Kazan ve Saray Havzası Müslümanları / Köşe Yazısı - Ziya TEPE

27.9.2016 20:29:21
Ziya TEPE

Ziya TEPE

 Kazan ve Saray Havzası Müslümanları

Türkiyeli Müslümanların bihaber oldukları Müslüman beldelerden biri de Kazan ve Saray havzasıdır.

Bu günkü Sovyet Rusya toprakları içinde kalan Kazan ve Saray Havzası Müslümanları geçmiş ve yakın dönem tarihi ile bu havzalarda yetişen bir kısım âlimlerin hayatı ile yaptıkları çalışmaları ele alacağız.

Miladi 1500’lü yıllara kadar Rusya küçük bir toprak parçasına sahip iken bu günkü Sovyet Rusya toprakların ekseriyeti Müslüman hanların elinde idi. Yine 1500’lü yıllara kadar Rus Knezleri Müslüman hanların egemenlikleri altında yaşıyorlardı. Rus Knezleri Müslüman hanlardan onay alarak başa geçerlerdi. 250 yıllık sürede Müslüman hanları Rus Knezlerine karşı hep galip gelmişlerdi.

Müslümanlar bugünkü Rusya topraklarının farklı bölgelerinde Altın Ordu Hanları, Kazan hanları, Saray Hanları, Özbek Hanları gibi hanlar kurmuşlardı. Önemi itibariyle yazımızda Altın Ordu hanlarının tarihini kısaca ele alacağız.

Altın Ordu hanları Saray şehrini, Kazan hanları da Kazan şehrini kurarak kendilerine başkent yaptılar. Bu beldelerde camiler, medreseler ve türbeler gibi tarihi eserler inşa ederek görkemli bir medeniyet kurdular.1800’lü yıllardan bu yana bu havzalarda çok büyük bilginler ve âlimler yetişti. Bunların başta gelenleri Rızaeddin Fahreddin, Şihabeddin Mercani, Abdurreşid İbrahim, Musa Carullah Bigiyef, Mir Kasım Osmanov’dur. Yazımızda yörenin en büyük bilgini olan Rızaaeddin Fahreddin ile 2010 da vefat eden büyük araştırmacı bilgin Mir Kasım Osmanov’un hayatını da kısaca ele alacağız.

Edebi, idari, fikri ve iktisadi alanlarda büyük gelişmelerin yaşandığı 18. Asırdan itibaren takdire şayan bir İslam kültür ihyası yaşanmıştır.

1917 Bolşevik devriminden sonra tanınan çok sayıda büyük Müslüman bilginler Türkiye’ye hicret etmişlerdir. Türkiye’ye hicret eden bu ilim adamlarının Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sine ilim kültür ve eğitim sahasında büyük katkıları olmuştur.

Altın Ordu Devleti

Göçebe bir toplumda kültür ve medeniyetin nasıl inkişaf ettirebileceğini en büyük örneklerden birisidir. Altın Ordu’nun ihtişamını öğrenmek için başkent Saray şehrini ziyaret eden Arap seyyah ve yazarların eserlerindeki hayranlığı ifade eden pasajları okumak yeterlidir. Altın Ordu’nun kuruluşundan yıkılışına kadar kırk bir han yönetime gelmiştir. Altın Devletinin kısaca tarihini verelim.

Altın Ordu devleti ortaçağ dünya tarihine damgasını vurmuştur. Tarih boyunca pek çok adla anılmıştır.

1200 yılının başında Deşti Kıpçak (Kıpçak Bokırları, Kırım, İdil –Bulgar ve Kuzey Kafkasya’da kurulan devletin adıdır.) doğu kaynaklarda Cuci ulusu olarak geçmiştir. Bunun sebebi ise devleti Cuci Han’ın kurmasıdır.

Cuci Han, Cengiz Han’ın büyük oğludur. Daha babası hayatta iken mükemmel komutanlığı ve tecrübeli devlet adamlığı vasfını kazanmıştı. Cuci Han sabırlı, güçlü, gururlu ve kahraman birisi idi. Cuci Han öldüğünde 30-40 yaşlarında idi. Ordu (Orda) Cuci Han’ın ilk eşinin adıydı.

