İmam Hatip ve İlahiyatların Misyonu / Köşe Yazısı - Ömer DEMİR

11.4.2017 18:17:12
Ömer DEMİR

Ömer DEMİR

İmam Hatip ve İlahiyatların Misyonu

Müslüman dünyanın gerilemesi sonucu, diğer kurumlarda ortaya çıkan gerileme ve yozlaşma eğitim kurumlarına da sirayet etmiş, bunun sonucunda var olan eğitim kurumları çağın gerektirdiği donanımlara sahip insan tipini yetiştirmekten hızla uzaklaşmıştır. Bu gerçeğin farkına varılmasından sonra, İslam dünyasında her ne kadar gerek müfredat anlamında gerekse de yapısal olarak birçok yenilik yapılmışsa da sonuç itibariyle sadra şifa bir netice alınamamıştır.  

Ülkemizde ise Cumhuriyet’le birlikte birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da köklü değişikliklere gidilmiş, bunun sonucunda eski eğitim kurumları kaldırılarak yerine yenileri ikame edilmiştir. Fakat bu yeni yapılanma sürecinde halkının kahir ekseriyeti Müslüman olmasına rağmen, din eğitimi alanında, sanki böyle bir ihtiyaç yokmuş gibi davranılması çeşitli sıkıntılara yol açmış ve dini eğitim veren kurumlara ihtiyaç hâsıl olmuştur. Bunun sonucunda İmam Hatip Okulları ve Yüksek İslam Enstitüleri ortaya çıkmış, Yüksek İslam Enstitüleri daha sonra İlahiyat Fakültelerine dönüşmüştür.

Öncelikle şunu tespit etmek gerekir ki,  kuruluş amaçları her ne olursa olsun, modern zamanlarda,  gerek pozitif bilimleri ve dini ilimleri bir arada verme noktasında, gerekse de toplumun din hizmetlerini yürütecek bireyler yetiştirme noktasında bu okullar yerli ve özgün bir tecrübedir. Bu anlamda bu kurumların İslam Eğitim Tarihinde şimdiden özgün bir yer edindiği kanaatindeyim.

Bu eğitim kurumları için belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus da şudur ki,  Müslüman halk çocuklarının çağın gerektirdiği bilgi ve donanımdan geri kalmamakla birlikte, dini ilimlerden de mahrum kalmamasını önemsemiştir. Bu okullar da şartların müsaade ettiği kadarıyla her zaman böyle bir misyonun taşıyıcısı olmuşlardır. Bu nedenle, bu okullar halkın teveccühüne mazhar olmuş ve halk tarafından sahiplenilmiştir.

Bu okulların sahiplenilmesinin bir diğer sebebi de, bu okullardan mezun olan bireylerin nitelikleri ile ilgilidir ki, bu nitelikleri gözlemlerimize dayanarak tespit edebildiğimiz kadarıyla şu şekilde sıralayabiliriz;

1-Bu okullardan mezun olanlar, diğer okul mezunlarıyla eşit şartlarda yarıştıkları vakit, gayet başarılı olmuşlardır. Ülkenin en iyi eğitim kurumlarına rahat bir şekilde yerleşmekle birlikte, hatırı sayılır bir dini birikime de sahip olmuşlardır. Dolayısıyla hem içinde yaşadığı toplumun değerleriyle barışık, hem de eğitimli bir insan tipi ortaya çıkmış ve bu bireyler toplumun teveccühüne mazhar olmuşlardır.

2-İnsan beden ve ruhtan yaratılmış bir varlıktır. Maddi ihtiyaçları olduğu kadar manevi ihtiyaçları da vardır. Sadece maddiyata veya sadece maneviyata odaklanmış bir insan tek kanatlı bir kuş gibidir. Bu okullarda okuyan bireyler hem pozitif bilimlerden geri kalmazlar hem de hatırı sayılır bir din ve maneviyat eğitimi almış olurlar. Böylelikle ruh ve beden gelişimleri sağlıklı olur.

3-İmam Hatip ve İlahiyat müfredatlarında Kur’an ezberleri önemli bir yer tutar. Bu ezberler, maneviyatlarını güçlendirdiği gibi, onların hafıza ve zihin gelişimlerine de olumlu katkı sağlar, bilişsel gelişimlerini destekler.

