BATILI KÖLE AVCILARI VE KÖLE PAZARLARI / Köşe Yazısı - Ebubekir Aytekin
Ebubekir Aytekin
Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.
Orta çağ boyunca sosyal hayata iyice yerleşen kölelik, yeniçağ ile birlikte ortaya çıkan Amerikan sömürgeciliği ile yeni boyutlar kazanmıştır. Buna bir de toplu zenci ticaretini körükleyen Avrupa koloni sistemi eklenince Avrupa’da köle ticareti çok önemli bir iktisadi kazanç haline dönüşmüştür. Bu nedenle 1517’de köle ticaretini izne bağlayan "Asiento Antlaşması" yapılmıştır.
Sömürgelerden elde edilen kazanç ve bu sayede ulaşılacak refah düzeyi, sömürgeleştirilmiş bölgelerden getirilecek ürünlerin artması ve ucuza mal edilmesine bağlıydı. Bu, büyük tarım alanlarının kurulması ve ucuz işgücünün sağlanması anlamına gelmektedir. Böylece ekonomik gelişmeyi sağlamak amacıyla, Afrikalı insanlar zorla köleleştirilerek Amerika’ya taşınacak ve tarımsal üretimi artıracak alanlarda yoğun olarak kullanılacaklardı.
1400'lü yılların sonlarında Portekizlilerin Batı Afrika sahillerine gelmesiyle başlayan köle ticaretinin en önemli noktalarından biri, yıllarca Nijerya'nın kıyı kenti Badagry oldu. Nijerya'nın Benin sınırına yakın güneybatı sahilindeki Badagry'de başlayan köle ticareti, 300 yılı aşan bir süre devam etti. Portekizliler 15'inci yüzyıl ortalarında yeni ticaret imkânları ve değerli madenler aramak amacıyla Batı Afrika kıyılarına gelmeye başladılar. Portekizli tüccarlar burada ilk olarak madenlerde çalıştırmak üzere kabile reislerinin savaşlarda esir aldığı yerlileri satın aldılar.
Köle ticareti, ilerleyen yüzyıllarda diğer Avrupa ülkelerinden gelen kişiler tarafından sürdürüldü. On yedinci yüzyılın başlarında İtalya, İspanya ve Portekiz'deki köle pazarlarında köle tüccarlarının bir at karşılığında 25-30 köle sattığı belirtiliyor. 20'nci yüzyılın başına kadar geçen yaklaşık 250 yılda Batı Afrika'da -öldürülenler hariç- on milyondan fazla kişinin köleleştirilerek başka ülkelere götürüldüğü biliniyor. Bu rakamın önemli bir bölümünü ise Nijeryalılar oluşturuyor.
Tüccarlar, kabile reislerine yanlarında getirdikleri kumaş, silah, barut, bakır ve bronzdan yapılmış eşyalar, alkollü içecekler karşılığında onlarca, bazen yüzlerce Afrikalıyı satın alıyordu. Bu ticaret, bazen bir şişe alkole karşılık 10 kişi ya da bir şemsiye için 40 kişi şeklinde bile olabiliyordu.
Afrikalı kabile reisleri, Avrupalı tüccarlardan kölelere karşılık deniz kabuğunu değiş tokuşta "para" olarak kullanıyordu. Miktarına göre deniz kabuğu karşılığında onlarca hatta yüzlerce Afrikalı, Avrupalı tüccarlara satılabiliyordu.
Afrika'nın batısındaki köle ticaretinde yerli kabilelerden birinin torunlarından Olusegun Mobee, şöyle anlatıyor:
"O dönemlerde kölelik tüm dünyada tanınan bir kurumdu. Afrika'daki krallar, kabile reisleri ve zenginler, köleleri kendi evlerinde ya da bölgelerinde çalıştırıyordu. Bir kişinin ekonomik ya da sosyal statüsü, sahip olduğu kölelerin sayısıyla ölçülüyordu. Buna yerel kölelik deniyordu. Genellikle bu kölelerin çoğu savaş esiriydi. Ancak zaman içinde köle sahiplerinin çoğu, Avrupalı köle tüccarlarının Badagry'ye gelerek demir, pamuk, yün, keten, alkol, metal eşyalar karşılığında köle satın almaya başladığını öğrencince kendi kölelerini Badagry'ye getirerek bu tip eşyalarla değiş tokuş etmek için vakit kaybetmediler. Atlantik ötesi köle ticareti (şimdi Nijerya içinde kalan) Yoruba ülkesinde savaşları da körükledi. Avrupalı köle tüccarlarının tekliflerinden sonra krallar ve köleleri, alkol ve silahla değiş tokuş etmede kullanmak üzere köle edinmek amacıyla diğer kasaba ve köylere savaş açmaya başladı."
