Kaliteli Müslüman Kaliteli İnsandır / Köşe Yazısı - İsmet TANRIVERDİ

9.10.2019 22:59:38
İsmet TANRIVERDİ

İsmet TANRIVERDİ

 Kaliteli Müslüman Kaliteli İnsandır

İslam'da kalite ya da kaliteli Müslüman'ı tanımlarsak;  insanın bir bütün olarak niyetini, düşüncesini, ruhunu, aklını, duruşunu esas alır. Başka bir ifadeyle kaliteli Müslüman; tüm kimliği, kişiliği, benliğiyle vahyin belirlediği sınırlarda ve standartlarda yaşayan Müslüman'dır. Müslüman sıfatını taşımak yeterli bir ayrıcalık değildir. Beraberinde ağır insani kişilik ve sorumluluk da getirmiştir. Bu anlamda İslami kimlik kadar insani kimlik de önemlidir.

 "Kişilik, insanın gerçek kimliğidir. Bizi başkalarından ayırır. Bir kimsenin kendine özgü manevi ve ruhi özelliklerin bütünüdür. Müslüman şahsiyet ya da İslami kimlik denilince öncelikle sağlam bir kişilik akla gelir. Sağlam kişilik çelikten bir iradeyi ifade eder. Eğer irade çelikten değil de tenekeden ise kısa sürede paslanıp çöpe atılır. Müslüman şahsiyetin teslimiyeti, kendisini var eden, ilahi Rabbi olan Allah'adır. Müslüman kişilik, önce sağlam bir karakter, sonra da hazmedilmiş gerçek bir tevhid akidesiyle oluşur.”(1)

Müslüman'ın kalitesi insanın kalitesini ortaya çıkarır. Eğer bir Müslüman Kur'an'i değerlere göre üstün niteliklere sahipse insani olarak da üstün nitelikler taşıması gerekir. Müslüman'ın yaşam tarzı inancından bağımsız değildir. Ayette belirtildiği gibi "...eğer gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz". Yani Müslüman kimliğine sahip olan insan Allah katında üstünlük avantajı elde ederek farkındalık oluşturur.  Başka bir tabirle mükemmellik kazanmıştır. Böylece İslami kimlik Müslüman'a şeref ve yücelik katarak sorumluluğunu da beraberinde yüklenmiştir. Bu sorumluluk "yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak" kendini bilen ve Allah adına hareket eden, işleri yürüten nitelik açısından üstün özelliklere sahip İslam kimliği taşıyan Müslüman şahsiyetlerdir.

Kaliteli Müslüman, "Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve kuşkusuz ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir?" ilahi emir gereğince Müslüman kimliğin üstünde başka bir kimlik tanımayan insandır.

Kaliteli Müslüman, Allah'a teslim olan, hiçbir şeyi (makamını, etnik kökenini, ticaretini, ailesini vb.) Allah'ın sevgisinin önüne geçirmeyen iradeye sahip insandır. Dini; yaşam biçimi olarak gören, değer yargılarını inançlarını çıkarlarına, ihtiraslarına kurban etmeyen, nefsini ilahlaştırmayan, doğruluktan ayrılmayan, emanete riayet eden, adalet sahibi, Müslümanlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu hareket eden, hakkı ve hakikati koruyan şerefli insandır.

Kaliteli Müslüman, dini yalnız Allah’a has kılarak "De ki, şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir" amentüsünü hayatın felsefesi edinen, ihlâslı, samimi, hiçbir Firavun ve tağuti düzen önünde baş eğmeyen, zillete düşmeyen, tehlike gördüğünde sağa sola savrulmayan, ayakları sabit olan ve dik duran insandır.

Kaliteli Müslüman, ümmet bilinciyle hareket edip, ümmetin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan, duyarlı, “Emri bil maruf nehyi anil münker”i heybesinde taşıyan,  bireyleri ve toplumu ıslah etmeyi şiar edinmiş, her türlü etnik, düşünce farklılığına tahammül eden insanları kardeş sayan kişilikli insandır.

