Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.
“Para para para” diyen Napolyon aynı zamanda benim asaletim benimle başlamıştır da demiştir bir zamanlar. Güçlü olanın asil olacağını savunmuş ve medeniyetini ona göre şekillendirmiştir. Bu yüzden gözlerine bir set çekilmiş Avrupa pragmatist düşünmekten kalbin inceliklerine vakıf olmayı becerememiştir.
Peki, asalet beni benden düşük şeylere göre tanımlayacaksa para gibi teknoloji gibi beni nasıl ileri taşıyabilir ki. Ben kendimi bir başkasıyla ya da maddeyle tanımlarsam ne kadar ileri gidebilirim ki. Allah insana sonsuzu vaat ederken sonsuz kabiliyetimi köreltmek bayağı şeylerle beni esfele safiline çevirmez mi bir burhana sürüklemez mi?
Medeniyet olarak tanımladığımız şeyin ölüyü dirilten bir etkisinin olması gerekmez mi?
Şairin Müslüman İslam’ı öyle sağ ve diri yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin dediği de bu minvalde olan bir şey değil mi?
Doğu’nun, oryantalistlerin aklı ile kendini tanıması sonucu oluşan özgüvensizliği bize zaten yıllar kaybettirmedi mi? Peki ne yapmalı? Kendi aklımızla kendi habitatımızı değerlendirmeyi öğrenmeliyiz?
Benim derdimi benden başka en doğru biçimde kim tanımlayabilir ki?
Mevlana’nın öğretileri asılı iken bu semalarda bizim anti depresanlarla ne işimiz var Allah aşkına.
Yunus Emre ilim ilim ilmektir derken düğüm düğüm olmaktan bahsetmemiş midir?
İnce ince odun ateşinde pişmeden bir sanatta derinleşmeden nasıl kemale erişilebilir ki?
Nefis mücadelesi ne demek niye en büyük cihat bu bilmeden her insanı bir alem görmeden nasıl tertemiz bir dünyada nefes alınabilir ki?
Peki insan sınırlı aklıyla nasıl böyle bir medeniyeti kendi getireceği yanılgısına kapılabilir ki?
Bir insanın medeniyetin yasalarını inşa edeceğine asla inanmıyorum. Bu yüzden Allah’a ve Resulüne (s.a.v) iman ediyorum. Buna en az bir karınca kadar iman ediyor ve en büyük zenginliğimin Allah’ın bana İslam’ı vermesinin olduğunu savunuyorum.
Sevginin olduğu yerde Allah var biliyorum.
Cehennem sevgisizliğin olduğu yer biliyorum.
Bütün kitaplar bir Kitab’ı anlamak için var biliyorum.
Sevda her yürekte ayrı yazılır biliyorum.
Hakka aşık olduğumdan beri yaktım ızdırap gemilerini biliyorum bu yüzden kendimi doğuya ya da batıya ait olarak tanımlamıyorum sağ yanın adamları olarak tanımlıyorum.
Karıncayı bile incitmeyen medeniyetler silsilesinden geldiğim için Rabbime sonsuz şükrediyorum.
Bu yüzden kendimi öteki üzerinden tanımlamıyorum ben.
Kendi varlığımı ötekine göre anlamlandırmıyor bütün anlamı kullukta arıyorum.
Böyle olunca anlıyorum Aliya’yı;
Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir. Peki, düşman kim? Beni Allah ve Resulü’nden ayıran her şey.
Sahabenin “Anam babam canım Sana feda olsun” dedikleri minvalde bir şey.
Dünyada güç dengesinin aşk ve eylem dengesinin sağlandığında düzeleceğine inanıyorum. Bilenler uyuyor bilmeyenler yönetiyor. Burada bir terslik var.
Ölüm var ve biz her yoldan geri dönülür zannediyoruz. Eğitim sisteminin kesinlikle bu kırtasiyecilikten akademinin bürokrasiden kurtulması lazım bir an önce.
Yeni nesle medeniyeti somutlaştırarak göstermek zorundayız.
Sünneti bu topraklarda yeniden yeşertmek aşkı yüreklere damıtmak zorundayız.
Velhasıl toparlanmak zorundayız bizim israf edecek çocuklarımız yok.
İsraf edecek gençliklerimiz yok.
Bir ben var benden içeri özgüveniyle bir çocuk yetiştirebilirsek bizi yenebilecek bir aziz yok kral yok düşman yok.
Velhasıl
Okumanın tadını bir kez alınca bizi prangalayacak Allah’tan başka bir güç yok. Şairin beni Allah tutmuş kim azad eder dediği cinsten.
Yunus bu topraklarda ballar balını buldu bizimde o balın fabrikasını kurup seri üretime geçmemiz lazım başka çaremiz yok.
Vesselam.