Batı Afrika'da Portekizli tüccarlarla başlayan köle ticareti, şu anda insanlık dışı olarak görülen birçok uygulamaya sahne oluyordu. İngiliz, Fransız ve Portekiz sömürgeciler, kıyıda bekliyorlar, Afrikalıların bir bölümü özellikle genç erkekleri kaçırıp satıyorlar ve karşılığında da silah ve kumaş alıyorlardı.
1600-1900 yılları arasında Afrika’dan sadece Amerika’ya gönderilen köle sayısı yaklaşık 12 milyondan fazladır.
Afrika’nın Atlantik Okyanusu kıyısının orta ve kuzey batı kısmı “köle sahili” olarak biliniyor, esas ihracat buradan yapılıyordu. İkinci önemli yol, Atlantik yolundan en az 600 yıl eski olan Sahra yoluydu. Büyük Sahra çölünün güneyinden kuzeyine köle gönderiliyordu. Oradan da Atlantik üzerinden Amerika’ya gönderilen kölelerin yaklaşık yüzde 15’i yolda ölüyordu. Kalanların üçte ikisini genç erkekler oluşturuyordu. Bunların bir bölümü şimdiki ABD’deki pamuk tarlalarına, kalanının bir bölümü de Brezilya’da yine tarlalara gönderiliyordu. Zor ve ağır iş için genç erkekler aranıyordu. Böylece 300 yılda yolda ölenler ve öldürülenler hariç yaklaşık 15 milyon kişinin köle olarak satıldığı tahmin edilmektedir.
Bazen de okyanusta seyreden gemilerdeki erzak azalınca fazla tüketim olmasın diye kölelerin bir kısmı zincirlerle birbirine bağlanıp okyanusa atılarak öldürülüyordu.
Avrupalı beyazların anlayışına göre köleliğin karşıtı, bireyin kendi üzerinde hak sahibi olmasıydı. Bu anlayışla kölenin kendi üzerinde herhangi bir hakkı yoktu.
ABD, sınırlarını genişletmesini, ülkenin güneyinde tarımdan elde edilen büyük geliri ve ABD kapitalizminin gelişmesini Afrika’dan köle olarak getirilen siyahlara borçludur.
Yüzyıllarca Süren Kölelik ve Kölelere Yapılan Zulüm ve İşkenceler
Afrikalı köleler ellerinden, ayaklarından, boyunlarından hatta bazen yemek yememeleri ya da konuşmamaları için ağızlarından bile zincirlere vuruluyordu. Kölelere genellikle çok az yemek veriliyordu. Köleler, elleri arkadan zincirli şekilde içinde yüzlerce litre su bulunan büyük bir metal kaptan topluca su içebiliyorlardı.
Afrikalı kölelerin dünyanın diğer kıtalarına ve ülkelerine dönüşü olmayan yolculuğu Badagry'de başlıyordu. Civar bölgelerden ya da iç kesimlerden getirilen köleler, Badagry'den gemilerle "Yeni Dünya" dedikleri Amerika kıtasına gönderiliyordu.
Badagry'deki toplama merkezlerine getirilen köleler, burada 6-7 metrekare büyüklüğündeki çok küçük penceresi bulunan odalara kapatılıyordu. Zincirli şekilde bu odalarda yaklaşık 40 köle yolculukları başlayana kadar bir arada tutuluyordu.
Amerika’ya taşınan kölelerin çoğu, uzun deniz yolculuğunda hastalık ve bakımsızlıktan öldüler. Kıtaya ulaşmayı başaranlar ise toprak sahiplerinin zincirli ırgatları olacaktı. Tarım plantasyonları, kölelerin emeği ve kanıyla kurulacaktı. Keşif, bilim ve silah üstünlüğünü elinde tutan beyaz sömürgecilere göre; siyah köleler ve vahşi yerliler tanrının yeryüzünde cezalandırdığı mahlûklardı. Onlar, hayvanlarla birlikte alınıp satılması makbul mallardı.
Kıtanın işgali ve yeniden inşası, gücünü sömürü ve yağmadan alıyordu. Beyaz, Anglosakson ırkın üstünlüğü fikri kendi dini, felsefi, ideolojik alanını oluşturdu. Amerika’ya göç, sömürgecilikle başlayan ırkçılığın göçüdür. Avrupa işgal ettiği kıtadan zenginlik ithal ederken, onlara ırkçılığı ihraç ediyordu.
