SİYONİST İSRAİL VE AVRUPA’DA FEODAL ŞİRKETLER

25.11.2025 15:01:07
SİYONİST İSRAİL VE AVRUPA’DA FEODAL ŞİRKETLER

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır. Yazı Mehmet Emin Fırat'a aittir.

Milletlerin tarihi birikimi ve sosyolojik yapısı bugünkü sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel yapısını belirleyen en önemli etkenlerden biridir.  Avrupa’ya baktığımızda 375 ile 1453 yılları arasındaki yaklaşık bin yüzyıl süren zaman dilimi Ortaçağ olarak isimlendirilir. Ortaçağ Avrupa için Feodalitenin hâkim olduğu bir dönemdir. Feodalite/Derebeylik; Kavimler Göçü sonucunda Avrupa’da merkezi kralların gücünün zayıflaması sonucu, geniş toprak sahiplerinin kendi bölgelerinde güç kazanmasıdır. Özellikle bazı Feodal Beylerinin bir il - ilçe kadar toprağı, bu topraklarda yaşayan ve çalışan serf/ toprak işçileri, kale, şato gibi yapıları, küçük orduları, hazineleri olurdu. Adeta birer küçük kral idiler. Başkentteki hükümdara kafa tutar, gerektiğinde ona itaat etmezlerdi. Haçlı Seferleri incelendiğinde görülecektir ki Derebeyleri kendi ordularının başında bu savaşlara katılmışlardır. Bugün Avrupa’da ‘’BURG’’ kelimesi ile kurulan şehirler Feodal Beyler tarafından kurulmuştur. Örneğin Hamburg

Ülkemizdeki bazı kişiler, Güneydoğudaki ağalık sistemi ile Feodaliteyi benzetir ancak alakası yoktur. Bizdeki ağaların en fazla birkaç köyü, konağı ve köy odası vardır. Bu ekonomik, siyasi ve askeri güç ile bizim ağalar, Feodal beylerin yanında çok küçük kalırlar. Ayrıca 1839 Tanzimat Ferman’ına kadar uygulanan Tımar Sistemi’nde toprağın sahibi devlet idi. Avrupa’da Derebeyleri toprağın ve üzerindeki her şeyin, insanlar dahil, sahibidir.

 

Bugün Avrupa ve onun uzantısı olan ABD’de küresel çapta çok büyük şirketler bulunmaktadır. Bunların bazıları aile şirketleridir. Özellikle Yahudi kökenli uluslararası şirketler sahip oldukları ekonomik, siyasi, kültürel, psikolojik güç ile modern Feodal Beyleri konumundadırlar. Hatta bu şirketler Derebeylerinin sahip oldukları güç ve kudretin çok ilerisindedirler. Kendine ait okulları/kolejleri, üniversiteleri, iş merkezleri/gökdelenleri, think tank kuruluşları, vakıfları, medya ve sosyal medya güçleri, bankaları, dünyaca ünlü markaları vb. sahip oldukları enstrümanlar ile ülkelerin ve dünyanın siyasetini şekillendirmektedirler. 

 

Bu çok güçlü küresel şirketler, kimin devlet başkanı olacağına, senatör, bakan, belediye başkanı olacağı konusunda belirleyici konumdadırlar.  Yaptıkları seçim bağışları ile algı yönetimleri ile sahip oldukları medya gücü ve entelektüel güçleri ile kendilerine hizmet edecek kişileri önemli makamlara getirmektedirler. Bunun en güzel örneklerinden biri de Ukrayna lideri Zelenski’dir. Son yıllarda ABD ve Avrupa’da yüksek profilli liderlerin çıkmamasının sebeplerinden biri de küresel güçlerin böyle liderleri istememesidir. Ekonomik gücü kontrol eden birçok şeyi belirler. İsrail Devleti’ni kuran en önemli aktörlerden biri olan Küresel Baron M.A Rothschild şöyle der; ‘’Bana bir ülkenin parasının kontrolünü verin, kanunlarını kimin yaptığı umurumda bile değil’’

 

