EĞİTİM ÖĞRETİM İKİLEMİNDE GENÇLİK VE GELECEK / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

21.05.2026 16:45:19
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.

Bu sene (2025) ortaokul ve liseye yeni başlayan öğrencilere uygulanmaya başlayan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli sahip olduğu içerik ve eğitim atmosferine kattığı değerle gelecek adına belli bir oranda da olsa bizleri ümitvar kılmıştır. 

 
Eğitim müfredatının merkezine aklı selimi, kalbi selimi ve zevki selimi koyan yeni anlayış şüphesiz son yıllarda iyice kopuş süreci yaşayan yeni neslin kendi değer dünyası ile belli bir oranda da olsa yeniden ünsiyet kurmasına katkıda bulunacağı kanaatindeyim. 
 
Pandemi dönemi ile birlikte yoğun bir şekilde teknoloji ve internetle zaman geçiren gençlik bu aygıt ve alanların olumsuz etkilerine fazlasıyla maruz kaldılar. Bu maruziyet bir boyutuyla pandemi döneminin kısıtlamalarının aşılmasına katkı sağlarken diğer yandan sosyal ve psikolojik olarak bu kitlenin bazı konularda darbe almasına, bazı şeylerden mahrum kalmasına neden oldu. 
 
Bir kısım mahrumiyeti aşmaya katkı sağlayan bu imkânlar başka konularda da mahrumiyetin sebebi oldu.
 
Gelinen noktada teknoloji ve internetin kültürünü de belli bir oranda hayatının merkezine yerleştiren yeni nesil, bu aygıtların diğer taşıyıcılarını da peyder pey bir yaşam tarzı olarak görmeye başladı. Tüketim kültürü, ego merkezli bireycilik, kapitalist bakış açısı, sekülarizm, değer ve inancın yaşamın dışında olduğu narsizmin merkezde bir hayat felsefesi…
 
Tabi bu bahsettiğimiz hususları salt pandemi dönemindeki uygulamalara bağlamak eksik kalır. Ama bardağı taşıran damla da bu süreçte meydana geldi.
 
Şüphesiz Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren kitaba, okumaya, ilme yapılan muamele, sahip olunan yaşantılar, maruz kalınan baskılar adeta bir vebalı muamelesi olunca toplumu bir arada tutan, nesli köklerine bağlayan hemen hemen her birikimden kopma yaşandı, değerlerden uzak duruldu.
 
Son yirmi yılda ülkemizde meydana gelen yeni süreçle birlikte geçmişin bu travmalarında, kötü tecrübelerinde belli bir oranda da olsa iyileştirme yaşandı, kurumsal bazı adımlarla olumlu gidişata hız verilmeye çalışıldı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu sürecin kurumsal olarak atılan en önemli adımlarından biri olarak görülebilir.
 
Süreç, “Merkez”den atılan bazı adımlarla yeni neslin ihyasının önündeki engelleri kaldırmayı hedeflerken geçmişten gelen bazı yanlış adımları, oluşturulan negatif atmosferleri ortadan kaldırmak çok da kolay olmayacak gibi görünüyor.
 
Kurumsal adımların yanında, bu kurumsal adımları yerli yerine oturtacak bireysel bazı adımların atılmasını şart kılmaktadır. Bu toplumun bilinçli bireylerinin de elini taşın altına koyması gereklidir. Geçmişten gelen negatif yüklemeler toplumsal ıslah bilinci olan her ferdin sorumluluk alması ile ancak kısa sürede pozitife evrilebilir. 
 
Mevcut okul atmosferleri ders dışındaki gündemlere-kitap okumak gibi- kapalı olmasının yanında, kitap okuyan öğrencilerin ise kültür ve medeniyetimizin eserlerinden uzak hatta aykırı eserlerle hemhal olması görünen kronik meselelerden biridir. Sosyal medya üzerinden ulaşılan bazı uygulamalardan yapılan okumalara zararlı içeriğinden dolayı yasak getirilmek zorunda kalındı. Bu uygulamaların dışında malayani, süfli ve beşeri kaygıları hayatın merkezine koyan, çoğu kez neslin kendisine ve topluma yabancılaşmasının önünü açan eserlere ilgi gösterilmesi bugün neslin önündeki temel problemlerden biridir.
 