Özellikle Brezilya'daki tarlalarda ya da madenlerde çalıştırılmak için toplanan kölelerin kaldığı, 1840'ta inşa edilen Badagry'deki "Brazilian Barracoon" adlı köle hapishanesi, şu anda köle ticaretinin izlerinin görüldüğü yerlerden biri olarak hâlâ korunmaktadır.
Buna benzer bir köle hapishanesi de Nijerya'nın en büyük kentlerinden Lagos'ta bulunuyor. Lagos'un merkezindeki Özgürlük Parkı'nda bulunan hapishanede kölelerin kaldığı 2-3 metrekarelik çok sayıda hücre aslına yakın halde tutuluyor.
Köle Rotası ve Dönüşü Olmayan Nokta
Köleler, Atlantik Okyanusu sahilinde bekleyen büyük gemilere kadar, zincirli olarak yürütülüyor, yarım saatlik patikanın ortasında bulunan su kuyusunda verilen molada Afrika'da son kez su içiyorlar, Atlantik kıyısına geldiklerinde Avrupalı tüccarların gemilerine bindiriliyorlardı.
Afrika’dan getirilen kara derili kadınlar açısından köle gemileri korku merkezleri idi. Çünkü gemilerde bu kadınlara tecavüz edilmeye başlandı. Bu kadınların büyük bir kısmı, gemicilerin tecavüzüyle yaşamaktansa azgın dalgalarla dolu okyanusa atlayarak ölmeyi tercih ettiler.
ABD’nin güney eyaletlerindeki fidanlıklarda yaşamak resmen vahşetti. Siyahi köle kadınlar orada sürekli tecavüze uğradılar. Ne kadar çocuk doğururlarsa o kadar çok köle işçi ortaya çıkıyor ve sömürgeci beyazların zenginliği artıyordu. Beyaz köle sahipleri siyah kadınlardan zevklerini alınca onları siyah erkeklere damızlık olarak terk ediyorlardı. 20. yüzyılın başına kadar ABD’de siyah kadına tecavüz bir suç değil, beyaz erkeğin ilk gece kullanım hakkı olarak görülmekteydi.
Amerika’da kurulan büyük çiftliklerin işgücü ihtiyacını karşılamakta kullanılan köleler, çok kötü şartlar altında yaşıyorlardı. Kötü muamele ve işkence gören, iyi beslenemeyen, hastalıklardan kırılan kölelerin isyanları 1700’lü yıllarda başlamıştır. Ancak isyanların bastırılmasında, tarihte eşi benzeri görülmemiş ölçüde vahşet yaşanmıştır. Güney Carolina’da, 1739 yılında, yaklaşık 100 kölenin katılımıyla çıkan isyanda, çevredeki çiftlikleri basarak silahlanan kölelerin Florida’ya doğru yürüyüşü durdurulmuştur. Charlestown’a dönüşte her kilometrede bir isyancının kafası kesilerek, isyancı(!)ların tamamı öldürülmüş ve ibret olsun diye kafaları direklere asılmıştır.
Siyahileri Öldürme Hakkı
1705 Virginia Kölelik Yasasında “Bu yönetim bölgesindeki tüm zenci, melez ve Kızılderili köleler taşınmaz mal olarak elde tutulacaktır. Herhangi bir köle, efendisine karşı direnirse sahibi ıslah etmeye çalışırken asi köleyi öldürecek olursa böyle bir kaza hiç olmamış gibi köle sahibi tüm cezalardan muaf tutulacaktır.” denilmektedir. Siyahilere okuma-yazma öğretilmesi de yasaklanmış, bu yasağa karşı gelenler sert bir şekilde cezalandırılmıştır.
Ağustos 1831 tarihinde çıkan bir isyanı bastırmak için köle sahipleri ve tüccarlar binlerce siyahîyi öldürülmüş, isyanı başlatan Turner adlı siyahî asılarak idam edilmiş, derisi yüzülmüş ve cesedi dört parçaya ayrılmıştır.
24 Aralık 1865’te 6 eski konfederasyon askeri tarafından kurulan Ku Klux Klan (KKK) adlı ırkçı, faşist örgüt, güney eyaletlerde siyahîlere tanınan hakları engellemek, özgürlüğe kavuşanları tekrar köle şeklinde yaşatmak, beyaz olmayanlara eziyet ve işkence etmek amacıyla kurulmuştu. Bu örgütün elemanları siyahileri canlı canlı yakarken ellerinde İncil vardı. Vahşetlerine dini alet ediyorlardı.
Kadim Afrika kıtasının evlatlarına reva görülen zulüm ve işkenceler, yüz binlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. Ayrıca ordu içerisinde de ayrı bir tabur olarak görevlendirilen siyahilerin en kanlı savaşlarda öne sürüldükleri ve Amerika’ya büyük kazanımlar sağladıkları da bilinen bir hakikattir. Fazla eğitimli olmayan ve cephelerde en önde savaştırılan bu insanların hayatı hiçbir zaman önemsenmemiş ve adeta bile bile ölüme gönderilmişlerdir.
Köleliğin Yasaklanması
İnsan hakları alanında meydana gelen olumlu gelişmeler, uluslararası hukuk alanında sürekli barış fikrinin yerleşmesi ile beraber sanayi devriminden sonra kölelerin tarım işletmelerinde, sanayi işçiliğinde ve toplumun diğer hizmet alanlarında pahalıya mal olan bir işgücü haline gelmesi köleliğin kaldırılmasında etkili olmuştur.
Kölelik Fransa’da 1789 devriminden sonra, İngiltere’de 1807 yılında yasaklanmış fakat Avrupa’da bütünüyle tasfiyesi XIX. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ise kölelik, ancak köleliğe karşı olan Kuzey devletlerinin galip geldiği iç savaş (1861-1864) sonrasında yasaklanmıştır. 1950’de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve tamamlayıcı protokollerinde garanti edilen haklar arasında köle halinde bulundurulmama hakkı da vardır.
Köleliğin kaldırılması, bir insan hakları meselesi olarak dile getirilmekle birlikte Amerika’da kapitalist gelişmenin ihtiyacıydı. Köleliğin kaldırılmasıyla, kısa zamanda bir milyon siyah köle Kuzey Amerika kentlerine kaçmış, böylece yedek bir işgücü meydana gelmiştir.
1830'lu yıllarda siyahilerin kuzey eyaletlere akımı geniş boyutlara ulaşmıştır. 1859 yılında Virjinya eyaletinde John Brown önderliğinde köleliğin kaldırılması için başkaldırı başlamış,1861 ile 1865 yıllarını kapsayan iç savaş sona erdikten sonra kölelik, ABD’de tüzel olarak kaldırılmıştır. Köleliğin kaldırılmasında 16. ABD Başkanı Abraham Lincoln'ün önemli rolü olmuştur.
Köleliğin yasaklanması ile ilgili ilk kanunlar ise İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde çıkarılmış, daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izlemiştir. Avrupa'da İngiltere'den sonra 1857 yılında köleliği ilk kaldıran Osmanlı İmparatorluğu'dur. 1926’da Milletler Cemiyeti bütün dünyada köleliği yasaklamış, daha sonra Birleşmiş Milletler de bu hükmü teyit etmiştir.
Irkçılığın Devamı ve Malcolm X
Kölelik kaldırılmış fakat bununla beraber "Amerikan Irkçılığı" artarak devam etmiştir.
Amerika’da köleliğin kaldırılmasının ardından Güney eyaletlerinde siyahilere karşı linçler başlamıştır. Bu linçlerin amacı siyahların sosyal eşitlik talebini bastırmak ve köleliği tahkim etmekti. Mahkemelerin devre dışı olduğu infaz sahneleri, hatıra fotoğrafları çektirmeye kadar varmıştı. Öyle ki, kutlama günlerinde gönderilen kartpostalların üzerinde linç sahneleri vardı. Amaç; Anglosakson ırkın hâkimiyet alanlarını korumak, sosyal ve sınıfsal üstünlüğü baldırı çıplaklara(!) kaptırmamaktı. Siyahları ve onlara destek olanları hedef alan bu gelenek 1960’lara kadar devam etti.
Amerikan sosyal bilimci akademisyenleri 1890’da yapılan nüfus sayımı verilerinde, Güney cezaevlerindeki rakamları üç katı fazla göstererek siyahilerle ilgili Amerikan kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturmak için gayret ediyorlardı.
Siyahi insanlar suçlu-suçsuz demeden hapsedildikleri için, bunların tamamının suçlu olduğu kanaati oluşturuldu. Hollywood filmleriyle siyahilerin suçlu oldukları ispat edilmeye çalışılarak siyahlara karşı beyazların nefret duyguları beslenilmeye çalışılıyordu.
(Linç kartpostalları 1920’li ve 30’lu yıllarda Amerika’da popüler bir hediyelik eşyaydı.)
Belli hakları kazandıktan ve kölelikleri sonlandırıldıktan sonra bile, siyahilere beyazlarla aynı bölgelerde değil kendilerine ayrılan bölgelerde yaşama şartı getirilmiştir. Sağlık, eğitim, iş ve toplu taşıma araçlarının kullanımı konusunda bile ayrımcılığa uğrayan siyahi Amerikalılar, genellikle ya hiç hizmet alamamış ya da çok kötü koşullarda en kalitesiz hizmetleri almışlardır.
Polis ve güvenlik güçleri yardımı ile mahallelere, okullara, hastanelere erişim ve eğlence gibi pek çok alanda siyahiler özlük haklarından mahrum edildi. Siyahi reformcular, aktivist, akademisyen ve gazeteciler kendilerine yapılanları belgeliyor ve her zaman direniyorlardı. Tüm güçleriyle sistematik polis ırkçılığına ve ayrımcılığına dikkat çektiler.
ABD’de ırk ayırımına karşı yürütülen mücadele amacıyla siyahların kurdukları örgütlerde üç farklı görüş ortaya çıkmıştır:
Siyah burjuvazinin çıkarlarını temsil eden grup, ılımlı bir tavır sergileyerek sadece yasal bir devrim istiyordu.
Martin Luther King liderliğinde oluşan grup, “Hemen Özgürlük” sloganıyla ortaya çıkarak beyazlarla entegrasyon fikrini savunuyordu. Protestan bir rahip olan King, şiddet kullanılmadan, barışçıl eylemlerle ırkçı uygulamalara karşı Gandi gibi pasif direnişten yanaydı.
1930 yılında Wallace Fard Muhammed tarafından kurulan, daha sonra Elijah Muhammed’in yönettiği grup, sert ve uzlaşmaz bir tutumu benimsemişti. Elijah Muhammed, beyazların doğuştan birer şeytan olduğuna ve kendisinin Allah tarafından bu ırkı yok etmek üzere görevlendirildiğine inanıyordu. Sadece siyahlardan oluşan ayrı ve bağımsız bir dünya kurmaktan yanaydı.
Hapiste olduğu sırada Siyah Müslümanlar Hareketi’ne katılan ve 1952’de hapisten çıkan Malcolm X (Mâlik eş-Şahbâz) kısa zamanda ırkçılığa karşı verilen mücadelenin liderlerinden olmuştur. 1964 yılında hacca gidinceye kadar Elijah Muhammed’in görüşlerini savunurken hac ziyaretinden sonra ırkçı düşüncelerini terk etmiş ve gruptan ayrılmıştır. Hacca gidinceye kadar beyazların da Müslüman olabileceği konusunda bir bilgisi olmadığını, hacda Beyaz Müslümanları da görüp tanışınca fikirlerinin değiştiğini ve Müslümanlıkta ırk ayırımının olmadığını; her ırktan Müslüman olabileceğini görmüştür. New-York Harlem’de Müslüman Camii ve Afrikalı-Amerikalılar Birliği Derneği’ni kurarak ırkçılık karşıtı çalışmalarını devam ettirmiştir.
Malcolm X, özgürlük, eşitlik ve adalet için verdiği mücadele ile sadece Amerika'da değil, dünyada da simge isimlerden biridir.
Malcolm 4 yaşındayken bir gece evleri ateşe verilir. Beyaz itfaiye ve polis ekipleri, yangına müdahale etmesi gerekirken evin kül olmasını seyrederler.
6 yaşındayken de babası bir tramvay yolunda ölü bulunur. Polis, babanın ölümünü raporlara kaza olarak kaydeder ama ailesi buna hiçbir zaman inanmamıştır. Anne Louise, üzüntü ve çaresizlikten akli dengesini kaybeder. Michigan’da akıl hastanesine kaldırılır ve 26 yıl kaldıktan sonra burada vefat eder.
Malcolm X, 21 Şubat 1965’te Harlem’de bir konferans salonunda yaklaşık 400 kişiye konuşma yapacağı sırada öldürülerek şehit edilmiştir.
Halen Devam Eden Irkçılık
ABD’nin Minneapolis kentinde ırkçı bir polisin, 46 yaşındaki George Floyd adlı Afro-Amerikalıyı boğazına dizini bastırmak suretiyle öldürmesinin ardından ABD’deki ırkçılığın devam ettiği bir kere daha gün yüzüne çıkmıştır.
