Fuat Sezgin ve Müslüman Bilim Adamları Hakkında Bazı Kısa Bilgiler / Köşe Yazısı - Ziya TEPE

27.9.2019 22:07:21
Ziya TEPE

Ziya TEPE

 

Fuat Sezgin ve Müslüman Bilim Adamları Hakkında Bazı Kısa Bilgiler

Fuat Sezgin Hoca’mız ve İslam bilim tarihiyle ilgili önemli gördüğümüz bir kısım bilgilerin kısaca da olsa bilinmesinde veya tekrarında fayda görüyoruz. Bunun, onun büyük arzusu olan, Müslümanların Batı karşısında hissettikleri aşağılık duygusundan kurtulmalarına ve öz güvenlerinin oluşmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz.

Fuat Sezgin çok iyi şartlara ve imkânlara sahip olmasına rağmen tam bir zühd hayatı yaşar. Ve bunu şöyle dile getirir. “Otuz yıldan beri evden çıkarken çantama sadece küçük bir ekmek parçası koyarak gidiyorum enstitüme. Enstitü’ye geldiğimde dolabımdan bir dilim ekmek veya yağsız reçel çıkarır, onunla öğle yemeğimi hallederim. Yani on dakika benim öğle yemeğim.” diyor. Hoca, kazancının büyük kısmını gittiği ülkelerde aldığı kaynak kitaplara veriyor. Bu kaynak kitaplardan kırk beş bin kitaplık bir kütüphane oluşturuyor. Bu kitaplardan on beş binini Türkiye’ye getiriyor. Kalan otuz bin kitaba da Almanya el koymuş ve halen mahkemelik durumdadır.

İnsanlık tarihinde duruşu ve temsili olmayan para, makam ve rahat düşkünü insanlar, hiçbir zaman saygıyla ve rahmetle anılmadığı gibi âlim ve bilim adamı da olmazlar. Bundan dolayıdır ki Fuat Hoca özellikle takvayı, yani Allah’tan korkmayı önerir. Bu konuda örneklik temsil edecek çok sayıda Müslüman bilim adamı vardır.

Bunlardan biri, insanlık bilim tarihinde Muallim-i Sani olarak geçen Farabi (870-950), öğrenmek ve öğretmek için her türlü sıkıntılara katlanmıştır. Her zaman hakikat ve marifeti aramış, ilmi nerde bulursa oraya gitmiştir. Ne servet ne makam ne mesken ne de aile edindi. Dünyada yamalı bir elbiseden başka bir şey taşımadı. Fakat tefekkür dünyasında ölümsüzlük tacını taşıdı. İlim için Bağdat‘a giden Farabi, öğrencilere verilen karşılıksız bursu kabul etmeyince, nasıl geçineceği sorulduğunda: “Gece bostan bekçiliğini yapar, gündüz de okurum.” demiştir. Gece bostan bekçiliği yapan Farabi, geceleri ay ışığında ders çalışmış, gündüzleri de medreseye devam etmiştir. Bağdat’taki medresede mantığın bir dalı olan dersin hocası olmadığından bu dersi almak için Harran medresesine gelir. Yine öğrenci bursunu kabul etmeyen Farabi, Harran’da da gece bostan bekçiliğini yaparak öğrenimini tamamlar.

Bursu hakkı olarak görmeyen ve hakkı kabul etmeyen ancak emeğinin hakkıyla geçimini sağlayan bu şahsiyetin duruşu ve temsili insanlık tarihinde örnektir.

Farabi’yi insanlık bilim tarihine Muallim-i Sani (ikinci öğretmen) olarak yükselten etken de bu ahlak ve karakterdir.

Yine İbn-i Sina gibi bir dehaya rağmen, çağına adını veren Birûnî (973-1051) yazdığı “El-Âsâru’l Bâkiye” adlı coğrafya kitabını Gazneli Sultan Mahmud’un oğlu Sultan Mesud’a sunduktan sonra Sultan, buna binaen kendisine bir fil yükü gümüş hediye edince, “Bu armağan beni baştan çıkarır ve bilimden uzaklaştırır.” diyerek hediyeyi geri çevirir.