Bu problemi besleyen unsurlardan biri okul atmosferlerimizin eğitimden çok öğretimi, yarışı, malumatı merkeze almasıdır. Maarif Modeli her ne kadar eğitimi merkeze alsa da, geçmişten gelen alışkanlıklar ve pedagojik eksiklikler süreci zorlaştırmaktadır. Eğitim yöneticilerinin kültür ve medeniyetimizden bigâne olmaları ise mevcut durumu çok daha sıkıntılı, çetrefilli bir hale getiriyor.
 
Necip Fazıl’ı bilmeyen, Sezai Karakoç’a burun büken, Nurettin Topçu’ya yabancı, Mehmed Akif’e tepeden bakan; velhasılı bu toprakları vatan yapan, bu ülkeyi birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibi birbirine bağlayan değerlere, üstadlara soğuk olan bu ülkenin geleceğine “soğuktur” bilinmesi lazım. Bunun bilinçli olması ise çok daha tehlikeli bir duruma işarettir.
 
Eğitimle uzaktan yakından ilgili olan her bireyin nitelikli okumalar yap(tır)ması, üstadlarla yeni nesli buluşturması mevcut atmosferi pozitife çevirmede etkili olacaktır. İslam klasiklerini okuma konusundaki bir seferberlik, üstadların eserlerinin tahlil edileceği kitap halkaları oluşturmak etkili olacaktır. Bu büyüklerimizin doğum ve vefat yıldönümlerini çok daha verimli programlarla değerlendirmek yine bir diğer alternatif olabilir. Son yıllarda Mehmed Akif’le ilgili yapılan programlar doğrusu ümit vaad ediyor. Bunları çoğaltmak, çeşitlendirmek, zenginleştirmek gerek. Üstadların mekânları, dergileri, kendilerini yetiştirme tarzları yine sürekli gündemde tutulması gereken hususlardandır.
 
Artık bizlerin kaybedeceği zamanı ve kaybedeceği nesli yok. Kimileri sekülarizm adına, kimileri modernizm adına, kimi istismarcı da din adına (FETÖ gibi) bu toprakların geleceği olan nesilleri kopardı. Batı’nın Truva atı, emperyalistlerin uşağı, sömürücülerin piyonu haline getirdi. Buna durmak demek için duyarlı herkesin elini taşın altına koymasının zamanı geldi geçiyor. Bu ülkenin değerlerinin, kültür ve medeniyetinin yeni nesillerle buluşmasının önünde duranlara karşı dik bir duruş sergilemek, amansız bir mücadele sergilemek hayati bir hal almıştır.
 
Sonuç olarak toplumun her kesiminin genç nesille ilgilenme konusunda gayretlerini bir araya getirmesi gereken zorlu ve kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte tek bir gencin dahi kaybını riske edemeyiz. Unutmamak lazımdır ki toplumların yok oluşu, fiziki olarak ortadan kalkmaları ile değildir. Toplumları yok eden, tarihin sayfalarına gömen husus o toplumu bir arada tutan değerlerin, inancın, tecrübenin günlük hayattan çekilmesi, yozlaşması ve anlam kaybına uğramasıdır.
 
Şüphesiz bilgi sahibi olmak, hikmetin talebesi olmak elzemdir. Bütün bu saydıklarımızı anlamlı ve değerli kılan “eğitim”dir. Toplumun “olgunlaşma düzeyi”dir. Toplumsal olgunluğa bu “bilgi”lerin yaptığı katkıdır. Aksi durumda Kuran-ı Kerim’in “Kitap yüklü merkep” tabirinin şahıslarda somutlaşması anlamına gelecektir. Ve hatta toplumlarda…
 
Bu yazı toplam 393 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.