Tevhidi Tedrisat İçinde Dini Eğitim Arayışı Olarak İmam Hatip Liseleri / Köşe Yazısı - Yusuf YAVUZYILMAZ

12.4.2019 20:08:20
Yusuf YAVUZYILMAZ

Yusuf YAVUZYILMAZ

Tevhidi Tedrisat İçinde Dini Eğitim Arayışı Olarak İmam Hatip Liseleri

 

İmam Hatip Liseleri, Türk modernleşmesi sürecinde geleneksel-çağdaş kutuplaşmasında önemli bir ölçüt oluşturdu. Aslına bakılırsa bu tartışma Türk modernleşmesinin içeriği ile ilgilidir.

Türk modernleşmesinin laik, batıcı, milliyetçi içeriği, dini eğitimi büyük ölçüde sitemin dışına itmişti. Çünkü bu sistem yetiştirmek istediği nesil, dini olan her şeyi dışarıda bırakmayı amaçlamıştır.

Erken Cumhuriyet döneminin temel sorunlarından biri dinin devlet ve toplum hayatındaki yeri ile ilgilidir. Cumhuriyetin kurucu elitleri, aldıkları pozitivist eğitimin etkisiyle, dini, geri kalmışlığın temel nedeni sayıyorlardı. Dönemin İslamcılarıyla aralarındaki temel fark, dinin yozlaşmasının değil, bizzat kendisinin sorun oluşturduğu inancı idi. Bunun için dini ihya etmek yoluna gitmediler. Bunun yerine dini devlet hayatından tamamen, toplum hayatından ise olabildiğince uzağa itmeye gayret ettiler. Toplum ve devlet arasındaki kutuplaşmayı besleyen en önemli sorun budur. 

Cumhuriyet kurulduktan sonra merkezinde İslam'ın olmadığı yeni bir tarih, dil ve kültür anlayışına ihtiyaç olmuştur. Türk ulusalcıları bu eksikliği İslamiyet öncesi Türk tarihinde, dilinde ve kültüründe aramaya başlamışlardır. Kuşkusuz bu çaba; dil, kültür ve tarih alanında İslamiyet’in etkisini azaltmaya dönük bir anlayıştan besleniyordu.

Şunu unutmamak gerekir ki, Kemalizm devlet kurmuş, milliyetçilik ve laiklik üzerinden kurumlaşmış;  İslam’ı devlet hayatından tamamen, özel hayattan ise olabildiğince uzaklaştırmaya çalışan, bilimi pozitivist bir okuma ile "Hayatta en hakiki mürşit bilimdir." anlayışıyla kabul eden modern bir ideolojidir. Bilindiği gibi mürşit, dini literatürde kişiyi hakikate ulaşmasında rehberlik eden, yol gösteren önderdir. Pozitivizm bu önderliği dinden alıp bilime vermiştir. Nitekim pozitivizmin kurucu düşünürü olan A. Comte, bilimin egemen olacağı pozitif çağda, bilim insanoğlunun karşılaşacağı tüm sorunları çözecek, bunun sonucunda din gerileyecek ve tümüyle ortadan kalkacaktır. A.Comte'un eserine "Pozitivizmin İlmihali "adını verdiğini unutmayalım. Cumhuriyet elitinin en büyük açmazı dine pozitivizm açısından yaklaşmaları idi. Pozitivist anlayışta dinin toplumsal yaşamda yeri yoktur. Bu yüzden yeni kurulacak Cumhuriyette dini olan hiçbir şeye yer yoktur. Din ve dinle ilgili kurumlara yönelik yaklaşımı bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Bilindiği gibi, Osmanlı dönemi eğitim sistemi büyük ölçüde medrese geleneği üzerinden yürütülüyordu. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat kanunuyla eğitim kurumları birleştirilmiş ve medreseler kapatılmıştır.

“İmam-Hatip Mektepleri (1924-1930) Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden sonra dönemin Maarif Vekili Vasıf Çınar’ın emriyle kapatılan medreselerin yerine yeni adlar altında öğretim kurumları açılmıştır.

