik” ilkesine hizmet etmediğini göstermektedir. (Der Spiegel,2001)
İngiltere’de okulları denetleyen ve inceleyen bir merkez olan Ofsted’in araştırmasına göre, eğitimde yapılması gereken ilk şey, kız ve erkek öğrencileri farklı sınıflarda okutmaktır. (Sabah 2007)
TÜRKİYE’DE ÇOCUKLARIN EĞİTİM DURUMU 
Kızlar, okullarda fizik, kimya, matematik, spor, el işi, bilgisayar alanlarında genel olarak erkeklerle yarışmayı göze almıyor. Yarış olduğunda geri çekiliyorlar ve hakimiyet erkeklere geçiyor. Halbuki kız okullarında öğrencilerin bu dersleri kendi aralarında yarışırken başarılı olduğunu gösteriyor. Bizde, yönlendirme bir tarafa, çocuk eğitiminde sınıfta kalmış durumdayız. Bir araştırmaya göre çocukların % 29 okula gitmiyor, % 38’i cinsel istismara uğruyor, % 21’i okuma yazma bilmiyor. 20 bin çocuk sokakta. Her yıl 125 bin çocuk okuma yazma öğrenmeden zorunlu eğitim çağının dışına çıkıyor. 6 milyon çocuk çalışıyor. (Karma Eğitim. S. 150.)
 Bu veriler ışığında ortaya çıkan tabloya baktığımız zaman, etik değerlerden yoksun, yaratılış gayesi yolunda hayatına bir anlam katamadığı gibi topluma müspet anlamda hiçbir değer katamayan bireyler yetişmektedir. Tevhid-i Tedrisat Kanunun en önemli sonuçlarından biri de medreselerin kapatılmasıdır. Medreseler yüzyıllarca yüklediği misyonla toplumun eğitiminde önemli rol oynamış bir eğitim kurumudur. Eğitimde bireysel farklılıkları göz önünde bulunduran, zaman kavramını bir nevi ortadan kaldıran ( isteyen istediği zaman eğitime başlayabiliyordu), sosyal dokuyu pekiştirip kaynaştıran, kültürel farklılıkları ortadan kaldıran bu kurumun yeni sistemde yeri olamazdı; çünkü medreseler topluma seküler bir kimliğin dayatılabilmesi, dini sosyal ve kültürel dokunun çözülerek yeni bir ulus kimliğinin kazandırılabilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyordu. Sonuç itibariyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu sonucu olarak ortaya çıkan eğitimin zorunlu hale gelmesi, karma eğitim, ( bireysel farklılıkların göz ardı edilmesi) eğitimin tamamen tekelleşmesi, anne babanın çocuğun eğitimi, geleceği ve şahsiyetinin oluşumu gibi konularda hiçbir söz sahibi olmaması gibi sorunları ortaya çıkarmıştır.
                                                                                  
 
 
 Enver YILANLI

 

Bu yazı toplam 3584 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Ali yilanli
4 Ağustos 2016 Perşembe 17:11
17:11
Çok mantıklı bir konuya değilmiş. Bu zaman diliminde en çok tartışılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.