Kaliteli Müslüman, Kur’an ahlakına sahip olandır. Üçkâğıtçı, hilekâr, düzenbaz tiplere prim vermeyen ve onlarla mücadele eden, gıybetten uzak duran, Allah için infak eden, cahillerden yüz çeviren, yetimi, yoksulu, düşkünü, mazlumu, mağduru koruyan ve kollayan insandır.

Kaliteli Müslüman, daima adaletten yana olan ve adaleti ayakta tutmak isteyen, siyasetin de, ticaretin de, beşeri ilişkilerde vahyi esas alan kişiliğin ve kimliğin adıdır. "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz" bilinciyle hayırda yarışan ve İslam'ı öncelikli kimlik sayan Müslüman'dır.

Kaliteli Müslüman "Sizden biri, bir kötülük görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin" ya da  "Kalk, uyar, harekete geç" çağrısına uyarak insiyatif alan, pasifliği, tembelliği kabul etmeyen eylem adamıdır. Haysiyet ve şahsiyet sahibidir. Yol, yordam bilen; hal, gönül bilen; ilim, irfan,  adap bilen insandır.

Ancak, adımızın Müslüman olması, kimliğimizde İslam yazması kalitemizi göstermediği gibi bizi temize de çıkarmaz. Hem kişilik hem de iman sahibi muttakilerden olmamız gerekir. Ancak Müslümanların aşırı dünyevileşmesi, sekülerleşme sürecine girmesi, kimlikleri ve kişilikleri bulanıma sürükleyerek onları tüm değerlerine yabancılaştırmıştır. "Masa, Kasa, Nisa"  diye tabir edilen formül, Müslümanların kişiliklerine karabasan olmuştur. Dünyevileşmenin beraberinde getirdiği yersiz rızık korkuları tüm parametreleri değiştirmiştir. Aidiyet kimliklerimizi ve kişisel kimliklerimizi tufanlar, kasırgalar çarpmış, alabora ederek adeta imajı yerlerde sürünmektedir. İslami kimlik ile her türlü rezalet yapılarak İslam'a ihanet edilmiştir. Kusurlarına Allah'ın adını kullanarak paydaş eden, kaderciliğe sığınan, iyilikleri kendinden bilen bencil (egoist) kişilikler türemiştir. Bu tür kişilikler, İslam hakkında bilgisi olmayanlara kötü bir algı oluşturmuştur. Müslümanların bu algıyı değiştirmeleri gerekir. Diğer insanlara ve muhataplara Kur'an'ın "Dosdoğru ol" ilkesinden hareket edilerek yaklaşılmalıdır.

Kaliteli Müslüman Kaliteli Toplum

Kaliteli şahsiyetler, kaliteli toplumları meydana getirir. Şahsiyetli bireyler, kaliteli toplumların dinamik gücüdür. Bozuk bir toplum, bozuk bireylerin eseridir. Toplumsal değişim ancak bireylerin ıslah edilmesiyle ortaya çıkar. Tabandan (bireylerden) gelen değişimler her zaman sağlıklı olur. Tavandan, üstten yapılan müdahaleler kalıcı olmaz ve yok olmaya mahkûmdur. Profili düşük bireyler, birbirinin gölgesi olur. Bu nedenle insan kaynaklarına yatırım yapılarak kişilik eğitimine önem verilmelidir.

Kaliteli şahsiyetlerin yetişmesinin önündeki en büyük engel şüphesiz eğitim sistemleridir. Basmakalıp kurallar dayatılarak kişilikleri silikleştiren ve öğüten sistemler mevcuttur. İnsanlar, rejimlere, sistemlere kulluk etmek amacıyla yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