 Adı geçen kanunun 4. Maddesi mucibince ‘imamet ve hitabet gibi hidemet-i diniyenin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetiştirilmesi için’ 1924 yılında 29 yerde, öğretim süresi dört yıl olan ‘İmam Hatip Mektepleri’ açılmıştır. Bu eğitim ve öğretim kurumlarının öğrencilerini mülga ‘İrşat Medreseleri’ ve ‘Taşra Medreseleri’nin eski öğrencileri oluşturmuştur. Bu mekteplerin sınıfları yeni oluşturulan müfredat programına göre seviye tespit sınavına tabi tutularak teşekkül ettirildiğinden, açıldıkları 1923- 1924 öğretim yılı sonunda mezun verebilmişlerdir.

Ancak yeni açılan medreselere alternatif olarak sunulan eğitim kurumları:

a)Mezunlarının çalışma alanının olmayışı (15. 12. 1927 tarih ve 846 sayılı Şuray-ı Devlet kararı ile ‘din görevliliği’ memurluktan çıkarılmış, maaş ödemeleri durdurulmuştur.)

b) Bu okulların dört yıllık ortaokul seviyesinde tutulması, lise ve yüksek öğretim imkânlarının olmayışı.

c) Bu dönemlerde din görevliliğinin marjinalleştirilmesi,

d) Diğer mesleki teknik öğretim kurumlarının cazibelerinin arttırılması,

e) Medreseler döneminde mevcut bulunan burs ve diğer imkânların ortadan kalkması,

f) Bu eğitim kurumlarının hiçbir yönden hiçbir şekilde medreselere alternatif kurumlar olmayışı ve halkın medreselerin kapatılmasına tepkisinin bu okullar üzerine yansıması gibi nedenlerden dolayı daha açıldığı günlerde kapanmaya namzet eğitim kurumları 1930 yılında kapatılmıştır” (1)

Öyle görülüyor ki, Cumhuriyet modernleşmeci elitleri, belli koşulların etkisiyle kabul etmek zorunda kaldıkları bu liseleri tümüyle etkisizleştirilmek için tüm önlemleri almışlardı. Çünkü dini eğitimi sistem içinde hiç düşünmüyorlardı. Nitekim alınan önlemlerle bu okullar işlevsizleşmiş ve sonunda kapatılmışlardır.

1950 yılına kadar Tek Parti Döneminin din karşıtı politikalarının yarattığı ortamın ürettiği sorunlar ve CHP’ye yönelen tepkiler üzerine 1948 yılında tekrar dini eğitim veren liseler açılmak zorunda kalınmıştır. “1930 yılında İmam Hatip Mekteplerinin ardından 1933 yılında benzeri gerekçelerle Darülfünün’da bulunan İlahiyat Fakülteleri’nin de kapatılmasından sonra ülkenin her yerinde ve eğitimin her kademesinde din eğitim ve öğretimi yasaklanmış, dinde reform çalışmaları başlatılmış, ezan zoraki Türkçe okutulmaya başlanmış, Kur’an’ı Kerim yasak kitaplarla birlikte mütalaa edilmiş, medreselerden yetişmiş bulunan dini bilgi sahibi kişiler sindirilmiş, en basit din hizmetleri dahi yürütülemez hale gelmiştir.

Bu durumu 1948- 1950 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış bulunan Tahsin Banguoğlu’nun şu ifadeleri açıkça ortaya koymaktadır: ‘Dili çözülen milletin bütün şikâyetleri ortaya dökülmüştü. Ama denilebilir ki; halkın bir numaralı yakınması, din hizmetleri ve din eğitimi bahsinde idi. Vatandaş ölü yıkamacı adam bulamıyorum diyordu.”(2)

İmam- Hatip Liseleri 1951 -1971 arasında 4+3 şeklinde düzenlenmiş ve çok yoğun bir ilgiyle karşılanmıştır. Bu süre içinde sayıları 7’den 72’ye çıkmıştır. 1971- 1973 yılları arasında İmam Hatip okullarının birinci kısmı kapatılmış ikinci kısmı ise dört yıla çıkarılmıştır. 1973 yılında ise İmam Hatip okulları, liseler dört yıla çıkarılmak suretiyle 28 Şubat darbesine kadar devam etmiştir.

28 Şubat Döneminin en önemli kararları İmam-Hatip Liseleri üzerinden yürütülmüştür. Bu dönemin askeri bürokrasi ve sivil aktörleri irtica bahanesiyle dini olan her şeyi düşman ilan etmişlerdi. İmam –Hatip liselerini etkisizleştirmek için Üniversite sınavında kat sayı uygulaması getirilmiş, bu liseden mezun olanlar neredeyse İlahiyat dışında hiçbir okula girme imkânı kalmamıştır. Tıpkı 1924-1930 yılları arasında uygulanan etkisizleştirme programı, 28 Şubat döneminde yeniden uygulanmaya konmuştur. Bu durum Ak Partinin sorunu çözmesine kadar devam etmiştir.

Aslında İmam –Hatip Liseleri, resmi eğitim içerisinde dini eğitime bir imkân hazırlamak üzere amaçlanmış eğitim kurumlarıdır. Bu konuda özellikle rahmetli N. Erbakan’ın çabalarını unutmamak gerekir.

Bu eğitim kurumları sadece dini eğitim vermek üzere değil, çeşitli mesleklere öğrenci yetiştirmek üzere tasarlanmıştı.

Cumhuriyetin modernleşmeci elitleri bu okulları sadece dini eğitim veren okullar olarak tanımlarken, muhafazakar dindarlar çok daha geniş bir misyon yüklüyorlardı. Bu okullar, sadece din görevlisi yetiştirmek için değil, yetişecek nesillerin dini aidiyetlerini öğrenmek ve meslek sahibi olmaları için tasarlanıyordu. Bundan dolayı Modernleşmeci elitler ile Muhafazakâr dindarlar arasında bu okullar daima bir gerilim hattı oluşturmuştur.

Günümüzde ise bir başka tartışma konusu bu okulların kalitesi üzerine gerçekleşmektedir. Bu okulları izleyenler eski dönemlerdeki idealizmi ve farklılığı aramaktadırlar. Ne yazık ki, bu okullarda eski dinamizm ve farkındalık kaybolmaya başlamıştır. Bu durum bu okulların niteliği üzerinde yeniden düşünmemizi gerekli kılmaktadır.

Yaşadığımız aktüel dünyada nasıl verimli bir din eğitimi gerçekleştirilebilir sorusu son derece önemlidir. Çünkü bu bir kimlik, bir aidiyet, bir kültür ve bir inanç sorunudur. Mustafa Özel’in yerinde vurguladığı gibi “İmam Hatip Liseleri, bir kültür dönüşümü yaşayabilmemiz için yegâne umut kapılarıdır. Klasiklerimize uzanmanın başka bir kurumsal yolu yoktur. Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi öğretmeden ‘adam’ olamayız. Baki’yi, Nabi’yi, Şeyh Galib’i tanıyamayanlar, olsa Eliat’ı musikisiz kelimelerle taklit ederler. Hatta bu kadarını yapabilenler bile büyük iş yapmış olurlar! Edebi bir canlanma yaşayamayan bir toplumda, bilim de, sanatlar da gelişemez. Ekonomi de, siyaset de güdük kalır.”(3) Bundan sonraki sorun, mevcut İmam Hatip projesinin bu ideali gerçekleştirme imkânının ne kadar olduğudur.

Türkiye’de 2002’den itibaren büyük ölçüde İmam Hatip liselerinden gelen bir zihin dünyasının iktidarına sahne oldu. Erdoğan bu akımın en simge isimlerinden biri oldu. O, aslında Cumhuriyet modernleşmesinin dışında bırakmak istediği bir kimliğe sahipti.

Aslında burada yaşanan Türk modernleşmesinin başlangıcından beri uygulamaya çalıştığı ancak toplumsal zeminde karşılığı olmayan bir modernleşme projesi ile ilgiliydi.

Öyle görülüyor ki, toplumsal zeminde anlamlı bir karşılığı olmayan projelerin uygulanması ve kökleşmesi mümkün değildir.

İmam Hatip liseleri, Türk modernleşmesindeki çarpıklığı bize gösteren en önemli araçlardan biri olmuştur....

Dipnotlar:

1)İmam-Hatip Liselerinin Tarihçesi, Ahmet Ünsür, İzlenim Dergisi, Sayı: 38, Ekim 1996.

2)İmam-Hatip Liselerinin Tarihçesi, Ahmet Ünsür, İzlenim Dergisi, Sayı: 38, Ekim 1996.

3)İmam Hatip Liseleri Kapatılmalıdır!, Mustafa Özel, İzlenim Dergisi, Sayı: 38, Ekim 1996.

 

 

Bu yazı toplam 236 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.