Batı dünyasında zaten var olan bir ırkçılık pandemisi, ABD’de yeniden harekete geçmiş durumdadır. Aslında buna, Batılı beyaz ırkın kibir ve üstünlüğü inancına dayanan “aşırı sağ pandemisi” de diyebiliriz ki son yıllarda bu pandeminin Avrupa’yı da iyice sardığı bilinmektedir. Ünlü aktör George Clooney’in, “Sokaklarımızda dışa vuran bu öfke, ilk günahımız kölelikten beri pek olgunlaşmadığımızın bir hatırlatıcısı ki, bu da bizim pandemimiz; 400 yıldır da hâlâ aşısını bulamadık” şeklindeki ifadesi son derece gerçekçi görünmektedir.
Bugünkü nüfusunun yaklaşık 200 milyondan fazlasının Avrupa kökenli Amerikalılardan oluştuğu ABD’de 47 milyon ile toplam nüfusun yüzde 14’üne tekabül eden siyahiler hala ikinci sınıf vatandaş olarak görülmektedir. 45 milyonluk nüfuslarıyla kültürel kökenleri Meksika, Porto Riko, Küba, Orta Amerika ve diğer Latin Amerika kökenlilere ve Müslümanlara da bu gözle bakılmaktadır.
1935 yılında, ABD’de risk alanlarını gösteren konut güvenlik haritaları oluşturuldu. Yeşil, mavi, sarı ve kırmızı alanlar şeklinde belirlenen alanların en riskli grubu olan kırmızı alanlar siyahların mahalleleriydi! İşe alımlarda bu haritalar fişleme aracı olarak da kullanılıyordu. Siyahlar bu kez seyreltilmiş bir ırkçılıkla karşı karşıyaydı. Siyahların yanında Asya ve Güney Avrupa'dan gelen göçmenler de istenmeyen mahallelerin sakinleri oldular! Yasaklanmış olmasına rağmen mahalleler bazında örgütlenen sosyal ayrımcılık hâlâ devam etmektedir.
Günümüz modern ABD’de de tecavüz, taciz ve cinsiyetçilik devam etmektedir. "Tailhook Skandalı" olarak bilinen olayda ABD deniz kuvvetlerine bağlı uçuş ve denizcilik subayları, 83 kadın ve 7 erkeğe tecavüz etmiş, işkence, aşağılama vb. iğrenç davranışlarda bulunmuştu. 8-12 Eylül 1991’de Las Vegas’taki sempozyuma gelen mağdurlar burada kendilerine yapılan tecavüz ve işkenceleri söyleyince olay ortaya çıkmıştı. Üzerlerinde “kadınlar malımızdır” yazılı tişörtler olan deniz kuvvetleri subaylarının tecavüz ve tacizleri tüm açıklığıyla kamuoyuna sunuldu.
11 Eylül sonrası Bush’un ortaya attığı “Önleyici Savaş Doktrini” Müslüman göçmen toplulukları, siyahların yanında hedefe koymuştur.
Amerikan ırkçılığı, burjuvazinin keskin bir nefreti olarak yoksul sınıfları hâlâ tehdit etmeye devam etmektedir. ABD'de siyahilerin kazandıkları tek özgürlük sadece beyazlar için çalışabilme özgürlüğüdür.
Amerikan ırkçılığı ve emperyalizmi ile ilgili olarak hemşehrim Hüdapar eski genel başkan yardımcısı merhum Mehmet Yavuz’un şu tespitleri gerçeğin bir ifadesidir:
“ABD’nin İslam coğrafyası için öngördüğü şu üç husus, partiler üstü bir konuma sahiptir:
Aziz İslam’ın yaratılış değerlerine muvafık medeniyet tasavvurunu sabote etmek,
İslam coğrafyasının, üzerinde yüzdüğü petrol denizini kontrolü altında tutmak,
Siyonist işgalci terör rejiminin güvenliğini sağlamak...
Bunlar Rothschild ve Rockefeller gibi Yahudi ailelerin finansmanını üstlendiği Tapınakçıların, İllimünaticilerin, Armegeddoncuların ve bilumum Neo-conların kontrolündeki ABD’nin kırmızı çizgileridir.”
Bu yazı toplam 551 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
- BATILI KÖLE AVCILARI VE KÖLE PAZARLARI10 Kasım 2025 Pazartesi 17:13
- ORYANTALİZM VE SİYONİZM’İN KISKACINDATÜRKİYEDE TEK PARTİ DÖNEMİNDE DİNDE REFORM ÇALIŞMALARI 3 Nisan 2025 Perşembe 00:10
- YAHUDİ IRKÇILIĞI VE İSRAİL TERÖR DEVLETİ17 Ekim 2024 Perşembe 19:19
- KUR'AN-I KERİM'DE "SALAT"IN MUHTELİF ANLAMLARI 14 Haziran 2024 Cuma 17:30
- CUMHURİYET ÖNCESİ SOSYAL YARDIM KURULUŞLARI VE SOSYAL YARDIMLAŞMA6 Ekim 2023 Cuma 23:28
- Salih ESKİTAŞŞEYH MIHEMED