Kaliteli şahsiyetlerin yetişmesinin önündeki bir başka engel de sahip olduğu grup, hizip, cemaat, tarikat, parti vs. yapılardır. İnsanların yetişmesi, olgunlaşması için bu yapılar gereklidir. Kişilikli insan inşa etme, yeteneklerini ortaya çıkarma gibi eğitim faaliyetleri yapmalıdır. Ancak, kimlik ve kişiliklere aşırı müdahaleler, baskılar yapılması; yığınlaştırma, sürü psikolojisi mantığıyla hareket edilmesi, şahsiyetlerin ortaya çıkmasının önündeki engellerdir. İtiraz edenleri, soran ve sorgulayanları afaroz eden yapıların anlayışlarını değiştirmeleri gerekir. Kişiliklerin gelişimine daha çok katkı sunmaları, eleştirel kültürü hazmetmeleri erdemliliklerini gösterir. Birbirlerinin fikirlerine aşırı tahammülsüzlük, nifakların sebebidir. Bu anlayış, yetişen kişiliklerin vahdet anlayışlarını ciddi bir şekilde zedelemektedir. Bireyler, topluma faydalı olmaktan çok, şahsi ihtirasların peşinde koşan liderlerin, önderlerin kurbanı olarak seçilir.

İslam dirilmeyi, aksiyoner olmayı, hayata ve topluma sarılmayı, toplumun derdiyle dertlenmeyi istemiştir. Kabuğuna çekilmek, miskin yaşamayı ve tembellik etmeyi yasaklamıştır. Toplumsal hareketlere ve değişmelere gözünü kapatmak İslam düşüncesiyle bağdaşmamaktadır. Müslüman hem kendi geleceğini hem de toplumun geleceğini düşünmek zorundadır. Erdemli toplum ancak böyle inşa olur. “Molla, şeyh olmak kolaydır, insan olmak ne kadar zordur” sözü yerinde söylenmiş bir sözdür. Önemli olan kişilik ve kişiler yetiştirmektir. Bu nedenle kalplerin, zihinlerin, bedenlerin eğitilmesi, inşası büyük önem taşımaktadır.

Kaliteli Müslüman Kaliteli Siyaset

Siyaset; bir toplumun başına geçmek ve onların işlerini yararlarına olacak biçimde yürütmektir. Toplum işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işidir. Bir başka ifadeyle insanları yönetme sanatı olarak tanımlanabilir.”(2)  

Kaliteli birey, kaliteli toplumu; kaliteli toplum, kaliteli siyasetçi ortaya çıkarır. Kaliteli Müslüman'ın kaliteli siyaset yapabilmesi için öncelikle İslami değerlere veya insana değer veren bir rejimle yönetilmesi gerekir. Bozuk bir düzenin bozuk kuralları, bozuk ve kötü siyasetçiler ortaya çıkarır. Kaliteli siyasetçiler,  kötü bir sistem ya da rejimle yönetilen yönetimlerde zamanla aşınır. Bu nedenle insanların ihtiyaçlarına cevap veremeyen bu rejimleri değiştirmek her Müslüman'ın başlıca görevidir. Toplumun yönlendiricileri olan siyasetçiler, yöneticiler ve liderler, bireysel ve toplumsal değişim ve ıslah etmede önemli rol oynarlar.

Siyaset ya da politika, ülkelerin sürekli önemli gündem maddesidir. Siyaset, hayatımızın birçok alanını etkilemektedir. Ekonomiyi, ticareti, sanatı ve düşüncenin yönünü belirler hale gelmiştir.

"Kaliteli bir şahsiyet nereye girerse girsin oraya bir katma değer katar. Girdiği yerin değer ortalamasına katkıda bulunur ve o ortalamayı yükseltir. Tabi ki tersi de geçerlidir. Kalitesiz bir insan girdiği yerin değer ortalamasını düşürür."(3)

İslam'ın temel felsefesi insanı yüceltmektir. Farabi'nin deyimiyle "İslam, ibadeti siyaset; siyaseti ibadet olan bir dindir. Eğer toplumsal gelenek kaliteli olursa, siyaset de kaliteli olur, değilse siyaset de kalitesizleşir. Faziletli devlet, faziletli siyasetle mümkündür. Faziletli toplum ise onu oluşturan faziletli şahsiyetlerin eseridir."(4)

Siyaset, Allah rızası için yapılmalıdır. Bir düşünce adamının deyimiyle: “Siyaset komisyon, vizyon için değil; misyon için yapılmalıdır”. Müslüman dava ve idealler uğruna her şeyini feda edebilmelidir. Çıkarları, ihale ve komisyonculuk uğruna siyaset yapanlar ile heva ve hevesini tatmin etmek, yani koltuk ve vizyon için yapanlar siyaset arenasından çabuk silinirler. Çünkü para ve koltuk, düşük profilli insanları çabuk esir alır. Bu tür anlayış ve düşüncelerle yapılan siyaset Müslüman kişilikle bağdaşmadığı gibi insani anlamda da kötü model olur.

