Hristiyan Bir Doktorun Dilinden Dua / Köşe Yazısı - Ahmet BELLİBAŞ

23.10.2019 01:23:11
Ahmet BELLİBAŞ

Ahmet BELLİBAŞ

Hristiyan Bir Doktorun Dilinden Dua

Sayfa sayıları üzerinden kitaplar hakkında bir çıkarımda bulunmak yanıltıcı olabilir. Bazen hacimli kitaplar elle tutulur şeyler söylemezken, hacimce küçük kitaplar derin anlamlar içerebilir. İşte Alexis Carrel’in “Dua” adlı kitabı bu türden bir eser. Eserin asıl bölümü yirmi küçük sayfayı geçmezken içerdiği bilgiler ve çıkardığı sonuçlar itibariyle boyundan büyük işler başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hristiyan bir doktor olan Carrel’in dua üzerine söylediği sözler az ama öz mahiyettedir. Duanın ne olduğu, neden gerekli olduğu, kişi ile Yaratıcı arasında kurduğu ilişki ve hepsinden öte duanın insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında değerli bilgiler vermektedir. Bu kıymetli eseri henüz okumayanlar için özetlemeye çalışacağız:

İnsan iki boyutlu bir varlıktır. Bir boyutunu aklın öncülüğünü ettiği maddi boyut; diğer boyutunu da kalp ve ruhun temsil ettiği manevi boyut oluşturmaktadır. Günümüz Batı insanı (Yazarın yaşadığı dönem) daha çok maddi boyut üzerinde dururken manevi boyutu çoğu zaman ihmal etmekte hatta yok saymaktadır. Akla ve onun bilgisine önem verip onu geliştirmeye çalışken ruh ve kalbin bilgisine değer vermemekte, ruhî ve kalbî gelişim için herhangi bir çaba göstermemektedir. Madde manaya her alanda baskın gelmektedir.

 Çift kanatlı bir kuş, tek kanadıyla uçamadığı gibi, bu yanlış tutum, kişinin tüm boyutlarıyla gelişmesine engel olmaktadır. Madden gelişip manen eksik kalan insanın toplumun bir parçası olması da zorlaşmaktadır. Bireysel ve toplumsal anlamda eksik kalan insanın yapması gereken şey; ruh, güzellik, kalp ve duygular gibi manevi boyutun ögelerine odaklanmak ve pasif durumdaki bu ögelerin yeniden diriltilmesine çalışmaktır. Bu odaklanmayı ve yeniden dirilişi sağlayacak en önemli faktör dindir. Bu manevi beslenmeyi sağlayan ve insanın tüm boyutlarıyla tekâmül etmesini aracılık eden en önemli dini faaliyet ise “dua”dır.

O Halde Dua Nedir?

Dua, ruhun iç âlemlere doğru gerçekleştirdiği yolculuktur… Kendisini yaratan Zât’a karşı duyduğu sevgi ve tapma eylemidir… Kâinatın yaratıcısıyla zihnen ve ruhen iletişime geçme halidir. Daha bunlar gibi birçok tanımlama yapılabilir ancak duanın salt akıl ile izah edilmesi mümkün değildir. Onun tam bir tanımını yapmak, aklın sınırlarıyla sınırlandırmak da güçtür. Çünkü dua aklın sınırlarının ihata edemeyeceği türden bir eylemdir.

Duayı formülize etmek, belli kalıplara sokmak yanlış bir davranış olacaktır. Dua; insanın bir nevi kendi maddi varlığından uzaklaşma, başka âlemlere doğru bir yönelişi olduğu için onu tüm hatlarıyla tanımlamak imkânsızdır. Aşk duygusunu veya güzellik kavramını tam olarak tanımlayamadığımız gibi…

Nasıl Dua Edilmelidir?

Dua etmek için yoğun çaba sarf etmeye ve ille de bazı ritüelleri yerine getirmeye gerek yoktur. Zihinsel olarak yoğunlaşmak da yeterli olmayabilir. Duayı değerli kılan ondaki şatafat ve gösteriş değildir. Çok bilgi sahibi olup uzun dualar bilmek de anlamsızdır.

