SURİYE DEVRİMİ İMKÂNLAR VE RİSKLER / Köşe Yazısı - Akif AKMAN

21.05.2026 16:48:00
Akif AKMAN

Akif AKMAN

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin Mayıs 2025 tarihli 23. sayısından alınmıştır. 

Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte Suriye halkının bırakın meşru ve haklı taleplerini yerine getirmeyi, halka karşı şiddet uygulamaktan imtina etmeyen Esed, birçok Batılı devletin, pragmatist çoğu İslam ülkesinin, bir kısım Doğu Bloku ülkesinin de desteği ile Aralık 2024’e kadar sembolik de olsa ülke iktidarında kalmaya devam etti.

 
Amerika’nın başına Trump’ın gelmesi ve askerlerini Suriye’den çekeceği politikası, İsrail’in Lübnan saldırıları, İran’ın İsrail-Amerika ikilisinin saldırılarına maruz kalması ve Lübnan Hizbullah’ına yapılan yoğun saldırılar, Rusya’nın Ukrayna ile savaşı, Suriye’deki dengeleri çok kırılgan hale getirdi. Mevcut Esed yönetimini de bu kırılganlığın en bariz figürü durumuna getirdi.
 
Baştan beri, mevcut Suriye yönetimi ile güçlü ilişkiler kurma arayışında olan Türkiye, bu süreçlerin tamamında hassaten ayaklanmalar baş gösterdiğinde Esad yönetimiyle bu durumdan nasıl çıkılacağı konusunda iletişime açık olmaya, süreçten çıkış konusunda alternatif üretmeye özen gösterdi. 
 
Ama nafile… Esed yönetimi yeni süreci anlamaktan çok uzak bir duruş sergiledi. Gelen yeni dalganın yaratacağı sonuçları görmekten uzak, soğuk savaş dönemi yöntemleriyle, mevcut dünya güçlerinin gölgesinde halkına savaş açtı. Ve nihayetinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Rusya’ya sığındı.
 
Esed’in ülkeden kaçmasını sağlayan muhalefeti ve güç kaynaklarını ele almakta fayda vardır. Evvelen şunu söyleyelim: Esed iktidarını düşüren ittifak, ülkedeki muhalefetin çok önemli bir kısmını bir araya getiren bir ittifak. İttifakın lokomotifi olarak Ahmet Şara’nın liderliğini yaptığı Heyet-i Tahrir-u Şam Hareketi olmakla birlikte, Türkiye’nin destek verdiği Özgür Suriye Ordusu ve diğer irili ufaklı birçok yapının bu ittifaka destek verdiğini görüyoruz.
 
Daha önce Şam çevresinde ciddi bir silahlı askeri güce sahip olan Heyet-i Tahrir-u Şam Hareketi (HTŞ) Batı ve Rusya-İran koalisyonunun özellikle hava operasyonları ile İdlib ve çevresine konuşlanmak, mücadelesini bu çevrede yoğunlaştırmak zorunda kaldı. İdlib ve çevresine yerleşen örgüte özellikle mevcut Esed yanlısı koalisyonun yeniden operasyon yapma girişimlerine Türkiye’nin engel olduğu iddialarını bir kenara not etmekte fayda var. 
 
2011 yıllarında Suriye’ye gelip El Kaide’nin uzantısı olan en Nusra Cephesi’ni kuran ve kısa bir süre sonra bu cepheyi fesh edip Heyet-i Tahrir-u Şam’ı kuran eş-Şara ve örgütü için bu süreç ciddi kırılmalara neden olmuş gibi görünüyor. Düşünsel-metodsal kırılmalar… Nusra’yı kurduğu günden itibaren sürekli bir meşruiyet arayışında olan Şara, dünya devletlerinin yasaklamalarına, dışlamalarına karşı her seferinde mevcut pozisyonunda-çizgisinde revizeye gitmede imtina etmedi. Nihayetinde büyük badirelerle karşı karşıya kalan örgütün bu durumdan kurtulmasında azımsanmayacak desteği olan Türkiye’nin örgüt üzerindeki ağırlığının da bu süreçte fazlasıyla arttığı görülüyor. 
 
İdlib merkezli bölgesel yönetimin oluşturulmasında, kurumsal bir düzenin oturmasında HTŞ’nin Türkiye ile yakın temaslarının olduğu kanaatindeyiz. İran, Amerika, Rusya bilumum Esed yanlılarına düşmanlık besleyen örgütün sığınacağı bir gölgeye, bir zor zaman hamisine ihtiyaç duyduğu ise bir gerçektir. Bir diğer gerçek ise İdlib’te kurulan bölgesel yönetimin HTŞ’ de bir devlet-yönetim-kurumsal yapı tecrübesi kazandırdığıdır.
 
Türkiye’nin Suriye’deki gelişmelere, olaylara bigâne kalması akla ziyandır. Bu konuda “müzmin muhalif tavrı” aşamayan muhalefet çevrelerinin bir taraftan ülkemize gelen muhacir kardeşlerimizi ülkeden atmanın binbir türlü hinliğini, dalaveresini gösterirken diğer taraftan Suriye’de bir düzenin kurulması ile ilgili atılan her adıma, yapılan her işe karşı çıkmaları… Suriye’den gelebilecek tehditlere karşı alınan tedbirleri gereksiz görmeleri, akıl tutulmasını aşan bir duruma işarettir. Bilinen bir kaidedir: “Bana ne?”ci her tavır mevcut olumsuz vaziyeti güçlendiren bir durumdur.
 