Siyaset seviyesizleştirerek, holiganlaştırarak, hizipleştirerek ve futbol takımı tutar gibi fanatikleştirerek yapılmamalıdır. Siyasi kazançlar uğruna kendi değerlerinden vazgeçerek kişiliksiz hale gelmek seviyesizleşmek veya haysiyetsizleşmek kişilik ve kimliğimizi zelil hale getirir. Ahlaki değerlere göre yapılmayan siyaset, kişilikleri bozduğu gibi her türlü meşru olmayan yolların kapısını aralar. Ahlak, siyasetin ana prensibidir. Siyasette güç olmak, iktidar olmak, ülkeyi yönetmeye talip olmak, kişisel çıkarlar uğruna İslami değerler feda edilmemelidir. Yalanı, dolanı, hırsızlığı, adaletsizliği, ikiyüzlülüğü din üzerinden meşrulaştırmak, dine yapılacak en büyük ihanetlerden biridir. Dini ve insani değerler adına hatta dini değerlerin iktidar olması adına elbette siyaset yapılmalıdır. Zaten amacımız iyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak değil midir?

İslami siyasette adaleti gerçekleştirmek, hakkı sahibine teslim etmek, emaneti ehline vermek, işlerimize Allah'ı hakem kılmak, samimiyet ve dürüstlükten ayrılmamak şuuruyla hareket edilmelidir. Hz. Ömer, yöneteceği toplumun karşısına çıkıp: "Sizin en hayırlınız olmadığım halde bu işi bana verdiniz. Yanlış yaparsam ne yaparsınız? Diye soruyor. Ve halk: "Seni kılıçlarımızla düzeltiriz" cevabını alıyor. Bunun üzerine Allah'a hamd ediyor.

Siyaset hırsın, hortumlamanın ve iktidar nimetlerinin yolu olarak görülmemelidir. Günümüzde siyaset alanı çok kirlenmiştir. Bazı politikacılara güven kalmamıştır. Bunun sebebi kamu yararından çok kendi hesaplarına çalışmaları ve bunun için her şeyi yapmalarıdır.

Politikacıların yapamayacağı şeyleri söylemeleri ve ayrıca yalan söylemeleri artık normal olarak görülmektedir algısı genel kanı olmuştur. Bununla ilgili komik bir olay anlatılır:

"Bir otobüs dolusu politikacı seçim kampanyası için Teksas'ta dolaşıyormuş. Otobüs bir çiftliğin yanında geçerken, şoförün dalgınlığı yüzünden bir şarampole uçmuş. Çiftçi koşarak gelmiş, gece kuşa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlamış. Ertesi sabah, şerif soruşturma için çiftliğe gelmiş. Çiftçiye sormuş:

-Otobüsteki bütün politikacıları gömdün demek..

-Hepsi ölüydü, eminsin değil mi?

Çiftçi cevap vermiş:

-Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıları bilirsiniz. Nasıl yalan söylerler!" demiş.

 Buradan hareketle dürüst siyasetçilere lafımız yok. Ama bu durum acı bir gerçek. Hangi şartlar altında olursa olsun "dürüst olmak, omurgasız olmamak, sözün eri" olmak gerekir.

Ülkemizde siyaset yapmak, siyasi parti kurmak ideolojik temellere dayandırılarak kurumsallaşmıştır. Sağ-sol, Laik-Müslüman, Türk- Kürt, Muhafazakâr-Liberal vs. tabanlar oluşturularak, zamanla çatıştırılmış, bilgiden, derinlikten uzak taraf tutmalarla siyaset yapılmıştır. Bugün hala bu fay hatlarından faydalanan siyasi partiler ve liderler mevcuttur. Ülkenin geleceğinden çok partilerinin geleceği için çalışırlar.

