NE OLACAK ŞU İSLAMCILARIN HALİ? / Köşe Yazısı - MOLLA NURANİ

21.05.2026 16:53:31
MOLLA NURANİ

MOLLA NURANİ

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin Mayıs 2025 tarihli 23. sayısından alınmıştır.

Efendim gençlerin durumundan şikâyetçiyiz İslamcılar olarak. Şikâyetimizde de haklıyız. Haklılığımızda ısrarcıyız. 

 
Doğruya doğru. Teşhis için problem yok da çözüme, bizim İslamcı kardeşlerimizin çözümüne baktığımızda baştaki şikâyetin, haklılığın, ısrarcılığın içini dolduracak bir eyleme, eylemi geç tutarlılığa, tutarlılığı da geç emmareye rastlamamak adama saçını başını yolatıyor. Lafa gelince torba dolusu, icraata gelince icraat yok, torba boş…
 
Adıyamanımızın, bilahassa Kahtamızın şu anda bürokraside, belli mevki ve makamlarda olan kişilerin ekserisi az veya çok bir vakıfla, cemaatle bir geçmişe sahiptir. Burası güzel ve kayda değer.
 
Peki, bu İslamcı kardeşlerimizin kendi çocuklarına, hadi eğitimci ise görevli veya sorumlu olduğu okuldaki öğrencilere muamelesi nasıl? Nasıl derken hal hatırdan bahsetmiyorum. Tabi ki bir mektebin talebesinin öğrencilerle iletişiminde bir farklılık, bir zenginlik olur bu ayrı.
 
Bahsettiğim, mesela kaç tane İslamcı kardeşimiz çocuğunun elinden tutup bir vakfa bir cemaate götürüyor, manevi bir mektebin talebesi yapıyor, çocuğun, gencin kolundan tutup bir abinin, bir hocanın yanına götürüp “Üstad, eti senin kemiği de” diyor.
 
Sevgili dostlar kestirmeden gideceğim. Yazıyı çok uzatmamak adına... Yok, kardeşim böyle biri. En azından ahir ömründe bu kardeşiniz şu ana kadar böyle birine rastlamamış. İzine de tozuna da…
 
Ama tersi birçok örneğe şahit oldu. Beraber sohbet halkası oluşturduğumuz, tefsir yaptığımız, kitap okuduğumuz, yürüyüş organize ettiğimiz birçok genç (adları bende saklı) harbi İslamcı babaları tarafından kolundan tutulup seküler, laik kesimin kurumlarına, derneklerine, vakıflarına teslim edildi. Daha iyi bir akademik kariyer ya da daha iyi bir maaş için... 28 Şubat sürecinde bir kardeşimiz kendini sağlama (!) almak için öyle derneğe üye oldu ki sormayın gitsin. Şu an bu kardeşimiz mahallemizde siyaset kulvarlarında fır dönüyor. Mahallemize sadakatin binbir tiyatrosunu sergiliyor. Geçelim burayı, çok da moral bozmadan… 
 
Hiç unutmam dostlar. İlkokul yıllarından beri tanıdığım bir arkadaş çocuğunu akademik başarı için takviye amaçlı özel bir eğitim kurumuna (tabi laikliği su götürmez, modernliği gâvura rahmet okutan bir kurumdan bahsediyorum) göndereceğini söyleyince “hikmet ve güzel öğütle” durumun vahametini açıklamaya çalışınca yemediğim fırça, işitmediğim azar kalmamıştı. Dahası aynı kurumun muadili olan İslamcıların bu konulardaki zayıflığını uzun uzun dinlemek zorunda kalmıştım. Yavrusunu yemeye kararlı kedi gibi anlatmakla bitirememişti mahallemizin açıklarını…
 
Şimdi bu kardeşimizin çocuğundan İslamcı, İslam davasının savunucusu çıkar mı? Çıkmaz kardeşim çıkmaz. Buradan çıkacak en iyi, en kaliteli “ürün” suya sabuna dokunmayan, ekmeğinin peşinde, vur sırtına al ekmeğini tipi çıkar. Başka bir şey çıkmaz. Davanın baltasına bir sap olmaz. Haa unutmadan babası ile birlikte hasbelkader katıldığı bir Filistin mitinginde babasına uygun adım cılız sesle de olsa “Kahrolsun İsrail” sloganı çıkabilir. 
 
Ya da babasının zoru ile vakit namazları kılan bir tip çıkar, Eline tebarük niyetine tutuşturulmuş bir hikâye kitabından biraz okumak belki de...
 
Bundan Filistin davası için, bir gösteri organize edecek biri çıkmaz. Bundan aldığı maaşın bazen hepsini Kudüs davası için harcama bilinci çıkmaz. Mahalledeki çocukları toplayıp Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler kitabını tahlil etme bilinci çıkmaz. Günde, haftada kaç sayfa kitap okuduğunu günü birlik muhasebe edecek bir dava adamı çıkmaz. Mahallesindeki gençleri arkasına takıp sohbet halkaları oluşturma, bu halkaları mahallenin tamamına yayma azim ve kararlılığı çıkmaz. Attığın tohuma ve gübreye, verdiğin emeğe göre ürün alırsın kardeşim.
 
Dedim ya gençliğin gidişatından şikâyetçiyiz İslamcılar olarak. Bu doğru. Peki, bu doğrumuzun arkasında amelde, eylemde ne kadar duruyoruz? Bırakın başkasının çocuğunu (Ki İslam, başkasının çocuğuyla ilgilenmeme, boş verme hakkı vermiyor bize) kendi çocuğumuzdan sahi nasıl bir İslamcı çıkar? Bir İslamcı çıkar mı ki? Biz yakın çevremizin İslam davasının savunucusu olması için üzerimize düşenleri layıkıyla yerine getiriyor muyuz? 
 
Yoksa çorba içtiği tasa şey edenlerden miyiz? Beğenmeyenlerden…
 
Biz İslamcılar –kendini hâlâ İslamcı olarak görenler için geçerlidir- Allah’ın bize verdiği, yüklediği halifelik misyonunun neresindeyiz? Efendim sorgulayalım. Elimize hesap makinesi alıp toplayalım, bölelim, çıkaralım. Ama mutlaka muhasebe yapalım. Durum vahim. Vaziyet içler acısı. 
 
Başkası mı? Mesela hükümet? Onu geç. Aynanın karşısına geç ve gördüğünden başkasını eleştirme. Hep buradan başlar çünkü.
 
Rabbim bizleri ıslah etsin.
Bu yazı toplam 506 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.