Etkili bir dua, süslü sözlere, büyük ayinlere ihtiyaç duymaz. Asıl yapılması gereken aşk ve imanla Allah’a yönelmek, onun sevgisini kalbinde hissetmektir. Basit, okuma yazma bilmeyen, yaşlı bir kadın kimi zaman büyük din adamlarından daha etkileyici dualar edebilir. Dua için önemli olan ruhunu ve bedenini birleştirip Yaratıcının sevgisini ve ona olan ihtiyacını iliklerine kadar hissetmektir. Kendini onun iradesine teslim etmek ve emirlerini yerine getirmeye hazır olduğunu bildirmektedir.

Etkili bir duada önemli bir diğer detay da ısrardır. Israr ile yapılan dualar çoğu zaman karşılıksız kalmaz. Umutla ve sonuç alacağına inanarak, sıkça yapılan dualar kabul olmaya daha yakındır.

Nerede ve Ne Zaman Dua Edilmelidir?

Dua etmek için belli bir zamana ve mekâna ihtiyaç yoktur. Hemen her an ve her yerde dua edilebilir: arabada, evde, trende, okulda… Ancak verimli bir dua için fiziksel şartların uygun olması gerekir. Daha doğrusu fiziksel şartları uygun olan mekânlarda daha verimli dua edilir.

Etkili bir duanın ilk şartı iç huzuru yakalayabilmektir. Kalabalık metropollerde, gürültülü şehirlerde iç huzuru yakalamak zordur. Bu yüzden iç huzura daha kolay erişilebilecek, şehrin gürültüsünden uzak yerlere; dağlara, kırlara, uçsuz bucaksız ovalara ihtiyaç duyulur. Dua, iç âlemlere yönelik bir yolculuk olduğu için dünyanın tantanasından, gösterişinden uzaklaşılmalıdır. Bunun için de sakin yerler aramak yararlı olacaktır. Ancak bu şekilde düşünceler berraklaştırıp iç huzur yakalanabilir. Medeniyetin körelttiği manevi uzuvları bu yolla diriltilebilir. Hayatın zorluklarına karşı koyacak güç bu şekilde elde edilebilir.

Dua, düzenli bir şekilde yapıldığında karakteri ciddi şekilde şekillendirecektir. Belli bir süre sonra dua bir hayat tarzına dönüşecektir. Dua eden insan, Allah ile olan bağını düşünecek ve ona göre davranacak, davranışlarına çekidüzen verecektir.

Günümüz modern insanı duayı; geçerliliğini yitirmiş ve ilkel dönemlere ait, faydasız, neticesiz, bir etkinlik olarak görmekte.  Bu çok yanlış bir anlayış. Uygun koşullarda yapılacak bir duanın neticesiz kalması düşünülemez. Aslında her türlü duanın bir karşılığı, bir etkisi vardır. Bunun görülmemesi veya hissedilmemesi dua ile ilgili değil, dua eden ile ilgili bir sorundur.

Duanın karşılığının görülmemesinin birçok nedeni var. Önemli bir sebebi duanın seyrek yapılmasıdır. Az yapılan ve devamlı olmayan bir duanın tesirini görmek zordur. Duanın etkisini onu düzenli şekilde yapan kişiler daha rahat görecektir.

Bir diğer sebep ise duanın verimsiz, kısır olmasıdır. Verimsiz, usançla, isteksiz yapılan duanın karşılığı gerçekleşse bile çoğu zaman bu hissedilmez. Dolayısıyla gerçekleşmemiş sayılır.

Ayrıca duanın neticesi genellikle başka olaylarla karıştırılmaktadır. Duanın karşılığı çoğu zaman dua edildikten hemen sonra gerçekleşmez. Bu bir süreçtir. Bu süreci gözlemleyebilen az sayıda insan vardır. Hatta din adamları bile bu konuda yeterli gözlem yapabilmiş değildir. Yeterli gözlem yapılmadığından duanın nasıl sonuçlandığı kestirilememektedir. Arzu edilen şeyler gerçekleşse de -üzerinden belli bir süre geçtiğinden- bu durum farklı sebeplere bağlanmakta, duanın neticesi olduğu fark edilmemektedir. Bu da zihinlerde duanın neticesiz olduğu şeklinde, yanlış bir düşünce oluşturmaktadır.

Duanın etkisini tam olarak görmek için dua etmeyi alışkanlık haline getiren toplumları incelemek daha doğru bir sonuç verecektir.