Ak kelimesi altın kelimesi ile eş anlamlıdır. Türkçede ‘hanın kaldığı yer’e Beyaz Ordu veya Ak Orda deniliyordu. Bundan dolayı bu devlet için Altın Ordu tabiri kullanılıyor.

Batu Han devletin ilk hanı kabul edilir. Saray şehrini inşa ederek bu şehri kendisine başkent yaptı.

Batu Han 1240 ta Kiev’i fethetti. Ve Moğollar Adriyatik denizine kadar ilerledi. Cengiz Han’ın torunlarının ayak sesleri tüm Avrupa’yı dehşete düşürmüştü. Ve birçok devlet bu seferleri kıyametin habercisi olarak değerlendiriyordu. Cengiz Han’ın başkenti Karakum da Ödegey ‘in vefat etmesi ile Batu Han Avrupa’dan geri çekildi.

Batu Han’dan sonra başa Berke Han geçti. Berke Han İslam dinini kabul ederek Müslüman oldu. Ve ismini Bareke( bereketin kaynağı) olarak değiştirdi. Kendisi ile beraber eşi ve devlet adamları da Müslüman oldu. Hatta Mısır’daki askerleri Berke Han’a bağlılıkları ve ona sevgilerinden dolayı Müslüman oldular.

Bağdat’taki Abbasi Halifesinin hâkimiyetini kabul etti ve sürekli halife ile yazışmalarda bulundu.

Müslümanlara karşı büyük katliam ve yıkımlara imza atan Hulagü ordusunu Demirkapı Savaşı’nda bozguna uğratarak askerlerin bir kısmı Terek Nehri’nde boğularak öldü. Kalan kısmı da Berke Han birlikleri tarafından öldürüldü.

Bağdat’ta Kuran ve hadisle dalga geçen, binlerce Müslüman’ı öldüren ve tüm İslam dünyasını inciten Hulagü Han’dan intikam alınmış oldu. Bu kahraman askerler hiçbir Müslüman ülkenin askerlerinin yapamadığını yapmıştır.

Berke Han’ın ilim adamlarını destekleyen sabırlı, dini koruyan, imanlı, güçlü, zeki ve dürüst olduğu rivayet edilir. Hükümdarların en önemli vazifelerinden biri de Kuran’a göre yaşamayı sağlama, dini koruma ve yaymadır. Bu vasıflarından dolayı kendisine Nasreddin(dinin koruyucusu) ünvanı verilmiştir.

Özbek Han dönemi yükselme dönemidir. Ekonomik, politik ve kültürel alanlarda güçlendiği dönemdir.

Özbek Han, İslam dininin yayılmasına büyük katkıda bulunmuş ve onun zamanında İslam dini devletin resmi dini olarak kabul edilmiştir.

Özbek Han, çok dürüst ve zeki birisi idi. Halk arasında çok sevilirdi. Kendisi mükemmel bir hükümdardı ve Altın Ordu onun zamanında yükselişe geçti. Samimi bir Müslüman olan Özbek Han diğer dinlere de saygı duyduğundan din konusunda halka hiçbir baskı yapmazdı. Özbek Han Rus Metropoliti Petro’ya Hıristiyanlığa sonsuz hak ve imkânlara sağlayan bir yarlığ verdi. Bu yarlığla dini lidere büyük yetki sağlamış oluyordu. Eğer birisi Hıristiyanlık, kiliseler ya da Manastırlar hakkında kötü bir şey söylerse cezası idamdır. Hıristiyanlığı benimseme olarak anlayan papa saraya misyonerler gönderir. Özbek Han misafirlerini geleneklerine uygun karşıladı ve onlara şu cevabı verdi:”Papa için Hıristiyanlık ne ifade ediyorsa, İslam dini de benim için onu ifade eder.

Özbek Han’ın yaptığı en büyük hata da Altın Ordu devleti için gelecekte bir tehlike olabilecek Moskova Knezliğini desteklemesi ve farkında olmadan güçlenmesine müsaade etmesi idi. Bunun da ötesinde bütün Rus Knezlerini aynı çatı altında toplamayı başaran Özbek Han sayesinde Ruslar kendi güçlerinin farkına vardılar. Bugünkü Rusya’nın 1. Petro ile 2. Katerina’nın eseri olduğu söylense de gerçekte Rusya’nın temeli Özbek Han tarafından atılmıştır. Şayet Özbek Han kendisinden önceki hanların izlemiş oldukları politikayı izlemiş olsaydı Petro’lar ve Katarina’ların gayretleri ile bugünkü Rusya’nın meydana gelmesi imkânsızdı.1382 yılında Rusya tamamen Altın Ordu hâkimiyetinin altına girdi.

1395 te Aksak Timur ile Altın Ordu Han’ı Toktamış Han arasındaki savaşta Altın Ordu yenilir. Aksak Timur her şeyi yakıp yıkar. Ve sayısız insanı öldürürler. Bu öyle bir olaydı ki o büyük kültür devletini kısa sürede harabeye dönüştürdü. Bugünkü Rusya Müslümanlarının ataları, Aksak Timur’un yapmış olduğu eziyetler kadar büyük bir zulmü hiçbir zaman görmemiştir. Büyük devleti yıkılması ve Rusya’nın tarih sahnesine çıkması Aksak Timur’un yapmış olduğu bu seferle doğrudan bağlantılıdır.

1400’lü yıllardan sonra Edigey Mirza’nın etkin olduğu zamanlarda hanların görevi sadece piyon olmaktan ibaretti. Çünkü gerçek güç mirzaların elinde idi. Kendi çıkarlarını her zaman toplumun çıkarlarını önünde tutan Edigey Mirza, Aksak Timur’u ikna ederek Altın Ordu’ya karşı savaşmayı sağlayarak güçlü Müslüman birliğinin dağılmasına yol açmış ve belki de en büyük hatasını yapmıştır. Eğer bugün Rusya Müslümanlarının ezilmiş ve sömürülmüş olmalarının birinci sebebi olarak Aksak Timur ve seferlerini gösteriyorsak ikinci sebebi olarak da Timur’un başlatmış olduğu trajedinin Edigey Mirza tarafından sunuca ulaştırılması olarak gösterebiliriz.

Edigey Mirza’nın yaptıkları çıkarcı bir yöneticinin yaptığı büyük tahribatın hikâyesidir

Kırım Han’ı Mengli Giray’da Altın Ordu Devleti’nde Ahmet Han’ın oğullarının güç kazanmasından korkmuş onların soyunu yok etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır.1502 yılının yaz mevsiminde Mengli Giray aniden Saray şehrine saldırmış ve şehrin nüfusunun tamamını öldürerek şehri yerle bir etmiştir. Mengli Giray kendi dedelerinin inşa etmiş olduğu Saray şehrindeki tüm cami, medrese ve büyüklerin mezarını yok etmiş ve kıymetli mal ve eşyaları ganimet olarak toplamıştır. Ahmet Han’ın oğlu Şeyh Ahmet ve adamları ile birlikte bozkıra kaçmıştır. Böylelikle 267 yıllık Saray şehrinin serüveni sona ermiştir. Ruslar yaşamış oldukları 250 yıllık kölelikten ve onları korku içinde yaşatan hanlardan da kurtulmuş oldular.

Ruslar Ahmet Han’ın ölüm gününü devletin bağımsızlık ve esaretten kurtuluş günü ilan ettiler. İşin ilginç yönü Batu Han’ın kurmuş olduğu devlet kendi soydaşları tarafından yıkılırken ve Batu Han tarafından bozguna uğratılan Ruslar, O’nun soyundan gelenler tarafından ihtişama erdirilmiştir.

Rızaeddin Bin Fahreddin(1859-1936)

Kazan Müslümanlarının yetiştirdiği en önde gelen bilgindir. İlmi hayatı ve mücadelesi hem Müslümanların onuru hem de yakın dönem Sovyet Rusya Müslümanlarının yaşadıklarının canlı vesikasıdır. Türkiye’de bu çapta bir Müslüman âlimin çok az tanınması ve gereken istifadenin edinilmemesi esef vericidir.

Rızaeddin Fahreddin, büyük kısmını şakirtlik ve bazısında muallimlik olmak üzere 20 yıl okudu. Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi. Çağın fikir akınlarını inceledi. İstanbul, Kahire, Beyrut gibi ilmi merkezlerin kitap ve süreli yayınlarını takip etti. Rusya’da Cemaleddin Afgani ile sohbet etti ve meclislerinde bulundu. Devrin yerli ve yabancı pek çok âlim ve fikir adamları ile görüş alışverişinde bulundu.

İdil- Ural Müslümanlarının uyanış devrindeki en büyük âlimlerdendir. Rusya Müslümanlarının üzerinde derin izler bırakmıştır. Son dönem Osmanlı aydınlarını etkileyen âlim, tarihçi, gazeteci, kadı ve müftüdür.

Rızaeddin Fahreddin özellikle Şihabeddin Mercani, Kırımlı İsmail Gaspıralı, Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh düşünce dünyasının temel taşlarındandır.

İslam kültürünün meşhur temsilcileri olan İbni Rüşd, El Maarri, İmam Gazali, İbni Arabî, İbni Teymiyye, El Makrazi gibi şahsiyetlerin hayatlarını manevi kültürel miraslarına dair onlarca kitap, yüzlerce makale yazdı.

Tatar halkının 4-5 yüzyıllarını kapsayan manevi kültürel hayatında önemli yere sahip şahsiyetler hakkında çok ciltli (Asar) adlı derlemenin yazarıdır. Yüzden fazla kitap yazdı. Bunların yarısı yazma olarak kaldı. Ayrıca Şura, İslam Mecellesi ve Asri Müslümanlık adlarında dergiler çıkardı. Rızaeddin eserlerini toplumun her bir bireyinin anlayacağı bir üslupla kaleme almıştır. Bu üslupla yazdığı en önemli eserlerinden bir de “Altın Ordu ve Kazan Hanları”dır.

Rızaeddin Fahreddin düşünce ve faaliyet alanında her zaman eğitimi merkeze almıştır. Çağı yakalamak için eğitime ihtiyacımız vardır. Mercani’nin “ İslam’ın doğasında bilimlere büyük değer vardır.” şiarını kendi eserlerinde temel düşünce olarak yansıtmıştır.

Tatar Müslümanları Batı’daki gelişmeleri örnek alarak tekrar eski güçlerine kavuşabileceklerine inanıyordu. Müslümanların gerçek dinden sapması gerilemelerine sebep olduğu kanaatindeydi.

Rızaeddin manevi gücüyle halkı etrafında toplayabiliyordu. Bundan rahatsız olan Ruslar, Rusya Müslümanlarını birbirine düşman etmek ve İslamı içten yıkmanın planlarını yapıyordu

 20. Yüzyılın ikinci yarısında Tatarların arasında okuma yazma oranı İngiliz ve Fransızların okuma yazma oranlarından yüksekti. Bu dönemdeki Kazanlı tüccarların beraberinde götürdükleri Tatarlı gençleri Buhara’da eğitim görmelerini sağlıyorlardı. Geri dönen bu gençler tüccarların yardımı ile medreselerde ders veriyorlardı.

Müslüman Tatarlar âlimlerin büyük gayreti ile Rusya hükümetinin baskılarına ve misyoner Hıristiyanların çabalarına rağmen dinlerinden ve örflerinden kopmadılar.

Sovyet hükümeti dine karşı yoğun ve sert bir propaganda yapıyordu. On binlece mescit kapatıldı. Bu mescitler ekmek deposu veya dinsizler kulübüne çevrildi.

Rızaeddin Fahreddin ve Musa Carullah Bigiyef gibi dünya çapında din adamları her türlü bilimsel faaliyetlerden men edildiler. Rızaeddin kendi rızası dışında Sovyet hükümeti tarafından Ufa’daki Müslüman dini idaresinin başına getirildi. Daha sonra görevinden alınarak ve hayatının sonuna kadar tüm sivil haklarından mahrum bırakıldı.

Din adamlarının ödenmesi gereken yüksek vergiyi şahsi kütüphanesinde kitaplarını satarak ödüyordu Yasağa rağmen geceleri bilimsel çalışmalarına devam ediyordu *

Tataristan

Geçmişte zengin tarih ve kültüre sahip olan Kazan Müslüman Havzası’nda Sovyet Rusya’ya bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu vesile ile Tataristan’ı kısaca tanıyalım.

Tararistan’ın yüzölçümü:67836 km2

Nüfusu:5 milyon

Başkenti Kazan’dır.

Kazan’da 1 milyon kişi yaşıyor. İdil nehri Kazan’ı ikiye böler. Kazan aynı zamanda bir üniversite şehridir.

Ülke nüfusunun % 52 si Tatar Türkleri

                           % 42’si Ruslar,

                            %3 ‘ü Çuvaş Türkleri. Geri kalan kısım farklı kavimlerdendir.

Konuşma ve yazma dili Rusça ve Tatar Türkçesidir. 20. asrın başlarına kadar Tatar edebiyat dili, Arapça ve Farsça kelimelerden ibaretti. Kiril alfabesi kullanılıyor.

 Ülkenin üçte birlik kısmı verimli topraktır. Yeraltı kaynaklarınca zengindir. Doğalgaz, petrol, taşkömürü gibi…

Kazan şehrinde bulunan bir kısım tarihi eserler:

 Şerifkol Camisi:

Bu caminin mimarisinden etkilenmemek imkânsızdır. Cami ismini, cami imamı olan Şerif Kol’dan almaktadır. Şerif Kol, Rus kuşatmasında şehit düşmüş caminin son imamıdır. Şerif Kol imamlığının yanında çok başarılı bir bilim adamıdır. Diplomat ve şairdir. Şerif Kol döneminde cami din, kültür ve bilim ocağı olarak kullanılmıştır. Korkunç İvan bu şehri ele geçirince diğer dini yapılar gibi Şerifkol camisini de yıkmıştır. Bu cami 1995 te Türkiye’de toplanan yardımlarla yeniden yapılmıştır.

Süyümbike Kulesi

Kazanın içinde en görkemli tarihi eserdir. Süyümbike, şaşırtacak kadar güzel, akıllı, tedbirli, şöhretli bir kadın olduğu gibi Kazan Hanlarının tarihine de damgasını vurmuştur.”Şahane Süyümbike “ olarak da zikredilir.

Mercani Camisi:

1766 da inşa edilmiştir. İsmi ünlü bilim adamı Şihabeddin Mercani den almıştır.

Kazan’ın bin yıllık tarihi vardır. İdil –Bulgar İslam Devleti bölgenin en önemli devleti haline gelmiştir. İslamiyeti kabulü ile birlikte devlette iktisadi ve ahlaki ciddi bir yükseliş gözlenmiş ve İdil bölgesinde bir medeniyet kurulmuştur.

Cengiz Han ‘a karşı güçlü direniş gösteren bölge halkı Cengiz Han’ın torunu Batu Han’a yenilmiştir. Daha sonra bu bölgede 236 yılında Altın Ordu Devleti kurulmuştur.

Kazan Üniversitesi

Kazan Üniversitesi kurulduğu dönemde Kazan’ın etrafında Türk lehçelerini konuşan halklar vardı. Rusya’nın sınırlarını genişletme ve Orta Asya’da ve Orta Doğu’da konumunu güçlendirme hedefi vardı.

Rusya’da ilk şarkiyatçılık bölümü 1804 yılında Kazan Üniversitesi’nde açılmıştır. Tatar halkı 16. Yüzyılda Rus Devletinin sınırlarına dâhil edildi. O dönemde Tatar halkında tahsilli elemanlar bulunuyordu.

Kazan Üniversitesi, Şarkiyatçılık bölümüne alman bilim adamların katılmasıyla birçok yönüyle yüksek bilim seviyesine ulaştı. Kazan Üniversitesi Avrupa, Alman ve Rus Üniversitesi idi. Bu üniversitede 14’ü Alman 17 Ordünaryüs ve ekstra Ordünaryüs bulunuyordu.

Kazan Üniversitesinin Şarkiyatçılık bölümü kısa sürdü.1854-1855 yıllarında üniversitenin tüm öğretim üyesi ve öğrenci kadrosu ile çok değerli el yazma koleksiyonu da dâhil olmak üzere üniversitenin kütüphanesi St Petersburg’a (Leningrad’a)  taşındı.

Bu taşınmanın nedenini şarkiyatçılığın taşrada değil başkentte güçlendirmek ve geliştirmek istemesi ve hazır nitelikli şarkiyatçıları el altında bulundurarak sıkı kontrol altına alma çabasıydı. Yeni bir akademisyenin ifadesiyle “bilimsel şarkiyatçılığının talepleri, devletin sahte taleplerine kurban edildi”

Kazan üniversitesinin Şarkiyatçılık bölümünün dağıtılmasına üniversite mensupları karşı çıktı. Hiç olmazsa bir kısım el yazması eserlerinin bir kısmının üniversitede kalmasını istediler. Bütün çabalarına rağmen muvaffak olamadılar.

19 yüzyılın ortalarında şekillenen Kazan Şarkiyatçılığı, Tatar bilim adamlarını etkilemiştir. Bu tesir cedidcilik (yenicilik)adını alacak yenilenme hareketlerinin oluşmasını ve genişlemesini sağlayacaktır.

19 yüzyılın ikinci yarısı ile 20.yüzyılın başlarına kadar Tatarlar arasında bilimsel faaliyetlerin canlanması ve bilimsel çalışmalara La-dini ve Rus-Avrupai yönlerin görülmeye başlamasının bir derece Kazan Şarkiyatçılığının etkisi vardır.

1918 ‘den sonra halk arasında eserler ile el yazmaları eski evlerin çatılarında ya da ambarların köşelerinde saklanmıştır. Tatar halkına karşı sosyo-psikolojik, manevi-kültürel şiddet ve aşağılama uygulamaları Komünist Partisi tarafından yürütülüyordu.

1944 kararnamesiyle Tatarların tatar olmadıklarını sade Bulgar olduklarını üstelik bunların Kırım Tatarları ve Altın Ordu Devleti’yle hiçbir alakasının olmadığını ispatlamak için her şey yapılıyordu.

Mir Kasım Osmanov

Osmanov 1934 yılında Sincan Uygur Özerk bölgesinde dünyaya gelmiştir. Tatar halkının edebiyatı, tarihi ve kültürü üzerinde 45 yıllık kesintisiz araştırmalarını sürdürmüştür. Genç yaşta Arap yazısını öğrenmesi, eski yazıyla yazılmış eserleri okumasını ve araştırmasını kolaylaştırmıştır.1958 tarihinde Mir Kasım Osmanov Kazan’a gelmiştir. Kazan Üniversitesi’nde Doğu Tarihini okumaya karar vermiştir.1967 de aynı üniversitede Tarih- Filoloji derslerini vermeye başlamıştır.

Mir Kasım Osmanov dünyaca ünlü bir bilim adamı aynı zamanda başarılı bir eğitimci ve pedagogdur. Osmanov yabancı bilim adamlarıyla da sıkı bir işbirliği yapmıştır. Kazan Üniversitesinde Tatar Tarihi, Filoloji ve Doğu Dillerini kurmuştur. Üniversitede Şarkiyatçılığı yeniden canlandırmış, daha sonra da Şarkiyatçılık Enstitüsünü kurmuştur.

Arkeografik gezilerde 850 den fazla Tatar köyünü ziyaret etmiştir. Doğu dillerinde kaleme alınmış 9 binden fazla el yazması ile yaklaşık 1500 basılı nadir eser toplamıştır. Bu el yazmaları 7-20 yy arasındaki döneme aittir. Bu eserler İslam tarihi ve hukuku, Doğu Filolojisi, Astronomi, Matematik, Coğrafya ve Edebiyat gibi konularla ilgilidir.

Osmanov’un inisiyatifiyle başlatılan bu projeler öğrencisi Z.N. Minnullin tarafından devam ettirilmektedir.

Osmanov’un Tatar halkının tarihi ve kültürüne ait bilimsel ve popüler kitap ve makaleleri yayınlaması büyük önem arz eder. Bu kitaplar Esrarengiz Balbal, Dağ ve Vadilerin Ülkesine Seyahat adlı kitaplardır.

Bilim adamlarının en karakteristik özelliği sistematiğe önem vermeleridir. Bilinmeyen veya az bilinen eserleri araştırmacıların istifadesine sunmasıdır.

Osmanov Tatar halkının kültürüne ait eşi ve benzeri olmayan bilgiler içeren önemli arşivler oluşturmuştur. Rızaeddin Fahreddin’in el yazmaları koleksiyonunu tek başına oluşturması dahi adının ebedileşmesine yeterlidir.

Kazan yöresindeki Tatar bilim adamlarından Şihabeddin Mercani, Rızaeddin Fahreddin, Hüseyin Fezihanov gibi şahsiyetlerin hayatlarını ve miraslarını yeniden aydınlatmıştır. Osmanov’un çalışmaları, bilimsel yenilikler içerdiği gibi kahramanlarına olan sevgi, halkın geçmişini felsefi açıdan anlama teşebbüsü ve insanın var olma anlamını belirleme gibi özelliklere de sahiptir.

Osmanov analitik bir zekâya, derin bilgelik, edebi yetenek ve ilmi sabra sahip biri olarak kabul edilir.

50 yıllık bilimsel hayatı 500 den fazla çalışma yapmasını sağlamıştır. Bunların 30’dan fazlası kitap çalışmalarıdır. Osmanov’un en önemli çalışmalarından biri yedi ciltlik Tatar Tarihi ile 2010 yılında İRCİCA tarafından basılan Tatar Tarihi ve Medeniyeti adlı proje çalışmasıdır.

Osmanov’un öğrencileri ile birlikte yaptığı çalışmalar “Şahıslarımız “ adlı yayın dizisi, meşhur, aynı zamanda unutulmuş Tatar kökenli tarihi şahsiyetlerin hayat hikâyelerini anlatmaktadır. Bu yayın 20 cilt olarak yayınlanmıştır. Eski Sovyet coğrafyasında “Şahıslarımız” adlı yayının bir benzeri yoktur. Bilim adamlarının bu alandaki çalışmaları 2012 yılında Tataristan Özerk Cumhuriyeti Devlet Ödülüne layık görülmüştür.” Kazan Şarkiyatçılığının Kaderi” adlı kitabı Sovyet Rus Şarkiyatçılığının Tarihiyle ilgili kitabıdır.

Mir Kasım Osmanov 11 Ekim 2010 tarihinde vefat etmiştir.

*Dergâh yayınlarından çıkan “Rızaeddin bin Fahreddin Kazanla İstanbul Arasında Bir Âlim” adlı güzel çalışmasından dolayı Ömer Hakan Özalp’a şükranlarımızı sunuyoruz. Ayrıca konuyla ilgili “ Rusya Türkleri Arasındaki Yenileşme Hareketinin Öncülerinden Rızaeddin Fahreddin” adlı çalışması ile İsmail Türkoğlu’nun Ötüken yayınlarından çıkan eserinden de istifade edilebilir.

 

Bu yazı toplam 1907 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.