Bizde bir deyim vardır; davul senin boynunda olsun ancak tokmak benim elimde olsun. Perde arkasında kalarak dünyaya şekil veren bu bir avuç elit güçler yeryüzünde kendi büyük imparatorluklarını kurmak istiyorlar. Ortaçağ döneminde olduğu gibi ulus devletleri zayıflatmak ve tüm dünyaya hükmetmek istiyorlar. Bu uğurda bölgesel savaşlar çıkartmak, siyasi suikastlar yapmak, terör örgütlerini kullanarak vekâlet savaşları çıkarmak, dini değerleri kendi siyasi emelleri için kullanmak, yapay virüsleri yaymak ve gerekirse üçüncü dünya savaşı çıkarmak. Küresel finans ve iktidar sahibi elitler kendi dünya imparatorluklarını kurmak için her şeyi göze almış durumdalar. Kalplerinde zerre kadar acıma ve merhamet duyguları yoktur. David Rockfeller ‘’Dünyada 200 civarında ülke bulunmaktadır. Yakında bu sayı 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulus devletlerin modası geçmiştir. Gelecekte devletler, finans sektörü tarafından idare edildiğinde dünyaya barış ve huzur gelecektir.’’  Sureti haktan görünmeyi çok iyi bilirler bunlar. Masum kelime kavramların arkasına veya içine şeytani niyetlerini gizlemeyi iyi becerirler. Tıpkı mesleği insan öldürmek olan terör örgütleri ve devletlerinin insan hakları, özgürlük, demokrasi vb. kavramları, cinayetlerine kalkan yapmaları.

 

Küresel elitler sadece sahip oldukları ekonomik güç ile değil, toplumların önüne ortak bir hedef koyarak onları aynı amaç etrafında ortak hareket ettirmeye çalışıyorlar. Organize hareket eden bu güçler tüm dünyada evrensel bir kültür oluşturmanın, ortak değerler meydana getirmenin, kendi gündemlerini oluşturmanın çok iyi araçlarından biri de bilim ve sanattır. 

 

Amaçları doğrultusunda küresel sermayenin kullandığı enstrümanlardan biri de uluslararası ödül mekanizmalarıdır. Bunların en önemlileri NOBEL ve OSCAR ödülleridir. Küresel güçler bu iki ödül ile dünya çapında bilimsel, düşüncel ve sanatsal açıdan toplumlar ve kurumlar üzerinde yönlendirme ve etkide bulunurlar. Bir savaş suçlusu olan Barak Obama’ya Nobel barış ödülü vererek onu kahraman ilan eder. Yahudi Soykırımını konu alan Piyanist filmine Oscar ödülü vererek kendi propagandalarını yaparlar. Filistin’deki soykırımın üstünü örtmeninim en etkili yolu sanat ve sinemadır.

 

Özellikle ABD ve Avrupa’daki Siyonist elitler bu ülkeleri esir almış durumdadır. Bilahassa II. Dünya Savaşından sonra çok zenginleşen küresel sermaye, internetin keşfi ve tüm dünyada yaygınlaşması sonucu bankacılık sektörü, medya ve özellikle sosyal medya üzerinden hâkimiyetlerini iyice sağlamlaştırdılar. Kıta Avrupası’nın ve ABD’nin yüzlerce yıl uğraşları ve mücadeleleri soncunda elde ettikleri insani değerler ayaklar altına alınmış durumdadır. İnsan hakları, düşünce özgürlüğü, yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, inanç özgürlüğü, bilimsel özgürlük vb. değerler sırf İsrail politikalarını desteklemek ve Siyonistlerin hışmına uğramamak için Avrupalı devletler ve kurumlar tarafından anlamsız hala getiriliyor. Binlerce yılda elde edilen değerler hiç ediliyor.

 

Mazlum Filistin – Gazze halkının haklı davasına destek verdiği için ABD’de eğitim gören Türk kökenli öğrenci Rümeysa Öztürk’ün hukuk dışı ve gayr-ı insani şekilde tutuklanması, Harvard Üniversitesi’nin Ortadoğu Çalışmaları Merkezi biriminin başında bulunan Türk kökenli Tarih Profesörü Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer’in görevden alınması vb. birçok olay Batılı değerlerin içi boşaltmıştır. Bir Batılı entelektüel, siyasetçi, aktivist vb. gelip özgürlüklerden dem vurursa güler geçeriz. Çünkü Batılı değerler herkes için geçerliliğini yitirmiştir.

 

 Eski ABD Savunma Bakanı Casper Weinberger, ülke dışındaki çıkarlarımız ki bunun hududu yoktur. Bu tabirin içine ABD’nin ihtiyacı olan her şey girer. 1980’lerde İsrail için hazırlanan bir stratejik raporda şöyle yazar, Haçlılar bu toprakları ellerinden kaçırdılar, çünkü zaten onların değildi. En başta yabancısıydılar buraların. Bugün ise bizim en yüce ve en temel gayemiz bölgeyi demografik, stratejik ve ekonomik açıdan yeni bir dengeye oturtmaktır. (Ramazan Kurtoğlu, Evanjelizm, 2018)

 

Yüzyılı aşkındır altyapısı oluşturulan Batı Dünyasının çıkarları ile Siyonistlerin çıkarlarını örtüştürme politikası bugün zirve yapmış durumdadır. Batı Dünyası, İsrail’i bir koçbaşı gibi İslam Dünyasına karşı kullanmakta, buna karşın ise İsrail, ABD ve Avrupa’yı kendi dini ve siyasi emelleri için kullanmaktadır. Batı dünyasının en büyük değeri ‘’çıkarları’’dır. Bireysel ve ulusal çıkarlarını herşeyin önünde tutarlar. İsrail’in en büyük değeri ise Arz-ı Mev’ûd’tur. Yani vat edilmiş topraklar.  İsrail belli ki tarihi çok iyi inceliyor ve tarihi olaylardan gerekli dersleri çıkartıyor. Haçlıların bu toprakları kaybetmenin en büyük sebebi olarak bölgenin Müslümanlardan temizlenmemesi ve kendi halklarını bölgeye getirmemeleri olarak görüyor.

  

Endülüs’te Haçlılar bunu Müslümanlara ve Yahudilere uyguladılar. İspanya, Portekiz topraklarındaki gayr-ı Hristiyanlara soykırım uyguladılar. Kirli İsabel’lin beş yüz yıl önce İber Yarımadası’nda uyguladığı soykırım siyasetini bu gün İsrail Filistin’de uyguluyor. Başta Gazze ve diğer Filistin topraklarını Müslümanlardan temizlemek ve buraları Yahudi nüfus ile doldurmak. Böylece bölgenin demografik, ekonomik ve siyasi hatta dini ve kültürel yapısı değişmiş olacak.  İsrail Devleti ve Siyonistler bu soykırımı dinin yüce bir emrini yerine getirdiğine inanarak yapıyorlar. Bu dini motivasyon onları daha acımasız ve vahşi yapıyor adeta gözlerini kan bürümüş. Kutsal metinlerinde anlatılan hikâyelerin etkisi ile büyülenen Siyonistler ulu amaçlarının adeta esiri olmuşlardır. Olayların bu kadar dramatik hale gelmesinde ve İsrail’in böyle acımasız ve pervasızca davranmasının arkasındaki en büyük güç ve aktör bana göre ABD ve Avrupa’daki Siyonist menşeili küresel şirketlerdir. İtalyan Yazar Umberto Eco şöyle der: “Bir inancın doğru veya yanlış olduğunu tartışmayın, inananların neyi ne kadar göze aldığına bakın”

 

Eskiden Batılı güçler, liderler, devletler, istihbarat örgütleri vb. zulümlerini gizli saklı yaparlardı. Teknolojinin ve iletişim imkânlarının gelişmesi ile bunu büyük bir pervasızlıkla yapmaya başladılar. İslam dünyası ve diğer insanların vurdumduymazlıkları, bana deyişleri, duyarsızlıkları, ürkekliklerini iyice anladıktan sonra iyice zıvanadan çıktılar.

 

Bütün Batı dünyasını aynı kefeye koymamak gerekir. İçinde vicdanlı, insani değerleri özümsemiş kişiler de mevcuttur. Bireysel ve toplumsal protestolarla bunu gösterdiler. Bu kişilerin ve politikalarının Kıta Avrupa’sına ve ABD’ye hâkim olmasını dilemekten başka çaremiz görünmüyor. Buna karşın Alman Martin Luther bundan yüzlerce yıl önce Türkleri – Müslümanları “Deccal” olarak ilan etmiş ve inanış Katolik ve Protestan Hristiyanlarca kabul edilmiştir.

 

İslam dini sözden çok salih ameli önceler. Kişinin fikirleri elbet değerlidir ancak esas olan davranışları, tutumları, tepkileri, amelleridir.  Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Bu açıdan “Boykot” eylemi çok çok önemlidir. Nitekim bu kadar önemli bir silah olmasaydı CHP ve tayfası bu silahı milli ve yerli firmalara karşı kullanmaya kalkmazdı. Küresel güçlerin elindeki en büyük güç ekonomik güçtür. Sahip oldukları tüm kudretlerinin en önemli kaynağı ekonomik imkânlarıdır.  Bizler boykot amelini her alanda hayatımızın temeline koymalı ve bunu bir ömür boyu sürdürmeliyiz. Fikri ve siyasi bilinç için de Müslümanların çok okuması ve başta sosyal medya olmak üzere her türlü iletişim imkânını aktif bir şekilde kullanması gerekir. Özelikle kaliteli içerikler üretilmelidir. Suriye’deki son gelişmelerden sonra İsrail kadim düşmanı İran’ın yerine Türkiye’yi bir numaralı düşman olarak algılamaya başladı. Bu açıdan safları içerde sıkı ve sağlam tutmalıyız. İçimizdeki kripto Siyonistleri iyi tanımalı, onların camiye gelmelerine, Haca gitmelerine sakallarına cübbelerine aldanmamalıyız. Küresel dünyada küresel elitlerle mücadele etmenin tek yolu Müslümanların organize olmasıdır. Gazze, Filistin ve Kudüs Müslümanların ortak davası, ortak duası olmalıdır.



Bu haber toplam 337 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.