Kevakibi Üzerinden Geleceği Okumak / Köşe Yazısı - Hadi HAN

17.12.2019 08:01:51
Hadi HAN

Hadi HAN

Kevakibi Üzerinden Geleceği Okumak

Abdurrahman Kevakibi, yakın zamanda İslam dünyasında yetişen en önemli dehalardan biridir. Afgani ve Abduh ile birlikte en önemli bir ıslahatçılardan biri olarak görülmüş, toplumda itibar kazanmış, eserler vermiştir.İtibarlı bir aileye mensup olan Kevakibi, 5 yaşında annesini kaybeder. Halası onu Antakya’ya götürür. Burada hem Arapça hem Türkçe öğrenir. Sonraki yıllarda gittiği Şeyh Zahir Medresesi’nde de Farsça’yı öğrenir. 11 yaşında tekrar Antakya’ya döner ve orada medreseye devam eder. 20’li yaşlarda, Arapça–Türkçe yayımlanan el-Fırat gazetesinde yazılarını yayınlar.”

Kevâkibî, Mısır’da iki kitap yazar. Bunlar; Reşid Rıza’nın, “İslamî ıslah çalışmaları içerisinde onun gibi yazılmadı” dediği ünlü Ümmü’l–Kurâ (Şehirlerin Anası) ve Müeyyed dergisinde tefrika ettirip ardından kitaplaştırdığı makalelerinden oluşan Tabâiu’l–İstibdat (İstibdadın Karakterleri) adlı kitaplardır. Bu eserlerin İslam düşünce tarihinde çok önemli bir yeri vardır.

Halk kitlelerinin siyasi bilincinin üst düzeye çıkarılmasının ve siyasi faaliyetlerinin, onların hayatının ıslahı ile ilgili diğer birçok konudan önce geldiğini ve öncelik hakkına sahip olduğuna inanır.

Çalışmalarında istibdata şiddetle karşı çıkan Kevakibi, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan kurtuluşun yolu olarak siyasi bilinci görür. İstibdatın tek başına rejimle özdeşleştirmenin yanlış olduğunu belirten Kevakibi, istibdatı önlemede halkın siyasi ve sosyal şuurlanmasını ve egemen duruma karşı görüşleri olduğunu ifade eder.

Din ile siyasetin bağlılığına şiddetle inanan Kevakibi, İslam dinini siyasi bir din olarak görür. İstibdatın anlaşılmasında tevhidin hakkıyla bilinmesinin önemini ifade eden Kevakibi, “La ilahe illallah”ın anlamını bir kitlenin istibdata karşı net bir duruşunun ve mücadelesinin olacağını ifade eder.” La ilahe illallah’ın anlamı; biricik Allah’tan başka tevazu ve eğilmeye layık hiçbir varlık yoktur, sonucu yüce Allah’ın emrine itaat olmayan, her tevazu ve alçak gönüllülük, şirk ve putperestliktir “der.

“Kevâkibî istibdadı din, bilim, eğitim, ahlâkî değerler, refah ve ilerleme gibi konular açısından inceler. İslâm dünyasının en önemli probleminin cehalet olduğunu, cehaletin ise siyasî istibdattan kaynaklandığını, istibdadın bilginin yayılmasını engellediğini, dinî prensipleri tahrif ederek ahlâkî değerleri bozduğunu, insanların kendi menfaatlerini düşünerek müstebit idarecilere itaat ettiklerini ileri sürer.

Kevâkibî 24 yaşındayken Fırat’tan [dergisinden] ayrılarak “eş-Şihab” adında tamamen Arapça bir dergi çıkarır. Bu dergi, Arapça olması hasebiyle, Suriye tarihinde bir ilktir. Ancak Halep Valisi Kıbrıslı Kamil Paşa, kendisine karşı yürütülen muhalefetten dolayı 15 sayı çıkan dergiyi kapatır. Kevâkibî, 1879 yılında “el-İ’tidal”i çıkararak düşüncelerini yaymak istediyse de bu sefer Kamil Paşa’dan sonra gelen yeni vali Cemil Paşa’nın sansürüne yakalanır. Bu ve bunun gibi sorunlar zinciri Kevâkibî’de içten içe bir Osmanlı düşmanlığının tohumlarını atar. “El-İ’tidal”den sonra gazeteciliği bırakan Kevâkibî, eğitim, maliye ve ticaret konularında memurluk görevinde bulunur. Daha sonra bu işleri bırakır ve avukatlığa başlar.