Fuat Hoca Müslüman bilim adamlarımızın nasıl çalıştıklarını bilmemizi istiyor. İbn-i Sina, İbnü’l Heysem, Cabir bin Hayyan ve Biruni gibi bilginlerimizin çalışma tarzlarını az biliyoruz. Bunların çalışmaları araştırıldığında bir insanın tek başına neler yapabileceğini ve insanın yaratıcılığını görürler. Bir misal verirsek; Biruni, haritalara bakınca boylamların derecelerinin tutmadığını görür. Bundan dolayı boylamları ölçmek için Gazne’den Bağdat’a tüm mesafeyi arşın arşın ölçer ve bu iş için tam iki sene çalışır. Gidiş 2 bin, geliş 2 bin km zikzaklarla beraber toplam 7000-8000 km mesafe kat eder. Biruni’nin bu ölçümlerine Avrupalılar ancak 18. asırda ulaşabildiler.

Fuat Sezgin’in Türkiye halkına çağrısı, dil öğrenme korkusundan kendilerini kurtarmaları ve gramere sarılmalarıdır. Türklerde gramer bilgisinin olmadığını, bu yüzden de dili öğrenemediklerini, bazen iyi konuşsalar da yazamadıklarını, bunun da bizim en önemli problemlerimizden biri olduğunu belirtir.

Fuat Hoca başta Arapçayı öğrenmekte zorlanır; ancak 1943 yılında Rusların Bulgaristan’a girmesiyle İstanbul Üniversitesi altı aya kadar kapanır. Hoca bu süre zarfında babasından kalma Arapça 30 ciltlik Taberi tefsirini günde 17 saat çalışarak bitirip Arapçayı öğrenir. Alman oryantalist hocası Hellmut Ritter bu başarıyı hayret ve takdir ile karşılar.

Fuat Hoca diyor ki, “Sizler de benim gibi çalışırsanız Arapçayı öğrenebilirsiniz.” Fuat Hoca bir ara Katar Kraliçesi Şeyha Mouza’ya : “Hocam Hellmut Ritter, bana her yıl bir dil öğreneceksin demişti.” dediğinde Kraliçe hayrette kalmıştı.

Fuat Sezgin’in 27 dil, hocası Hellmut Ritter 32 dil bildiği yazılır. Yine unutmamak lazım ki İslam bilim adamların hepsi çok sayıda dil biliyorlardı. Örneğin Biruni; Arapça, Farsça, İbranice, Rumca, Süryanice, Sanskritçe ve Çince gibi birçok dili biliyordu. Çünkü dil bilinmeden bilim elde edilemez.

Fuat Sezgin Hoca’nın bir diğer çağrısı da mekteplerimizin müfredatına gramer dersinin tekrar konulmasıdır.

İslam’dan önce Araplar, Arapçayı düzgün ve iyi konuşmaya önem verirlerdi. Arapça şiir yarışmaları düzenlenirdi. Arapça gramerini 8. yy.da Sibaveyh denen bir âlim “ El-kitap” adlı bir kitapla yazdı. Üstelik bu kitap sadece gramer kitabı değil, aynı zamanda gramerin felsefesini de ortaya koyan bir çalışmadır. Hoca bunu müthiş bir gelişme olarak görür.

Ülkemizde Fuat Sezgin ilkokul üçüncü sınıfta iken 1934-1935 yıllarında okul müfredatından gramer dersi kaldırılıyor. Daha önce de sarf-ı Türki denen bir gramer dersi vardı, onu da kaldırdılar. Fuat Hoca okullarımızda gramer dersinin kaldırılmasına karşı çıkıyor.

Fuat Sezgin bazı Müslüman bilim adamları ile Avrupalı bilim adamlarının mukayesesini yapar. Örneğin; Biruni’yi Avrupalı bilginlerden biri ile mukayese etmek ister ama hiç kimseyi bulamaz. Biruni, çok tedbirli ve çok derin çalışan bir insan. Avrupalı bilim adamlarında biraz şarlatanlık olduğunu belirtir. Hoca İbnü’l Heysem ile Avrupalı bilgin Kepler’in mukayesesini yapar. İbnü’l Heysem çok derin çalışan bir insan. Kendisinde tekâmül duygusu ve tekâmül kanunu fikri çok derin olan bir insan. Kepler ise daha aceleci ve çok gösterişli bulur. Aristo ile Cabir bin Hayyan’ı mukayese etmek isteyen hoca bunun altından kalkamayacağı sonucuna varır.

Fuat Sezgin yerliydi ve İslam medeniyeti ile iftihar ediyordu. İslam medeniyetinin bir zamanlar ulaştığı seviyeyi göstermek için gece gündüz çalışan Fuat Sezgi’nin en büyük özelliklerinden biri de bu topraklara olan bağlılığıydı. Askeri cunta onu üniversiteden atmış ve ülkesini terk etmek zorunda bırakmışsa da o, ülkesine gönül vermiş birisiydi. Konuşmalarında sürekli “milletime borcum” demesi bundandır. 1961 yılından bu yana Almanya’da yaşayan Hoca, hem bilim çevrelerinde hem de Almanya’nın üst düzeyinde itibar görmesine rağmen Alman vatandaşı olmayıp Türk vatandaşı olarak kalmayı tercih etmiştir. İşte bu, olgun ve akıllı bir şahsiyetten beklenen duruş ve temsiliyettir.

