Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.
Bugün yaşananlar tarihin bir başka döneminde yaşandı mı gerçekten merak konusu olacak bir şey. Bilelim ki bugün yaşananların benzeri belki de daha beteri geçmişte yaşanmıştır. Kur’an’da ibret olsun diye anlatılanlar, yakın tarih dünya savaşlarında meydana gelen bazı olaylar örnek gösterilebilir. Bahse konu olan tabi ki Gazze’dir. Birkaç yönden yaklaşarak olayı anlamaya çalışabiliriz.
1-Hiçbir dönemde hadiseleri bu kadar yakından gözlemleme ve bir o kadar da akı kara gösterme, gerçeği tersyüz etme imkânına sahip olunmadı. Zulmü yapan ile müşahede imkânını veren ve değerlendirmeyi yapan, dünya kamuoyuna sunan aynı kaynaktır. Üstün teknoloji sayesinde olayı yönetenler verici, diğer taraf alıcı konumunda kaldı. Öyle ki olanları sıradanlaştırmanın yanında unutturma ve adaptasyonu sağlamayı da aynı kaynak gerçekleştiriyor. Duyarsızlaştırmak, manipüle etmek, gündemi belirlemek ve değiştirmek de dijital araçlarla aynı kaynağın görevleri arasında sayılabilir.
2-Hayranlık beraberinde saflığı, sorgulamamayı getirir. Doğu toplumlarının özelde de yaşadığımız toplumun Batı toplumlarına olan hayranlığı at gözlüğü takmamıza yetti. Gelişmişlikle medenî olma arasındaki farkı unutturdular. Güç sahibi isen değer sahibi olman gerekmez mantığı hâkim oldu. Ne zaman ki güç zulme döndü Batı ülkeleri ve aydının suskunluğu bizleri şaşırttı çünkü tepkiyi de onlardan bekledik. Doğu toplumları istibdadî gelenekten gelen, insan haklarını ve aklı rafa kaldırmış tek bir ağızdan gelen söze ram olmuş toplumlardır. Batı ise demokrasi ve insan hakları havarisi olma rolünü yükleneli epey zaman olmuştu! Eğer bütün bunlar doğru ise günümüz insanının teslimiyetçi ruhunu temsil eden ‘yapacak bir şey yok’ söylemini kabul etmek gerekir.
3-Bir hakikat daha var ki dile getirmekten neredeyse utanır olduğumuz, oysa özümüzü şekillendiren Kur’an hükümlerinden bahsedemez olduk. Tamda günümüzde yaşanan olaylara işaret eden anlamlar içeren şu ayetler gibi: ”Ey iman edenler! Şayet inkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi dayanıp güvenilecek dostlar edinmeyin. İçinizden kimler onları dost edinirse, işte kendilerine kötülük edenler bunlardır. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe 23-24) “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Maide 51)
Tarihte yaşananlara şahitlik eden bu ayetler bugün yaşananları da en açık şekilde anlatmaktadır. Bu ayetler genelde hep şiddetin göstergesi olarak bilinçli bir şekilde lanse edildi. Oysa insanlar her alanda güvenilirliği önemserler. Ev alırken komşu, mahalle, yapı sağlamlığı arar. Yolculuk yapacağı firmanın, alışveriş yapacağı esnafın güvenirliliğini vesaire arar ve hiç de yadırganmaz. Ama söylenen söz vahiy ise toplumsal kaosun sebebi ve hümanizm karşıtı ifadeler olarak değerlendirilmeye çalışılır. Bugün imece usulü çalışan Avrupa ülkeleri dünyaya jandarmalık yapanların taşeronluğunu yapmaktalar. Taşeronluk nihayetinde bir işte, eylemde ikinci sınıf insan olmak anlamına gelir. Yardımcı güç derecesine düşmesinin sebebi alternatif yeni bir gücün oluşmasından değil Avrupa ülkelerinin kendi zafiyetlerinden kaynaklanmaktadır. Ayetin de işaret ettiği gibi birbirine veli olma kurumsallaşmış durumda. Bunun üzerine hayal kurulmamalı, sahip olduğumuz toplumsal sosyoloji buna elvermez.
4-Tefrikanın nitelik kazandığı, tarihte yaşanmış ayrılıkların canlılığını kaybetmediği günümüzde İslam ülkeleri arasında birliktelik ve velayet dayanışması beklemek beyhudedir. İslam’ın karşısında vaziyet almış ülkelerin dayanışma mantığı ve iletişim dili terk edilip ümmet olma bilinci ile hareket edilmedikçe mazluma el uzatmak hayalden ibaret kalır. Mazluma destek olmak onun günlük asgari yaşam düzeyini sürdürmesine yardımcı olmak değil duçar kaldığı zulme mani olmaktır.