- Hülya AKCEBEBİR MEDENİYETİN ÇÖKÜŞÜ

- Hasan UYARGAZZE’NİN YIKIMINDAN İNSANLIĞIN ÖZ YIKIMINA: JÜRGEN HABERMAS

- Yusuf YAVUZYILMAZBATI KARŞISINDA FARKLI TUTUMLAR

- Ebubekir AytekinBATILI KÖLE AVCILARI VE KÖLE PAZARLARI

- Halit AKELSÖZÜN GEÇER AKÇE OLMADIĞI BİR ZAMAN

- BaşyazıBATI’NIN ENTELEKTÜEL ÇÖKÜŞÜ
.jpeg)
- Mehmet ÖZELPOST TRUTH (GERÇEKLİK SONRASI) ÇAĞDA FİLİSTİN SORUNUNU KONUŞMAK

- Bilge ÇAĞLANMODERN EĞİTİMLE DEĞİŞEN DİNDARLIK

- Veli KARATAŞ “AKLA VEDA” AKL-I SELİME DAVET

- Mehmet ALTUNÜLKEMİZDEKİ EĞİTİMİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI

- Ali KARAKAŞFUAT SEZGİN VE HADİS KİTABETİNE DAİR İDDİALARI

- Kemal SAYARKemal Sayar İyiliğin kanatları

- Musa ARMAĞAN MEVDUDİ'NİN İSLAMIN GELECEĞİ VE ÖĞRENCİLER KİTABI ÖZETİ

| İMSAK | GÜNEŞ | ÖĞLE | İKİNDİ | AKŞAM | YATSI |
| 04:22 | 05:44 | 11:45 | 14:58 | 17:34 | 18:49 |