4-İnsanı başarıya götüren en önemli etken ideal sahibi olmasıdır. İdeali olmayan insanın hedefi olmadığı gibi, onu başarmaya, çalışmaya, zorluklara göğüs germeye güdüleyecek bir nedeni de yoktur. Bu okullarda almış oldukları dini ve manevi eğitim onları bir ideal sahibi kılar. Bu ideal en genel anlamda Allah’ın razı olduğu bir kul olabilmektir. İyi bir insan olmadan, iyi bir kul olamayacaklarının farkına da yine almış oldukları bu eğitim sonucunda varırlar.

5-Almış oldukları eğitimin çok yönlü olmasından olsa gerek,  bu okul mezunları genelde yeniliklere ve gelişime açık insanlardır. İlgi alanları sadece uzmanlık alanlarıyla sınırlı değildir. Okumaya, teknolojik gelişmelere ve araştırmaya ilgilidirler. Özgüven sahibidirler, kendilerini rahat ifade edebilirler. Sorumluluk alabilecek yetkinliktedirler ve doğal olarak bu özellikleri onları bu alanlarda kendiliğinden ön plana çıkarır.

6-Bu okulların müfredatlarında Dini ilimlerin yanında Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji, Din Felsefesi, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi gibi sosyal bilimler de önemli bir yer tutar. Toplumu ve bireyi anlamada dini ilimlerin yanında bu ilimlerden öğrendiklerinden de çok istifade ederler. Fakat insan aklının, iman yoksa yerine dengi bir şey koyamadığını da yine bu ilimlerden öğrendiklerinden çıkarırlar.

7-Bu okulların müfredatlarında;  Tefsir Usulü, Hadis Usulü, Fıkıh Usulü gibi dini ilimlerin usullerine dair birçok ders yer alır. Bu derslerden çıkardıkları önemli sonuçlardan biri de, dinin kaynaklarının apaçık olduğu, hidayet bulmak isteyen her konumdaki insanı hidayete ulaştırdığını, fakat bunlardan hüküm çıkarma işinin uzmanlık gerektirdiğinin farkına varmalarıdır. Dolayısıyla nassların derinliksiz bir okumayla bağlamlarından koparılarak sloganlaştırıldığı ve kastetmedikleri hükümlere dayanak kılındığı anlayışlara da mesafeli olurlar.

8-Yine bu usul derslerinden kazandıkları bir diğer önemli nitelik de eleştirel düşünceye sahip olma ve bağnazlıktan uzak olmaktır. Dolayısıyla hayırda ve güzel işlerde destek oldukları oluşumları yanlış yaptıklarını gördüklerinde eleştirmekten çekinmez ve yanlışlarında onlara destek olmazlar.

9-Bu okulların müfredatlarında geleneğe ve İslam Medeniyet birikimine dair hatırı sayılır bir bilgi verilir. Bir bütün olarak, geçmişte övünç kaynağı olabilecek şeylerden de yapılan hatalardan da haberdar olurlar. Bu nedenle gelenekle bağını tümden koparmış veya onu tümden kutsayan anlayışların eksik kalacağının bilincinde olurlar.

10-Dinin ana kaynaklarından bencil değil fedakâr olmayı öğrenmişlerdir. Hiçbir zaman kişisel ve grupsal çıkarlarını İslam’ın önüne koymazlar. Kendi çıkarlarına uygun düşse de ülkesine, milletine ve genel olarak Müslümanlara zarar verecek bir adımı asla atmazlar.

11-Bu okul müfredatlarında Dinler Tarihi, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Günümüzde Yaşayan Dinler gibi dersler bulunur. Dolayısıyla bu okullarda sadece mensubu oldukları dini öğrenmekle kalmazlar,  aynı zamanda farklı din, inanç ve kültürler hakkında da bilgi sahibi olurlar. Bu sayede yaşadıkları dünyayı daha iyi tanır ve gelişmeleri daha doğru anlamlandırabilirler.

12-Bu okullarda gözlemlediğimiz kadarıyla hoca-talebe ilişkisi samimi ve özverili bir niteliğe sahiptir. Bu durum öğrencilerin gerek şahsiyet gelişimlerine gerekse de akademik başarılarına olumlu katkılar sağlar.

Sonuç olarak yukarıda ifade etmeye çalıştığımız çıkarımlar, bu kurumlarda öğrenci, öğretmen ve yönetici olarak bulunmuş bu satırların yazarının kişisel gözlemlerine dayanmaktadır. Doğru ve yanlış tarafları okuyucunun takdirine bırakılmıştır. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2219 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ARZU
4 Kasım 2017 Cumartesi 19:23
19:23
Ömer hocam çok anlatmışsınız sizi seviyoruz
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.