Fuat Sezgin Hoca öğretmenlere “talebelerini aşağılık psikolojisinden kurtarmaya çalışma” öğüdünde bulunur. Hoca’nın en büyük arzusu “benim milletim” dediği Türk halkının Batı karşısındaki aşağılık kompleksinden kurtulmalarıdır. Bu aşağılık psikolojisi tüm Müslüman hakları kanser gibi kemiriyor. Batı’nın insanları da büyüklenme psikolojisinden kendilerini kurtarmaları lazım. Bilimlerin insanların ortak malı olduğunu ve bütün milletlerin ürünü olduğunu savunur. Genç kuşağın bu önemli bilginin farkında olarak kendini yetiştirmesi, bilgiye ve eğitime önem vermesi onun en büyük arzusuydu.

Fuat Sezgin Hoca’yı hayran bırakan münakaşadan: Biruni 27 yaşında iken 18 yaşındaki İbni Sina ile yazılı münakaşaya giriyor. Münakaşa konularından birisi “Işığın hızı ölçüsüz müdür, yoksa ölçülebilir mi?” idi. Hoca “Böyle bir şey bugünün Türkiye’sinde bile olamaz.” diyor. Biruni, İbni Sina’yı fazıl genç olarak tavsif ediyor. Hollandalı matematik bilimcisi Hoogendijik Müslümanların 10.yy’da küresel trigonometri problemlerinin münakaşasına dair birtakım dokümanlar veriyor ve onları izah ediyor.

Fuat Hoca İslam aleminin en büyük İslam bilim tarihçisidir. İlk bilim tarihini yazan kişi de İbnü’l Nedim’dir. Bilimler tarihi denen ilk kitap İbnü’n Nedim’in yazdığı “el- Fihrist” dir. Bu kitap tam manasıyla bir bilimler tarihi kitabıdır. İbnü’n Nedim kitabında sadece Müslümanlardan değil Yunanlardan, Babillerden, Hintlerden ve hatta Çinlilerden bile bahsediyor. Yani İbnü’n Nedim bilimler tarihinin kurucusudur.

Müslümanların 800 yıllık ilimler tarihindeki yaratıcılık merhalesi Fuat Sezgin’i çok mesud eder. İslam’ın gelmesinden sonra bilime müthiş bir şekilde susama başlıyor. Herkes okuma yazmaya çalışıyor, hocaların peşinden koşuyor. Daha hicri 1. yy’ın sonlarına doğru İslam dünyasında okuma yazma bilenlerin sayısı bütün dünyadaki okuma yazma bilenlerin sayısından fazlaydı. İslam’ın ilk asrında bir hocanın o kadar çok öğrencisi varmış ki hocanın, öğrencilerine okuma yazma öğretmek ve ders vermek için eşek ya da katır sırtında dolaştığını tarih kaydediyor. İslam âleminin en büyük bilim adamlarından biri olan Cabir bin Hayyan 700 harfli bir alfabe hazırlar. Yine kendisi atomun parçalanacağını ve bu parçalamada Bağdat gibi yerle bir edeceğini söylüyor.

Üniversitelerin İslam dünyasının mahsulü olduğuna bir kısım oryantalistler ve Fuat Sezgin Hoca inanıyor. 1234 senesinde Bağdat’ta yapılmış Muntasırrıye Üniversitesi, içinde tıp fakültesi dahil altı fakültesi olan bir vakıf üniversitesiydi. İlk devlet üniversitesi de Nizamiye medresesi olup Bağdat’ta yapılmıştır.

İslam medeniyeti miladi 700-1500 yılları arasında 800 yıl devam etmiştir. Müslüman bilim adamları bu süre zarfında her zaman yeni şeyler keşfetmiştir. Batı medeniyeti de miladi 1000-1500 yılları arasında 500 yıl boyunca İslam medeniyetinden bilim aldılar.

İslam bilim tarihinin insanlık âleminde tekrar gün yüzene çıkmasına, tanınmasına ve Müslümanlarda öz güven oluşmasına ömrünü vakfeden Fuat Sezgin Hoca’mızı hürmet ve rahmetle yad ediyoruz.

Bu yazı toplam 238 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.