Duanın Psiko-Fizyolojik Etkileri

Duanın kalitesinin ne boyutta olduğunu kestirmek tam anlamıyla mümkün değildir. Çünkü kişilerin iman dereceleri, Allah’a yakınlıklarını ölçecek bir yöntem yoktur. Ancak kişilerin davranışları, ruh halleri üzerinden bazı çıkarımlar yapmak mümkün olabilmektedir.

Dua edilen bölgelerdeki pozitif enerji, güzel duyguların kötü duygular karşısında baskın oluşu duanın etkisinin bir delilidir. Dua edilen yerlerde; kin, nefret, bencillik gibi olumsuz hislere pek rastlanmaz. Hatta benzer bilişsel düzeye sahip kişilerden, ara sıra dua edenin hiç dua etmeyene ahlaki açıdan belirgin bir üstünlüğü vardır.

Duanın etkisiyle kişi kendisini olduğu gibi kabul eder. İhtiraslarını, zaaflarını daha iyi tanımaya başlar. Bunlarla mücadele eder. Tevazu ve ahlaki değerleri öğrenir. Ruhuna bir sakinlik gelir. Daha mutedil bir karakter olmaya ve manevi olarak güç kazanmaya başlar. Böylelikle hayatın zorluklarına, ölüme, hastalıklara dayanma gücü kazanır. Psikolojik ve fizyolojik olarak rahatlar. Dua, insanı salt eğitimle kazanamayacağı bir duruma getirir. Ruhunda duyduğu huzur hali yüzünde de belirir. Gittiği her yere bu huzuru taşır.

Tedavideki Etkileri

Duanın hastalıkların tedavisinde kullanılması tarih boyunca var olmuş bir durumdur. Ancak normal, basit denebilecek hastalıklar için yapılan duanın etkisi pek hissedilmez. Çünkü maddi tedavi yollarının mevcut olması, duanın tesirinin anlaşılmasına mani olur. Daha çok tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda yapılan duaların etkilerini görmek mümkün olmaktadır. Çünkü duanın tesirini gölgeleyecek maddi gerekçeler yoktur. Bu da duanın kabul ediliş sürecinin daha net görülmesini sağlayacaktır.

Duanın hastalıkların tedavisinde kullanıldığının örnekleri mevcuttur: Örneğin, Fransa’nın Lourdes adlı şehrinde dua ile tedavi yapan yerler bulunmaktadır. Burada birçok hastanın şifa bulduğu söylenmektedir. Hatta çocuklar, Allah’a inanmayan ateistler gibi dua etmeyi bilmeyenlerin yanında dua edilince etkileri görülmüştür. Yani hastanın bizzat dua etmesine gerek yoktur. Hatta başkası için yapılan duanın bizzat yapılan duaya göre daha etkili olduğu gözlemlenmiştir.

Aslında kabul edilmesi gereken şey şu ki: Her dua eden karşılığında bir şey bulacaktır. Yani kapıyı çalana kapı açılır ve içeriye girer.

Duanın Manası

Dua sadece acizlerin ve dilencilerin başvurduğu bir yol değildir. Veya dünyanın sıkıntılarına karşı dayanmamızı sağlayan ilkel bir metot… Dua tek başıyla insan ve toplum olmanın bir gereğidir.

İnsanın, toplumun gelişimi için bazı kaideler vardır. Bu kaidelere sırtını çevirenler başarısız olmaya mahkûmdur. Şu bir gerçek ki toplumları ve bireyleri zayıflatan ve onları yıkılışa götüren en önemli sebep din ve ahlak bilincinin yitirilmesidir. Tarihin tozlu rafları arasında, din ve ahlak bilincini yitirdiği için yıkılan medeniyetlere rastlamak mümkündür. Roma bunun en önemli örneğidir.

Din duygusu ile ahlakı ayrı değerlendirmek yanlış olacaktır. Çünkü din ile ahlak bir birinden ayrılmayacak bir bütündür. Dolayısıyla din duygusunun kaybedilmesinin bir sonraki aşaması ahlakın kaybedilmesidir. Hiçbir sistem, uygarlık din duygusundan bağımsız bir ahlak sistemi oluşturamamıştır. O halde din duygusu gerek toplumun gerekse de bireylerin olmazsa olmazıdır.

 

Bu yazı toplam 237 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.