Ruhu Bulan Psikoloji ya da Bilişselciler / Köşe Yazısı - Ömer MAÇİN

11.5.2019 23:15:49
Ömer MAÇİN

Ömer MAÇİN

Ruhu Bulan Psikoloji ya da Bilişselciler

İnsanı inceleyen psikoloji, materyalizmin ve sekülerizmin etkisiyle sadece gözle görülebilen durumlar ve davranışlar üzerinde durdu. Öyle ki metafizik denilen olguyu kabul etmedi. İnsan, hayvanlar familyasından görülünce ister istemez insana dair düşünceler de özümüze aykırı tespitler içerdi.

Psikanalizin insana dair çarpık analizleri psikolojinin ruhsuzlaşmasına neden oldu. İnsanı ruhtan arındıran davranışçılar insanın dış faktörlerin etkisiyle harekete geçtiğini, tüm değişimlerin insana dışarıdan yapılacak bir etkiyle olacağını iddia ettiler.  Uzun yıllar insan özünü, ruhunu göz ardı eden psikoloji psikanalizin ve davranışçıların etkisi altına girmişti. Düşünme adlı kitabında Malik Bedri, Cyril Burt’ün çağdaş psikolojinin ruhunu ve bilincini kaybettikten sonra aklını da kaybettiği şeklindeki görüşünü destekleyerek bilişsel ekolün insanın özüne daha uygun tespitleri ve çözümleri olduğunu aktarır. 

Modern psikolojinin bilim dallarının takip ettiği deneysel yolları takip etme kompleksi nedeniyle yüzyıllarca yerinde saydı.  Ancak psikolojinin hala yerinde saymasının yani insana dair net bir bakış açısı ve genel geçer terapi yöntemleri geliştirememesinin altında yatan temel neden “bilimsel” modele takılıp kalmasıdır. Bedri, bu konuyu şöyle izah ediyor: Batılı psikoloji hala demode bir tünele benzer “bilimsel” bir modele saplanıp kalmıştır. Dahası diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi psikolojideki bir paradigma değişimi gerçek bir devrime yol açmamaktadır. Paradigma kavramını halka mal eden ve The Structure Of Scientific Revolutions kitabını yazan filozof Thomas Kuhn “Daha gelişmiş bilimlerin paradigmaları vardı, ama psikolojinin yoktu” demiştir. 

Einstein’ın teorileri Newton fiziğini kökten dönüştürmüştür yeni bakış açıları ve deneyleriyle. Ancak psikolojide böyle bir devrim yaşanamıyor zira görünen o ki Freud etkisi ya da bakış açısı psikolojinin tüm hücrelerine sirayet etmiş durumdadır.

Hâlbuki psikoloji, Allah’ın yarattığı insanın kanunlarını araştıran bir bilim idi. Ancak ne yazık ki fizik gibi bir bilimle kendini kıyaslayarak, “ gözlenemeyen şey yoktur”  anlayışını kendine uyarladı. Bu da insanı ruhundan soyutlayarak anlayabilmeye yöneltti.   Bilim kâinatta Allah’ın yarattıklarını hikmet üzere incelemek ve kevni kanunları keşfetmek içindi. Fakat Batı bilim anlayışı,  dine karşı olan itirazını Tanrısız bir doğaya hükmetme şeklinde formüle etti.

Psikoloji ekolleri tıpkı diğer bilimler gibi birbirlerini yalanlayarak ilerlemeye çalıştıkları için zaman zaman aralarında çatışmalar ve itirazlar görülebilmektedir. Zira bilimsel model bunu gerektiriyordu. Psikanaliz ve biyolojik perspektif gibi, psikolojinin diğer baskın perspektifleri davranışçılıkla sert ihtilaflar yaşamış ve halen yaşıyor olsa da, sıra sekülerleşmeye ve bilinçli düşüncenin aşağılanmasına gelince tam bir uyum sergiliyorlar. Mesela, klasik Freudyen psikanaliz, insan davranışlarının tamamen bilinçdışı cinsel ve saldırgan dürtüleriyle belirlendiğini düşünür.  Bu bakış açısı da insanların derin bir iman ve tefekkürü dışlamış oluyordu.

Yani insan iman ve tefekkür boyutlarıyla da hayatını sürdürüyor anlayışını yok sayıyordu.

Günümüzde baskın olan diğer bir insana bakış açısı da biyolojik olandır. Bu düşünceye göre insan ne yaşıyorsa bedenindeki kimyasal değişimler yüzünden yaşıyordur. Örneğin bir insan homoseksüel ise onun genlerinde ya da hormonlarındaki farklılık nedeniyle bunu yaşıyor ve hissediyordur. Mesela, çeşitli araştırmalar rastgele cinselliğin, homoseksüelliğin ve lezbiyenliğin biyolojik olarak programlanmış dürtülerde gizli olduğunu ve o yüzden insanların genlerinin yarattığı güdülerini izledikleri için kınanmamaları gerektiğini ispatlamaya çalışmıştır.

Bilişsel psikolojinin davranışçı ekole karşı geliştirdiği bakış açısı ve yöntemler insanın özüne daha yakın bir anlayışın da temellerini attı. Bilişselciler, temel olarak insanın içsel faktörler özellikle bilişsel mekanizmaları sayesinde iyi veya kötü olduklarını, insanın iyi oluş halinin bilişsel (zihinsel) pozitif halinin yansıması olduğunu savunurlar. Belki de bu yüzden batıdaki son zamanlardaki terapi yöntemlerinin meditasyon gibi boyutları kabul etmesi ve insanların bu tür yöntemlere akın etmeleri bu bakış açısındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. Ancak bir gerçek de şudur ki: Batı aradığını materyalizmde yani ruhsuz bilim ve yaşam şeklinde bulamadı. Ne yazık ki insan yaşamını yazboz tahtasına döndüren düşünce ekolleri özelde Batı insanını genelde ise tüm dünyayı kasıp kavurmuş, ruhunu aç-susuz ve ilgisiz hale düşürmüştür. Teknolojik gelişmenin etkisiyle de insana bakış açılarında değişmeler meydana gelmiştir. Bilişsel psikolojinin de çıkmazı insanı bir bilgisayar mekanizması gibi düşünerek sadece bir bilgi işlemcisi olarak insana bakmasıdır. Yani bilgisayarın çalışma şekli aynen insanda da mevcuttur diye bakar. Fakat bilgisayarlarda çalışma sistemi en temelde bir yazılımın yüklü olmasını gerektirir. Peki, insanda yüklü olan yazılım nedir? Bunu anlarsak insanın da düşüncelerini, duygularını etkileyen bu yazılımın etkisini daha net görebiliriz. Bedri’ye göre insana ilişkin bilgisayar modeli davranışçı modelden açıkça daha gerçekçidir, zira çağdaş psikolojiye “aklı”nı ve “bilinci”ni yeniden kazandırmaya çalışmaktadır, ama İslam’ın gerçek ruhani insan görüşünün çok gerisinde kalmaktadır. 

İslami anlayışın insana bakışında “kul” varlık mevcuttur. Tüm varlığın, davranışların amacı da Allah’a ulaşarak O’nun istekleri doğrultusunda bir yaşam sürdürmektir. Bilişsel anlayışın da hayatı ıskalaması da bu yüzden uzun yıllar yine insanlığı çaresiz bırakacaktır. Zira batı her şeyi bir faydacılık ilkesiyle de ele almaktadır. Bana haz/mutluluk veriyorsa doğrudur anlayışı da meditasyon, yoga gibi yöntemleri güzel göstermiştir. Zira meditasyondaki yoğunlaşma temel amaç bilinç hallerinin kontrol altına alınarak rahatlamadır. İslami düşüncede, değiştirilmiş bilinç halleri kendi başına bir amaç değildir, gaye evrenin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah’ın bilinmesi, yani deruni bir marifetullahtır.

İslam insanı derin düşünce ve tefekküre davet eder. İnsanın sorumluluğu da özgür iradesiyle kabul edip sergilediği davranışlarla belirlenir. İnsan imanla donanmış bir tefekkürle yaşamaya çalışırsa özüne dolayısıyla Rabbine yaklaşacaktır.  Dolayısıyla günümüz psikolojisinin insana dair çarpık bakış açısı düzeltilmezse daha uzun yıllar insanı tanımak, onun sorunların anlamak ve kalıcı/gerçekçi çözümler bir hayal olacaktır.

Bedri, yazımızın özetleyecek mahiyette der ki, psikolojide gerçek devrim, “ruh ”unu yeniden kazandığında ve insan doğası imge oluşturmada kendini dar bilimsel ve tıbbi modellerden kurtardığında gerçekleşecektir. 

 

Bu yazı toplam 82 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.