Türkiye baştan itibaren Esed’le kurduğu iletişimle meselenin suhuletle çözülmesi için adım atarken, diğer taraftan muhalefet grupları de ile iletişim kurmaya özen gösteriyordu. Bir kısım grupla iletişiminin olayların çok öncesine dayandığını söyleyebiliriz. İhvan gibi gruplar mesela… Görebildiğimiz kadar Şara’nın ilk Nusra Cephesi’ni kurduğu tarihlerden itibaren Türkiye’nin, birçok örgütle temas kurduğu gibi Şara ile de iletişim kurduğunu, süreci yönetmede diyalog halinde olduklarını görüyoruz. Nitekim yukarıda da söylediğimiz gibi örgütün İdlib’e yerleşmesinde ve önüne çıkan badireleri atlatmasında Türkiye’nin katkısı belirgindir.
 
Konunun Türkiye kısmıyla ilgili de bir iki şey söylemekte fayda vardır. En uzun sınırının olduğu Suriye’deki her gelişmenin ülkemizi yakından ilgilendirmesi, ülkenin başına musallat edilen bazı problemlerin kaynaklarının bu ülkede olması, Suriye’deki olaylarla birlikte bölgedeki Kürtler üzerinden yeni senaryolar, ülkemizi karıştırma, yapabilirlerse bölme operasyonlarına üs olması, Türkiye’nin buradaki gelişmelere ilgisiz kalmasını imkânsız kılıyor. Yine Suriye’de güçlü bir devletin olması yukarıdaki sorunların çözümünün yanında Türkiye’nin İslam dünyasına açılması açısından da ciddi imkânlar doğuracağı açıktır. Bundan dolayı olsa gerek ki baştan beri Türkiye Suriye’deki her gelişmeyi dikkatle takip etmiş, zaruri durumlarda müdahale etmekten, askeri operasyon yapmaktan geri durmamıştır.
 
Suriye Devrimi Bir İmkân mı?
 
Aralık 2024’te HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesi ile bir dönem kapandı. Batı’nın azınlıkları iktidara getirip mevcut yönetimin iplerini elinde tutma politikası Suriye üzerinden geçerliliğini kaybetti. En önemli soru şu: Peki mevcut yeni yönetim ne yapabilir? Başarılı olur mu? Bölgeye istikrar getirecek yeni bir model üretebilir mi?
 
Şüphesiz burada imkânlarla birlikte ciddi risklerin olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Aralık 2024 ile bu yazının yazıldığı Mayıs 2025 tarihleri arasında yaptığı uygulamalara ve kullandığı yöntemlere baktığımızda Şara yönetiminin genel olarak kuşatıcı, aklıselimin devrede olduğu uygulamalarda bulunduğunu görmek bizi umutlandırıyor. Tabi istisnai problemlere-uygulamalara takılmak, bunları kaide haline getirmek gerçekçi olmaz. Asıl olan atılan adımların kantarın hangi tarafında ağırlık oluşturduğudur. Tabi bu söylediklerimiz yapılan tek bir yanlışın dahi meşru olduğu anlamına gelmez.
 
Bunun yanında uzun zamandır bir azınlık zümre tarafından yönetilmiş olmanın hem toplum psikolojisinde hem de devlet aygıtı ile ilgili ciddi travmalar yarattığı da bir gerçektir. Yeni yönetimin ülkeyi yeniden hızla ayağa kaldırması, ekonomik düzenlemelere gitmesi gerektiği gibi bu travmalarla da yüzleşmesi, bunları dikkate alarak hareket etmesi şarttır. 
 
Yine İran, İsrail, Amerika, Rusya başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinin birçok unsuru ile yıllarca bu ülkede var olduğunu, politika ürettiğini, menfaat devşirdiğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerek. Özellikle ülkenin belli kesimlerini, Dürzîler ve bir kısım Kürtler gibi, harekete geçirip kaos oluşturmaya, yapabilirlerse bir iç savaş çıkarmaya çalışacakları açıktır. Şimdiden bu planın Dürzîler üzerinde belli bir oranda etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ya da İran’ın bu ülkedeki Şii ve Hizbullah kalıntıları üzerinden bazı provokasyonlara girişmesi çok da uzak bir ihtimal değil.
 
Suriye’nin yeniden ayağa kalkması, örnek bir model oluşturması imkân dâhilinde olmakla birlikte bu süreçte yol almasını engelleyecek birçok sorununun da olduğu görülüyor. 
 
Emperyalistler coğrafyamızı işgal ettiklerinde aramızda öyle sorunlar oluşturdular, öyle yıkımlar yaptılar ki bu sorunları çözme, yeniden ayağa kalkmak için uzun süreli çok hassas bir mücadeleyi zaruri kılmaktadır. Ülkemizin bugünlere gelmesinde son yirmi yılda yaşanan sıkıntılara ve hâlâ muhatap olduğumuz sorunlara baktığımızda bu kutlu yolculukta sebat ve kararlığın öneminin altını çizmekte fayda görüyoruz.
 
Şüphesiz Suriye halkı son kırk yılda yaşadıkları ile şu anda eline geçen fırsattan en iyi şekilde istifade edip İslam dünyasına örnek bir model oluşturacak birikim ve tecrübeye sahiptir. Devrimden bu güne yaşananlar bizleri bu konuda ümitvar kılmaktadır. Ama yine de unutmayalım ki devrimleri korumak ve geliştirmek, yapmaktan daha zordur. Suriye’yi uzun soluklu bir gayret ve mücadelenin beklediğini söyleyebiliriz.
 
Selam ve dua ile  
 
Bu yazı toplam 266 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.