1899 yılında Kevâkibî, valilerin baskısı yüzünden Halep’i terk edip kısmen daha özgürlükçü gibi görünen İngiliz işgali altındaki Mısır’a gider. Kevâkibî gelir gelmez burada “Müeyyed” dergisini çıkartır. Burada, gördüğü tüm haksızlıkların nefretini dergiye döker. II. Abdülhamid’e karşı kini o derece artar ki, “eğer kuvvetim olsaydı 24 saat içinde Abdülhamid hükümetini devirirdim” gibi ifadeler sarf eder. Tabii, İngilizler Kevâkibî gibi cins bir kafanın Abdülhamid’e karşı açtığı savaşa ses çıkarmazlar. Abdülhamid’e karşı açılan bu savaş, o dönemde yaşamış birçok aydında görülen ortak bir vasıftır.”

Kâhta’da hafta sonu misafir ettiğimiz Yazar Fahrettin Gün’ün de ifadesiyle bu dönemde nerede ise istisnasız aydın kesim arasındaki modadır Abdülhamit karşıtı olmak. Nitekim Kevakibi gibi birçok konuda üst düzey bir donanıma sahip olan bir kişinin dahi kendini bu “moda” dan uzak tutamaması tarihin trajik bir sayfasıdır.

Fahrettin Hoca’nın ifade ettiğinin bir istisnası belki Mustafa Sabri Efendi’dir. Baştan itibaren bu güruhun (Abdülhamit karşıtlarının merkezi olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin) nasıl bir anlayışa sahip olduğunun ve ülke için arz ettiği tehlikenin farkında olan istisnai bir şahsiyet. Yeni yönetimle birlikte yaşadığı sıkıntıları Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıralar kitabında okuduğunuzda çok farklı bir âlemde buluyorsunuz kendinizi…

Yaşamı boyunca net bir İslami anlayışa sahip olan Mehmet Akif’in yeni yönetimle birlikte yaşadığı ızdırap ve ruh hali belki de bu kesimin iyi niyetle de olsa önünü açacak adımlara destek vermesidir. Sehiv secdesi yapmadan kıldığı hiçbir namazın olmadığını ifade eden Akif’in içinde bulunduğu ruh hali bu dönemde ülkede yaşanan dayatmalar hakkında ipuçları vermektedir.

Son zamanlarda ülkemizde yaşananları Abdülhamit döneminde yaşananlara benzeten birçok kişinin olması (ki bunlardan biri de İhsan Süreyya Sırma Hocadır ) yapılan yeni çıkışları anlamada kolaylık sağlayacaktır.

Toplumsal ıslah çalışmaları ile ilgili adeta kendi dönemine damga vuran Kevakibi’den Mehmed Akif’e, Bediüzzaman ’dan Elmalı’ya kadar İslamcı kesimin aydınlarının Abdülhamit gibi İslamcılığı net olan bir kişiye karşı çıkmaları, İttihat ve Terakki gibi “içimizdeki yabancılara” destek çıkmaları tarihin yönünü değiştirmiştir.

İçinde bulundukları rahatlığı bile bunu kendilerine sağlayanlara yükleme cibilliyeti gösterenleri tarihin neresine kaydetmek gerek? Ya da tüm bu tecrübelere yenilgilere, acılara, travmalara rağmen Batıl’ın bölme, parçalama çalışmalarına hamasi nutuklarla mazeret bulmaya çalışanları tarih nasıl kaydedecektir?

Yazımı Mücahit Gültekin’in bir hikâyesi ile bitirmek istiyorum. Gültekin, bir gün sınıfta öğrencilere şeytanı tasvir etmelerini ister. Olabilecek en korkunç halleriyle şeytan tasviri yapan gençlere “Peki şeytan size kendini bu siluetle gösterirse siz ona uyar mısınız?” dediğinde hepsinin adeta bir ağızdan “Hayır” dediğini belirtir. “Bizim” cenahın çokbilmişleri de görünen o ki şeytanın en korkunç silueti ile karşılarına çıkmasını bekliyor. Vesselam

 

Kaynaklar:

1-Son Yüzyıldaki İslami Hareketler, Murtaza Mutahhari, Sahra Yayınları,

2-dünyabizim.com

3-islamansiklopedisi. org.tr 

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama