MODERN EĞİTİMLE DEĞİŞEN DİNDARLIK / Köşe Yazısı - Bilge ÇAĞLAN

1.5.2016 08:32:47
Bilge ÇAĞLAN

Bilge ÇAĞLAN

                       MODERN EĞİTİMLE DEĞİŞEN DİNDARLIK           

                Bireylerin dünyayı, sosyolojik ve fizyolojik özellikler dâhilinde algılayışı kaçınılmazdır. Bulunduğu çevrenin fiziki ve sosyal yapısına göre şekillenen insan davranışları,  çevreden bağımsız değildir ve davranışların sosyal olgu olarak geniş perspektifte değerlendirilmesi gerekmektedir. Kafamızdaki ideolojileri, zihniyetleri,  paradigmalardan bağımsız düşünmek ve konuşmak mümkün değildir. Şu andamodernitenin içinde yaşadığımızdan, alternatif bir dünya mümkün mü, başka bir dünya olası mı, buna bakmak gerekir… 

                                                                                                                    

Türkiye’de tepeden inme, yukardan aşağı empoze edilmiş ve toplumun genel dinamiklerini kendi geleneksel döngülerine uyum sağlamaya çalışmaktan ziyade,  bu döngüleri kırmaya çalışan bir modernite tecrübesi yaşadık ve yaşamaktayız. Modernizasyon süreci hızlı olmasından ötürü ve yabancı referanslar dünyası olmasından burada yaşanan tüm gerilmeler moderniteyi sorgulamamız açısından iyi bir potansiyel barındırmaktadır. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda ‘Modernite nedir?’ sorusunu ilk etapta sormak en doğrusudur. Etimolojik kökeni itibariyle “modern” kavramının uzun bir tarihi geçmişi vardır. Zaman zaman popülerleşen bu kavramın tarih boyunca en karakteristik özelliği bir kopma durumunu yansıtması olmuştur. Modernitede aslolan üretimdir ve onu yöneten akıldır.

 

Moderniteyi bir paket olarak tanımlamak mümkün olabilir. İçinde; sanayi toplumuna, belli bir üretim tarzına, üretici güçlere, ilerleme fikrine dayalı olan bir yapı söz konusudur. Aynı zamanda bu laik bir yapıdır. En mükemmel modelini Fransa’da bulan yani devleti ve dini birbirinden ayıran sekülerleşme eliyle insanları daha çok dünyevi işlerle muhatapeden, metafizik birtakım boyutlarla bağlarını koparan, kültürel bağlarını, kültürel referanslarını manipüle eden bir sistem olarak tanımlanabilir.

 

Modern toplum bize ayrımlar yapmayı öğreten toplumdur aslında. Eski –yeni, gerici-ilerici kamusal-özel ayrımı yapmamıza sebep olmuştur. Geçmişten günümüze değin tüm bu bahsedilenlerin sonuçlarına bakıldığında ne insani ne de İslami sonuçlar doğurmadığını görmekteyiz. Çünkü Modern toplum bir şeyi kurarken aklı araçsallaştırarak, dünyayı yorumlamaya çalışmıştır. Yani din ile hayatı yorumlamak yerine her şeyi akıl üzerinden anmak ve anlamlandırmaya yönelik bir sistemdir.

 

 Türkiye bağlamında baktığımız zaman dine bir yorumlama getirilerek, dini modernize etme çabasına gidilmiştir. Esas olarak bizi başka ritüellere yönelterek dindar bir toplum istemiyor, dolayısıyla bütün unsurlarla yeni bir dinsellik inşa ediliyor. Düşüncelerimizi manipüle eden modernite bizi ‘ilerleme’ fikrine inandırdı. Hayatın ilerleme ve üretim olduğuna inandık ve bu anlayış insanlığın kullanılmasına sebep oldu. Modern Türkiye’nin özgül deneyimi din ve dindarlık tipolojilerini de dönüştürmüştür.

 

Dolayısıyla dine olan bakışın değişiminin yanı sıra dinsel kavramların içi boşaltılarak yeni dinsellik ile toplumda bir tahakküm kurmuştur. Modernite dini ‘doğmalardan ibaret’ görerek,’ din-bilim karşıtlığı’üzerinden algılar oluşturarak , ‘geri kalmışlığın ideolojisi’ olarak temellendirip dinin gündelik hayatın içinde komplex şekilde algılanışına sebep olmuştur. Türkiye’de modernleşme çabalarının bir sonucu olarak,  din ve bilim eğitimini uzlaştırma çabası olarak ‘bilimsel din eğitimi yaklaşım’ı ön plana çıkmıştır. Bilimsel din eğitim yaklaşımı, fenomenolojik bir tarzda dine yaklaşmayı ve dinlerin temel doktrinleri ile metafizik unsurlarını dışlayan bir ahlak eğitimini öngörmektedir.

 

Gelinen aşamada modern dünyada insanın, evrenin en güçlü-aklı ile-varlığı olması dolayısıyla acılarını dindirmek, özgürlüğe ermek, mutluluk ve refaha ermek için dinsel bir güce değil;  aklın gücüne ve bilime ihtiyacı vardır düşüncesi etrafında şekillenen bireyler ne yazık ki, ilk emir olan ‘OKU’ sözünü ‘diploma al’ olarak algılamaktadır. Aslında buna sebep olan modernitenin ta kendisidir ve bilimin öğretildiği ilk mecra olan okullarda bu zihniyeti aksettirmiştir. Dolayısıyla çocuklar tam da kişilik gelişiminin oluştuğu ve oturduğu zamanlarda böyle bir sistemin içine dahil olarak zihinsel manada bir çürümeyi yaşamaktadırlar. Çünkü ideolojik bir eğitim sistemi, kendini bilme özünü gerçekleştirme kanallarını tıkar. Bireyleri kendilerine yabancılaştırır. Zihinleri tasnif etmeye kalkar ve bireyi belirli bir kalıba sokmaya çalışır. Bu da karmaşık ve merhametsiz bireylerin yetişmesi anlamına gelir. Bunun yanı sıra farklı inançlara, mezheplere, ırklara, dillere ve düşüncelere karşı hoşgörüsüz insanların yetişmesine imkân tanır. İnsanın özgürleşmesinin ilk etapta laik eğitimle mümkün olacağını düşünen bu güruh, edebi adabı değiştirerek her şeyi normalleştirme çabasına gitmiştir.

 

Başarı odaklı modern anlayış, mutluluğu “bireysel başarıya”, bireysel başarıyı da “birey” olmaya bağlar. Modern eğitim bunun önündeki tüm engelleri kaldırma çabasındadır. Yani birey olmak için de dinin, ailenin, ahlakın, ideolojinin ve bunun gibi tüm kısıtlamalarından “özgür” olması gerektiğini savunur. Tam da bu noktada modern eğitimin çocuklarımızın edep, adap,  utanma duygusunu, mütevazılığini, dünyasını ve ahretini nasıl manipüle ettiğini nasıl değiştirdiğini görebiliriz.

 

Modern eğitim dayatması ile çocuklar;   kapitalist, bireyci, materyalist ve haz merkezli tuzak dünyasının içine çekilmeye çalışılmaktadır. Bireysellik insanın kendi özüne yabancılaşmasına bir süre sonra da yalnızlaşmasına neden oluyor. Burada bir anlamdan kopuş meydana gelmektedir. Modern eğitimin olumsuzluklarını gidermek adına ailelerin, öğretmenlerin, aydınların, âlimlerin, gazetecilerin ve hatta televizyoncuların duyarlı olmaları gerekmektedir. Çünkü değer kaybına uğrayan ve değer bunalımı yaşayan insanı, bilinçli olarak değersizleştiren modern anlayışı ortadan kaldırarak, değerleri üreten bir dindarlığı tesis etme yoluna giden rehberlere ihtiyaç var.

 

Son zamanlarda yaşanan değişimler ve dini eğitimin okullarda ve kurumlarda yaygınlaşması geleceğe dair umut verici görünmekte ve yaşanılan tüm bu kaygıları bir nebze gidermektedir.      Son olarak modern eğitimin toplumda yol açtığı anlam ve değer kaybının farkında olmalıyız. Mensubu olmakta iftihar ettiğimiz İslam dini,  ahlak ve değerler uygarlığıdır. İslam’ın insanın öz doğasını, fıtratını, yüceliğini keşfedebilmesi için kılavuzluk edecek büyük bir hazine olduğunun farkında olma duasıyla…

 

 

  

Kaynakça:

MEB (2010). İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi (4, 5, 6, 7 ve 8. Sınıflar) Öğretim Programı ve Kılavuzu, Ankara: Devlet Kitapları Müdürlüğü.

Görmez, M. Değer Üreten Dindarlık ve Değerler Eğitimi, Diyanet Dergisi,245.

Bu yazı toplam 2069 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.