TARİH NE DEĞİLDİR? / Haldun ÖRNEK / Köşe Yazısı - Haldun ÖRNEK

13.6.2020 22:14:56
Haldun ÖRNEK

Haldun ÖRNEK

 

TARİH NE DEĞİLDİR?

Kendisine çok saygı duyduğum ve -hatta- popüler olmasına rağmen saygımdan bir şey eksilmeyen bir tarihçiye bir Youtube programında soruyor, görevi sansasyonel soru sormak olan dış ses (kendi tabirleriyle “show runner”): “Hocam, ‘kahraman millet’ diye bir şey var mıdır?”

Bu tür tekdüze bakışlara yapı itibarıyla karşı olan Hoca’nın cevabı hazır: “Kahraman millet herkesin kendi milletidir.”

Hoca’nın buradaki niyetinin hiçbir milleti kırmamak için verilmiş “politik” bir cevap olmadığını anlamak için videoyu birkaç dakika izlemeniz yeterli.

Peki Hoca burada Tarih’in aslında ne olmadığını iddia etti?

Lafı oraya getirmeden önce Tarih’in tanımını TDK’daki haliyle paylaşacak olursak: “Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyeti inceleyen bilim.” Tarih’in tanımıyla ilgili bir sürü tanım ve tartışmayı metod veya tarih felsefesi kitaplarında bulabilirsiniz fakat okuduğunuz ‘deneme’, doğası gereği bu tür ilmi tartışmalara girmeyen, kaynak belirtmeyen, samimi bir dille yazılan bir yazı türüdür.

Peki Tarih ne değildir? Hoca’nın da iddia ettiği gibi Tarih, bir milletin malı değildir. Son şarkiyatçılardan sayılan bir Ortadoğu tarihçisi anılarını anlattığı bir kitabında Ortadoğu tarihi çalışmak istediğinde İbranice, Arapça, Grekçe ve Latince öğrenmesi gerektiğini yazıyor. Çünkü Ortadoğu tarihi çalışacaksan öğrenmen gereken ilk kural Tarih’in hiçbir milletin mülkü olmadığıdır. Sizin de mutlaka duymuş olduğunuza inandığım bir galat-ı meşhur vardır: “Tarih çalışacaksan Türkleri öğrenmek zorundasın.” İşte bahsettiğim tam olarak da budur; 16. Yüzyıl Avrupa’sını çalışacaksan Osmanlı’yı bilmek zorundasın. Öyleyse Osmanlı’yı enine boyuna okuyacaksan Bizans’ı da bilmelisin, Safevi’yi de, Venedik’i de… Çünkü Tarih, bir milletin malı değildir.

Peki başka?

Tarih; kibirlenme, gaza gelme, hava atma aracı değildir. Ecdadının bir yerleri fethetmiş, bilimde çığır açmış, yolda kalan göçmen kuşları dahi düşünüp vakıflar açacak kadar merhametli olması övünülecek bir durum olabilir; lakin elân bilimde geri durumdaysan, ahlaki yozlaşma toplumunu ele geçirmişse, eğitim sistemin “değer” üretmekten yoksunsa… Ecdanının tarihteki başarılarını sürekli dile getirmen acını geçici bir süre dindirse ve seni veya birilerini avutsa da tarih saplantını tedavi edip önüne bakmak zorundasın; zira Tarih ders almak içindir, saplantılı bir maşuk değildir.

Mülk değildir, maşuk değildir… Başka ne değildir, efendim?

Şiirin tarihte uzun bir dönem bir reklam malzemesi olarak kullanıldığı herkesin malumudur. Kendi propagandalarını yapmak isteyen hükümdarlar; seçim otobüslerinin, televizyonun ve sosyal medyanın olmadığı çağlarda, kendileri hakkında yazılan şiirleri akılda kalıcı olmaları sebebiyle bir propaganda aracı olarak kullanmışlardır. Tarih de geçmişte işte tam olarak bu fonksiyonu icra etmiştir. Sarayların vakanüvisleri(tarihçileri) hükümdarların hükümdarlıklarını meşrulaştırmak vb. amacıyla Tarih kitapları neşretmişlerdir. En iyi ihtimalle makamını kaybedecek olan vakanüvis de elbette eserlerini ona göre kaleme almıştır. Peki bu iddaya göre Tarih ne değildir? Tarih, tek tarafın kaynakları okunarak anlaşılabilecek bir olgu değildir. Bu disiplin, doğası gereği “taraflı” bir yapıya sahiptir; dolayısıyla da tarihi bir olay okunurken tüm tarafların kaynakları yahut farklı tarafın kaynaklarını alan ikincil kaynakları tercih etmemiz zaten disiplinin doğası gereği muğlak olan “hakikat”e bizi daha çok yaklaştıracaktır.

Aslında benim için en önemli “değil”lerden bir tanesi: “Tarih, savaşlar manzumesi değildir.” Okullarda okuduğumuz tarih kitaplarına bakarsanız sadece savaşlar, antlaşmalar, sultanlar görürsünüz. Depremler, salgın hastalıklar, doğal afetler, ekonomik krizler, şenlikler, bayramlar(?)… Hasılı, hayata dair hiçbir faktörü okul kitaplarında göremezsiniz. Savaşlarda ölenleri, yaralananları, yetim ve dul kalanları da göremezsiniz. Fakat hayata dair ders çıkarılacak Tarih, aslında sosyal tarihtir. Neden Tarih okuruz ki? Bu işin üstadları akademisyenler bu soruya farklı cevaplar verir. Benim en çok hoşuma giden ve en bilindik olanı: “Tarihte yaşananlardan günümüz ve gelecek hakkında ders çıkarmak”tır. İçinde yaşadığımız toplumun reflekslerini anlamlandırmanın en işlevsel yollarından bir tanesi Tarih okumaktır. Fakat okuduğumuz Tarih, yaşadığımız toplumun çok küçük bir cüzü olan sadece hükümdarları anlatırsa toplumun geneli hakkında nasıl ders çıkarabiliriz? Postmodern çağda insanın birey olarak kıymetlenmesi sebebiyle sosyal tarihe olan ilgi de gün geçtikçe artmaktadır. Öyleyse Tarih, sadece sultanların yaşadığı ve savaşların yapılıp antlaşmaların yapıldığı sıkıcı bir olgu değildir.

Peki Tarih bir ‘bilim’ değil midir? Bu soru, konunun uzmanlarınca epey tartışıldı ve tartışılmaya devam etmektedir. Ben ise deneme türündeki bu naçiz yazımın samimi dilini bilimsel verilerin ciddi ve soğuk yüzüyle berbat etmek istemiyorum. Ama çağdaş bir tarih felsefesicisinin sözleriyle satırlarımı neticelendirmek istiyorum: -mealen- “Tarih (falanca sebeplerden dolayı) bir bilim değildir. Lakin bilim olmayan herşey kıymetsiz midir?!”

 

 

 

 

Bu yazı toplam 175 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama