Sünneti Anlamada Yöntem* / Köşe Yazısı - Zeynep DURDUKOCA

9.2.2019 23:27:38
Zeynep DURDUKOCA

Zeynep DURDUKOCA

 Sünneti Anlamada Yöntem*                                                                 

Sünnet; ister iyi olsun ister kötü olsun uyulan, alışılmış olan yol anlamına gelir. Kur’an’da öncekilerin kanunu, Allah’ın âdeti, Hz.Peygamber’in (s.a.v.) hak dini tebliğ ve insanlığa rehber için seçtiği nebevi yöntem olarak kullanılmıştır.

İslam dünyasının en saygın âlimlerinden kabul edilen Yusuf el-Karadâvî, ümmetin en önemli kaynaklarından iken en önemli problemi haline getirilen “sünnet” kavramına, olgusuna el atarak ümmetin dertlerini dert edindiğini bir daha göstermiştir. “Bugün ümmetimiz tarihî veya ithal kültürden beslenmektedir. İslami düşünce bu iki kültürel dağınıklığa uğramıştır. Dolayısıyla eylemden aciz, etkilenmeye razı, kültürel üretkenlikten yoksun, tüketimle yetinen bir düşüncenin herhangi bir devlet, ümmet veya medeniyet meydana getirmesi söz konusu olamaz.” diyerek ümmetin durumunu ortaya koyan Karadâvî bu kültürel dağınıklıktan, bu düşünce hantallığından, medeniyet yoksunluğundan kurtulmanın çözümünü Kur’an’ın detaylı pratiği olan sünneti doğru anlama ve yaşamada bulur.

Sünnet, Peygamberimizin Muaz Bin Cebel’i Yemen’e gönderirken Muaz’ın (r.a.) ağzından onayladığı gibi Kur’an’dan sonra ikinci kaynaktır. Kur’an ayetlerine itaat olunduğu gibi Resul’e itaat de farzdır. Kur’an’da O’na uymak, Allah’ı sevme, O’nun marifetini kazanmanın delilidir. Herhangi bir anlaşmazlıkta O’na başvurmak farz kılınmıştır. Nebi’nin verdiği hükmü hoşnutluk ve teslimiyetle kabul etmeyenin imanlı olmayacağı üzerine Allah yemin etmiştir (Nisa 65). Müslümanlar ilk dönemden beri bu bilinçle sünnetin muhafazasına özen göstermişlerdir.

Müslümanlar ikinci kaynak olan sünnete ittiba etmiş, yasamada da ona başvurmuşlardır. Fıkıh konularındaki hükümlerin çoğu sünnetle sabit olmuştur. Fıkıh âlimlerinin bazı sünnetlerle amel etmeyiş sebepleri Resulüllah’ın o sözü söylediğine inanmamaları, bu sözde söz konusu mesajların kastedilmediğine inanmaları, bu hükmün neshedildiğine inanmaları gibi sebeplerdir. Yine tasavvuf âlimleri için de Kur’an ve sünnet en önemli ölçüdür. Tasavvufta bu ölçüler olmasa sahte mutasavvıflar kişisel bir ölçü olan “keşf” iddiasıyla din konusunda kendilerine göre yasalar koyarlardı.

Her Müslüman’ın hadise inanması gerekir. Fakat inanmayanın tekfiri konusu ihtilaflıdır. Ehl-i sünnet âlimleri, sahih hadislerle tespit edilmiş akideyle ilgili bazı konuları inkâr etmelerine rağmen, Mutezile, Hariciler gibi fırkaları tekfir etmemişlerdir. Karadâvî ’nin bu tespiti çok önemlidir. Günümüzde ümmeti parçalayan, kin ve nefrete sebep olan tekfir hastalığının önüne de bir nebze geçmiş olmaktadır. Çünkü ümmetin birliği çok önemlidir. Birliği sağlamak için de taassuptan uzak, hoşgörülü Müslümanlar olmamız gerekir. Bu düşünce yerleşmediği içindir ki İmam-ı Azam’ın ölüm fetvasında ne acıdır ki meşhur muhaddisler Evzai, Süfyan-ı Sevri ve Süfyan bin Uyeyne’nin imzası vardır.

Sünnet bazen Kur’an hükümlerini destekler, pekiştirir; bazen Kur’an’ın bir şey söylemediği hususta yeni bir hüküm getirir. İbadetler, İslam ahlakı, günlük hayatla ilgili İslami edepler, aile hayatı, yönetim, mali işler gibi konuları detaylı biçimde açıklar. Müslüman bireyin farklı ve bağımsız kişiliği sünnetle oluşur. Müslüman toplum sünnetle biçimlenir. Bu nedenle “Kur’an varken sünnete gerek yoktur.” iddiası icma ile küfre götürür, düşüncesini savunur Karadâvî.

Karadâvî, ümmetin sorunlarını çözmede sünnetin önündeki engelleri şöyle sıralar: Ümmeti parçalayan (fırka, mezhep çatışması) fikirlerin sürekli canlandırılması, bencillik ve tarafgirlik ruhunun egemen kılınması, bütüncül yaklaşımların zayıflaması, sünneti bütün boyutlarıyla yaşayan sahabelerden günümüzde sadece lâfzî, lügavi olarak anlatılan sünnet dönemine geçilmesi.

Sünnet, vasat olan ümmet için mutedil, dengeli bir yöntemdir. Müslüman’ın bütün hayatını kapsayan, kuşatıcı, bütüncül, gerçekçi, kolaylaştırıcı bir yöntemdir. Bu özelliklerini kaybetmemesi için Müslümanların görevi sünneti aşırıların tahrifine, bozguncuların sokuşturmasına, cahillerin tevillerine karşı korumaktır.

Sünneti ele alırken sabit, sahih olup olmadığının tespitine, doğru bir şekilde anlaşılmasına, daha kuvvetli bir “nass”la çelişmemesine, uydurma olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Özellikle fıkıhla uğraşanların hadisle ilgili bilim dallarını iyi bilmeleri gerekir. Bir kısım fakihin hadis ilmini iyi bilmemesi fıkıh kitaplarında zayıf hadislerin bulunmasının nedeni olarak gösterilebilir. Müslüman olmayan kişinin diyeti, kadının diyeti gibi birçok konuda fakihler zayıf hadislere dayanarak yanlış hükümler vermişlerdir. Hâlbuki zayıf hadislerle hüküm verilmez. Terğib ve terhib konularında bile zayıf hadisler; akıl, şeriat ve dilin kabul etmediği abartıları içermemeli, daha kuvvetli bir şer’i delille çelişmemelidir. Çünkü bu hadislerle din itham edilmektedir. Bu nedenle akıllı bir davetçi bırakın zayıf hadisi, sahih hadisleri bile ancak muhatabının ihtiyacı ve kavrayabileceği kadarıyla nakletmelidir.

Sünneti sağlıklı değerlendirebilmek için sünnet Kur’an’a arz edilmelidir. Kur’an’la çeliştiğinde tevil veya tevakkuf etmelidir. Karadâvî bu görüşünde kendisiyle çelişmektedir. “Kur’an’ın muhkem ayetlerine hiçbir sünnet ters düşmez.” deyip akabinde kendisinin de Kur’an ve akılla çeliştiğini beyan ettiği “Kızını diri diri gömen kadın ve gömülen kız cehennemdedir.” hadisinde tevakkuf etmiştir. Bu tevakkufunu imanına ve sahih sünnete olan saygısına bağlamak gerekir. Yine bu minvalde şefaat konusundaki hadisleri tevil eder. Şefaati müjdeleyen hadisler ayetlerle çelişmemektedir. Ayetlerde reddedilen şefaatin müşriklerin inanmış olduğu şirk şefaati olduğunu belirtir. Şefaatin Allah’ın izniyle (Bakara 255) Allah’ın hoşnut olduğu tevhit ehli için (Enbiya 28) mümkün olduğunu belirtir.

Sünnetin doğru anlaşılması için yapılması gereken bir şey de bir konudaki bütün sahih hadisleri toplamaktır. Bu hadislerden müteşabih, muhkeme arz edilir. Mutlak, mukayyede hamledilir, âmm, hâs olanı açıklar. Mesela elbiseyi yere sürünecek şekilde uzatmayla ilgili şiddetli tehdit içeren hadis diğer bir hadisle açıklanmıştır. Bu uzatmanın kibir şartına bağlandığını görürüz.

Bir diğer hadis problemi çelişkili hadisleri bağdaştırma veya tercih etmedir. Kadınların kabirleri ziyaretini men eden hadis daha genel olan kabirlere ziyareti teşvik hadisiyle cem edilir.

Hadisi sağlıklı bir şekilde anlamak için dikkat edilmesi gereken bir husus da hadisin belli bir gerekçeye bağlı olup olmadığına bakmaktır. Yani hadisin bağlamına, illetine bakılmalıdır. “Siz dünyanızın işlerini daha iyi bilirsiniz.” hadisinin bağlamına bakıldığında Peygamberimiz, ziraat erbabı olmadığı için hurma aşılamayı bilmediğini ifade etmiştir. Kadının mahremi olmadan yolculuğunun yasaklanması güvenlik gerekçesine, devlet başkanının Kureyşliliği ise Kureyş’in o dönemde liyakati ve muktedir olması gerekçesine bağlıdır. Nassın illeti yok olduğunda hüküm de ortadan kalkar. Ashap da öyle yapmıştır. Kayıp develerin durumu böyledir. Peygamberimiz alıkoymayın, demiştir. Hz. Osman kayıp ilanından sonra sahibi gelmezse satmış, sahibi geldiğinde parasını vermiştir. Hz. Ali develere beytülmalde baktırmış, sahipleri çıkınca vermiştir. Ölçüler, fıtır sadakasının zamanı da bu babdandır.

Sünnetin yanlış anlaşılma nedenlerinden biri de sünnetin amaçlarına ulaşmak için kullandığı araçları amaç haline getirmek, araçla amacı karıştırmaktır. Araçlar zaman, çevre, örf vb. ile değişir. Nebevi tıbbı sadece hadislerdeki otlarla sınırlamak, savaş için sadece at hazırlamak, ağız bakımı için misvakta diretmek bu babdandır.

Sünnetin iyi anlaşılması için hakikat ile mecazın ayırt edilmesi de çok önemlidir. Çünkü Kur’an’da olduğu gibi hadislerde de mecazlar, teşbih ve temsiller çokça kullanılmıştır. Bu konuda Karadâvî ’nin görüşü şöyledir: Hadislerde belirli bir delil veya karine bulunmadıkça zahirine hamledilir. Her zaman zahirde diretip mecazı toptan inkar (İbn Teymiye) yanlış olduğu gibi mecazi yorumlarda aşırıya kaçmaktan da sakınılmalıdır. Gaybi konulardaki hadislerde (cennet, cehennem, rü’yetullah, arş…) delil olmaksızın tevile dalmayıp “O’na inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” demeliyiz.

Sünneti anlamada bir diğer husus da sünnette gelen lafızların delalet ettiği şeyleri iyice tespittir. Çünkü lafızların delalet ettiği şeyler zamanla değişebilir. Mesela tasvir yapanları şiddetli azap ile korkutan hadislerdeki tasvir günümüzde fotoğraf için kullanılmaktadır. Fakat tasvir ile kastedilen fotoğraf değildir.

Karadâvî ’nin dikkat çektiği bir konu da sünnetin iyi anlaşılması için kapsamlı araştırmalara ve çalışmalara ihtiyaç olduğudur.

Sünnetin teşrii boyutuyla ilgili olarak da Karadâvî şunları söylemektedir: Bazı âlimler, sünnet kitaplarında her ne varsa hepsi teşri içindir, diyerek aşırıya gitmiş; bazı âlimler de sünneti hayatın bütün pratiklerinden, muamelatından, iktisadi, idari vb. işlerinden uzaklaştırarak aşırıya gitmiştir. Karadâvî Resul’e itaat konusunda Dehlevi, Şeltut, Reşid Rıza gibi birçok âlimin görüşünü serdettikten sonra kendi görüşünü şöyle ifade eder: “Hz. Peygamber’in (s.a.v) söz, davranış ve onaylarından oluşan sünnetin çoğu teşri içindir ve bu hususlarda O’na uymak farzdır. Fakat sünnetin bir kısmı sadece dünya işlerinden olması hasebiyle teşri söz konusu değildir. Bu hususlarda O’na itaat vacip değildir.” Mesela Mina’dan hareket edilen gece Muhassab’da konaklamak böyledir. İbn Ömer bunu da sünnet kabul etmiş ve uymuştur. Hz. Aişe ve İbni Abbas ise bunun uyulacak bir sünnet olmadığını o şartlarda konaklamaya elverişli olduğu için Nebi’nin orada konakladığını belirtir. Yine merkep etinin haramlığı bahsinde İbn Abbas’a dayanarak Karadâvî, Resul’ün bazı yasaklarının umumi ve ebedi yasaklar olmayıp yalnızca o anki maslahatı sağlamak veya mefsedeti gidermek üzere ortaya atılan yöneticinin kararlarından bir karar olabileceğini belirtir. Sığırların nisabı, atların zekâtı gibi konulardaki hükümler de böyledir. Atlardan zekât alınmaması cihat için at edinmeye ve binmeye teşvik için yöneticilik vasfından sadır olan bir hükümdür. Tıbbi nitelikteki hadisler de bu minvaldedir. Bu tavsiyeler teşrii değil Arap toplumunun tecrübesine bağlı dünyevi bir iş içindir. Müslümanlar onu terk edebilir, çağının şartlarına uygun bir tedavi uygulayabilir. Hülasa sünnetten teşrii olan ile olmayanı, genel, mutlak ve devamlı olan ile olmayanı, yönetici ve reis sıfatıyla sadır olanlarla olmayanları ayırt etmek çok önemlidir.

Âlim Yusuf Karadâvî, bu eseriyle İslam’ı anlamak ve yaşamak için vazgeçilmez bir kaynak olan sünneti sağlıklı, doğru anlamamız, sünneti değerlendirirken ifrat ve tefrite düşmememiz için bize dengeli bir bakış açısı kazandırmaktadır. İslami kimliğin inşası için okunması gereken değerli bir eser olduğu kanaatindeyim.

Not: Bu yazı Prof. Dr. Yusuf Karadâvî’nin “Sünneti Anlamada Yöntem” adlı kitabının özeti ve değerlendirmesidir.   

*Prof. Dr. Yusuf Karadâvî, Sünneti Anlamada Yöntem, Nida Yayıncılık, 2018, İstanbul.

 

Bu yazı toplam 580 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Bekir
14 Şubat 2019 Perşembe 06:56
06:56
Emeğinize sağlık
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.