 Ülkemizde siyaset yapma yöntemlerinden biri de lider sultasına dayanan anlayıştır. "Padişahım çok yaşa" ile başlayan bu anlayış liderin yaptığı her şey mubah görülür. Lidere yağcılık yapmak, sadakat göstermek önemlidir. Böylece insanımız yanlışlar karşısında dik duramıyor, itiraz edemiyor, kendi ikbalini düşünerek sessizliği tercih ederek yapılan yanlışları kabullenmiş olmaktadır.

Değerler ve ilkelerle siyasetin yapılmaması bir başka sorundur. Sistemin bozuk olması, siyasetçiyi de bozmakta ve onları rahatsız etmektedir. Ancak bunu değiştirmeye güçleri yoktur ya da işlerine gelmemektedir. Bu nedenle sistemi değiştirmek yerine sistemin onarım ve bakımı yapılmaya çalışılır. İktidara gelenler, Kadro kurmak için kadro değişimleri yapılarak bir taraf memnun edilir diğer taraflar küstürülür. Sistem içinde birbirini yaşatmak yerine birbirini yeme mücadeleleri verilir.

Oy avcılığı siyaseti toplumu bölmekte, kamplaştırmaktadır. İnsanların hayatı, şahsiyeti, kimlikleri oy uğruna hiçe sayılır. Çıkarları uğruna, toplumsal çatışmaların birçoğunu oy avcıları tarafından tetiklenir ve çıkarılır. Bu tür anlayışlara dur diyerek prim vermemek gerekir.

Sonuç:

İnsan, Allah'ın büyük bir projesidir. Allah her şeyin merkezine insanı koymuştur. İnsan her şeyden sorumlu tutulmuş ve her şey onun emrine verilmiştir. Bu nedenle insan kutsal ve şerefli bir varlıktır. Bu değere layık olmak istemeyenler ise aşağılık olarak nitelendirilmiştir. İnsanın şahsiyeti ve kalitesi bu anlamda çok büyük önem taşımaktadır.

Şahsiyetli, kaliteli bireyler kaliteli toplumu oluşturur. Böylelikle toplumu değiştirmeye bireylerden başlamak gerekir. Toplum değişirse, siyasetçiler de değişir. İslami kimlik için kaliteli şahsiyetler inşa etmeliyiz. Kişilik sahibi olunmadan kimlik sahibi olunmayacağını bilmeliyiz. Şahsiyetin oluşmasında bireyin dini inançları, ailesi, aldığı eğitim, sosyal çevresi, ait olduğu sosyal gruplar ve sosyal medya önemli etkenlerdir.

Bugün insanın kimliği ve kişiliği derin bir kriz içindedir. Bu nedenle insana yatırım yapmak diğer araçlara yatırım yapmaktan önce gelir. İnsanların kişilik sahibi olması yol, köprü, hastaneden daha önemli bir sorundur. İnsanın kişilik sahibi olmasıyla birlikte toplum ve toplumu yöneten siyaset sınıfı da kaliteli hale gelecektir. Böylece "Nasılsanız öyle yönetilirsiz" yansıması sağlanacaktır. Yönetme, yönetilme, ticaret, siyaset, yaşam tarzı, düşüncemiz, kısaca toplum bütünsel olarak ahlak sahibi ve kaliteli olacaktır.

Bizim yapmamız gereken insanın manevi alanını yeniden inşa etmektir. Adı ne olursa olsun bu dine inanan ve bu dini yaşayan kim varsa (parti lideri, cemaat lideri, STK lideri) tek olma düşüncesinden, kibirli olmaktan ve ümmete giden yolda engel olmaktan çıkmalıdır. Kur’an’a ve sünnete bağlı kalarak birlikte Allah’a ve geleceğe yürümeliyiz.

 

Kaynaklar

1-M.DURMUŞ: Nida Dergisi, Sayı Ocak-Şubat 2015

2-B.ELÇİ: Milli Gazete, 20 Eylül 2018

3-M.İSLAMOĞLU web sitesi

4-FARABİ: Takvimus Siyase ve Kitab’un Nevamis

 

Bu yazı toplam 365 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama