BATI’NIN ENTELEKTÜEL ÇÖKÜŞÜ / Köşe Yazısı - Başyazı

8.11.2025 11:31:35
Başyazı

Başyazı

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.

 

Endülüs tecrübesi medeniyet inşaasında insanlığın son modeli olarak görünmektedir. Bütün dünya toplumlarını kuşatan, oluşan medeniyet birikiminden istifade edip ilmin ve teknolojinin insan fıtratına uygun gelişim zeminini temel bir ilke olarak alan son model.

Selçuklu ve Osmanlı ekseninde oluşan medeniyet birikimi şüphesiz kıymetlidir. Yapılan çalışmaların fıtri olanı merkeze alması, insanlığın ortak mirası olarak bütün halkların istifadesine sunulması gibi hususlarda herhangi bir kronik nakıslıktan bahsetmek de mümkün görünmüyor. Özellikle siyasal alanda ilk dönemlerde ciddi bir sistem kurdukları ve birçok yerin fethedilmesinde bu sistemin etkili olduğu da açıktır. Ama oluşturulan birikimin etki alanı ve oluşan birikimi ileriye götürme performansına baktığımızda Endülüs tecrübesinin Osmanlı-Selçuklu tecrübesinden çok daha ileri olduğunu görüyoruz. 

 

Özellikle Osmanlı’nın, yıkılış sürecindeki Endülüs’ün birikimini kendi coğrafyasına taşıma konusunda zayıf kalması yapılan kıyaslamada ortaya çıkan farkın nedenleri arasında sayılabilir. Osmanlı’nın bu süreçte kendi içinde çok tutarlı gerekçeleri olsa bile. Çünkü birçok medeniyetin atak yapma, kabuğunu kırma süreçlerinin, dışarıda üretilen bilgi ve teknolojiyi sahiplenmesinin, ülkesine taşımasının önemli bir yerinin-etkisinin olduğunu görüyoruz.

 

16. yüzyıldan itibaren Batı’nın yaptığı tam da bu idi. Yıkılmadan önceki son birkaç yüzyılında Batı’nın Endülüs’ün birikiminden fazlası ile istifade ettiğini, yoğun tercümelerle buradaki birikimin Avrupa’nın en ücra köşelerine dahi taşındığını görüyoruz. Bu süreçte Endülüs ve diğer İslam coğrafyalarından aldıklarını çoğu zaman kendi üretimi-birikimi olarak yansıttığına şahit olmak bilim tarihinin bir kara lekesi olarak önümüzde duruyor. Tabi bütün bu birikimi kendi medeniyet süzgecinden geçirerek, bu birikime kendi dünya görüşünün rengini vererek heybesine eklediğinin de altını çizmekte fayda görüyoruz.

 

Batı’daki “aydınlanma”nın ilk dönemlerinde belki de “modelin orijinali ile zamansal yakınlıktan” ve “oluşan yeni fikir teorisinin tazeliğinden” olsa gerek, yeni modelle ilgili derinlikli-köklü bir analiz yapılamadı, fikir sahibi olunamadı. Hatta kimi yozlaşmış din-kültür kültleri ile yapılan mücadele toplumun önemli bir kesiminde takdir topladı, destek gördü.

 

Kanaatimizce modelin orijinali ile zamansal yakınlık açıldıkça, yeni kuram bir bütün olarak Batı’nın eseri olarak kendini göstermeye başlayınca ortaya konulan medeniyet tasavvurunun açıkları görünmeye, çürüklüğü kendisini göstermeye başladı. Ortaya konulan modelin insanlığın önünü açacak bir model olmaktan uzak olduğu anlaşılmaya başlandı.

 

Önceki sayıda dosya konusu olarak ele aldığımız “Siyonizm ve Oryantalizm Kıskacında İslam Coğrafyası” mevzusu tam da erdemden ve kâmilleşmeden uzak, etik temeli çürük, sömürmeye ve tüketmeye endeksli Batı merkezli yeni modelin entelektüel arka planına ışık tutuyordu. Filistin’de yapılan soykırıma Batılı entelektüellerin yaklaşımlarına baktığımızda bu bakış açısının etik değerlerden, evrensel insan haklarına ne kadar aykırı-yabancı olduğunu daha net bir şekilde görebiliriz. Alman filozof Habermas’ın terör devleti İsrail’in yaptıklarına meşruiyet arayışında olması bunun en somut örneklerinden biri olarak gösterilebilir.

 

Mesele birkaç entelektüeli çokça aşan, kurumsal, organize bir duruma, bir anlayışa işaret etmektedir. Avrupa halklarının önemli bir kısmını bu entelektüel çürümenin dışında tutuyoruz. Diğer taraftan Batılı devletlerin yönetimlerinin, oluşan baskı ortamının etkisi ile üniversitelerinin çok önemli bir kısmında soykırımın aktif bir savunucusu olduklarını ve bu duruşlarını göstermekten imtina etmediklerine şahit oluyoruz.

 

Batılı modelin oluşmasında ve gelişmesinde sömürgeci anlayışın başat rol oynaması, işgal ve algı yönetimlerinin bu modelin lokomotifi olması medeniyet tasavvurunun çapı hakkında yeterince bilgi veriyor. Modelin kokuşmuş, çürük kökleri hakkında… İhya ve inşa eden değil ifsad eden, bağımlı yapan, pranga vuran bir model.

 

Batı’nın modeli baştan beri insan fıtratını dejenere eden bir modeldir. Toplumları bozan, nesli yok eden, tabiata zarar veren bir model. Sorun insan fıtratına uygun, nesli ve tabiatı ihya eden modelin - ki biz alternatif tek model olarak İslam modelini görüyoruz- hâlâ kendini göstermekten uzak, iç sorunları ile boğuşan bir halde olmasıdır.

 

Küçük nehirler halinde dünyanın dört bir yanında medeniyet havzaları oluşturmayı, ilim halkalarını çoğaltmayı, eğitim kurumları inşaa etmeyi insanlığın geleceği açısından hayatî buluyoruz. Küçük de olsa akışı istikrarlı ve coşkulu nehirler okyanusa ulaşmaya mutlaka bir yol bulur. Dün buldukları gibi… Endülüs modelinde olduğu gibi…

Bu yazı toplam 861 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.