İdeal Gençlik ve Muallim / Köşe Yazısı - Nevzat GÜZEL

5.10.2017 05:56:19
Nevzat GÜZEL

Nevzat GÜZEL

                                                İdeal Gençlik ve Muallim

Bugünlerde öğretmen olarak karşımıza çıkan muallimlik, tüm peygamberlerin Allah’ın emri doğrultusunda yapmaya çalıştığı bir misyonun adıdır. Her peygamber şifacı, komutan, mimar, zanaat ustası olmak zorunda değildir, ancak iyi bir muallim olmak zorundadırlar.

Öğretmenlerin yapmış olduğu işe bu şekilde bakması ve sorumluluğunu bu şekilde belirlemesi gerekir. Her alanda olduğu gibi öğretmenlik mesleğinde de savrulmalar, özünden uzaklaşmalar, geçim kaygısı, dünyevileşme, bana necilik gibi hastalıklar bulaşmıştır. Bu maalesef öğretmenlikte itibar kaybına neden olmuş, değerini başkalarının belirlediği bir alana dönüşmüştür.

Kapitalist dünyada her şeyin ederini parayla değerlendirme alışkanlığı, aldığı para oranında öğretmenin değerlendirilmesine neden olmuştur. Bu hastalıklı durumu kabullenip kabuğuna çekilen, öğretmenliği sadece mesai olarak gören öğretmenler sınıfı oluşmuştur.

Bir diğer sınıf ise bilerek ya da bilmeyerek kapitalizmle mücadele adına ya da kapitalizme ayak uydurduğundan öğretmenliğin yanı sıra başka işler de yapmaya başlamışlardır.

Bu iki sınıfın dışında ömrünü sadece öğretmenliğe adamış üçüncü bir sınıf daha vardır. Hatalarına rağmen muallimliğin, bugün hala bir değerde olma sebebi olan öğretmenler.

Öğretmenlerimizin gerekli öğretimi aldıkları yerler olan üniversiteler, maalesef ideallerden uzak, düşünen öğrencilerin cezalandırıldığı, sosyal sorumluluktan uzak bireyler yetiştirdiği için kendi değerlerinden uzak olmalarına rağmen, değerler eğitimi verilmesi istenen bir kitleye dönüşmüşlerdir. İnançla ilgili sorunları olup ta bunlarla ders aralarında dalga geçip, derslerdeki malayani yaklaşımları gençlerin kafalarının karışmasına sebep olan, hilkat garibesine dönüştürdüğümüz peygamberlik mesleği öğretmenlik.

 Hal bu iken gerçek anlamda öğretmenlik yapmaya çalışan kimselerin ‘’bana bir harf öğretenin bin yıl kölesi olurum’’ sözüne mazhar olan grup olduğu düşünülebilir. Bu öğretmenler sözün ancak yaşanarak değer kazanacağına inanan, peygamber varisi kimselerdir.

Öğretmenleri değerlendirirken düşünce ve inanç şekillerinden ziyade ilkelerine bakmak gerekir. A grubuna ait düşünceye veya falan inanca sahip iki farklı kişiden birinin örnek bir öğretmenken, diğerinin diplerde olduğunu görmemiz mümkün. Farklı düşüncelerden olan öğretmenlerin ise aynı ilkeler etrafında pekâlâ iyi birer örnek olduklarını görüyoruz.

İyi bir öğretmende olması gereken vasıflardan birkaçını hatırlattıktan asıl meselemize geçiş yapalım. Öğretmende olması düşünülen özellikler: sorumluluk sahibi, adil, eşitlikçi, tarafsız, saygılı, kaynakları etkin kullanan, sürekli okuyan, düşünerek üreten, yüreğinde çocuk sevgisi olan, gelecekle ilgili kaygıları olan, öğrencileri için iyi bir örnek olan, anlayışlı, hoşgörülü, mesleği yeterliliğe sahip, güçlü bir iletişim kurabilen gibi birçok özellik sıralayabiliriz.

Her meslek grubunun sosyal görevleri vardır. Veteriner, ziraatçı, doktor, polis, hâkim, siyasetçi, kasap, berber, nalbur ve diğer meslek gruplarının içinde yaşamış olduğu topluma karşı görev ve sorumlulukları vardır. Geleceğin sorumluluğunu sadece öğretmenlerin omzuna yüklemek adil bir yaklaşım değildir. Suçlanacak bir kesim arandığında öğretmenleri hedef gösterenler, itibar ve saygı söz konusu olunca inanmadığı halde diğer kesimleri öncelediğini acı bir şekilde görüyoruz. Yapılan anketlerde en güvenilir kesim olarak öğretmenler gösterilirken, özlük hakları hususuna gelince sınıfta kalmışlardır.

Doktoru, mühendisi, yargıcı, güvenlik güçlerini, siyasetçileri, sanatçıları yetiştiren onurlu ve fakat mağdur bir kesim öğretmenler. Maalesef sistemsel olarak henüz oturmamış bir eğitim politikamız var. Bugüne kadar sürekli olarak ithal eğitim sistemleri ile başarıyı yakalamaya çalışmışız. Hiçbir kültürel bağlantımızın olmadığı Almanya, Japonya, Finlandiya gibi ülkelerin eğitim modelleri ile yola devam etmeye çalışmışız. İdeolojik bağnazlıklarımıza gençleri kurban vermişiz. Eğitim politikalarını belirleyecek konumda olanlar, yapmış oldukları yanlışların bedellerini geleceğimize ödetmişlerdir.

Kesintisiz sekiz yıllık eğitim modeli ile milyonlarca çocuğumuz mağdur edilmişti. 60 aylık çocukların birinci sınıfa başlatılmasından büyük mağduriyetlerin doğacağını gelecek yıllar daha net gösterecektir. Bu mağduriyetlere sebep olanlar için hiçbir müeyyide uygulanmamıştır.

Tüm bu olumsuzluklar öğretmen camiası içerisinde bir savunma mekanizması oluşturmuştur. Ne yaparsak yapalım bu sistem içerisinde para etmez anlayışı sağlıklı bir yaklaşım değildir. Sürekli robot üretiyoruz eleştirisi, ’’hadi ahlaklı bir nesil yetiştirelim’’ denildiğinde bu kez ‘’bu sınav sistemi içerisinde mi’’ mazeretine sığınanları doğurmuştur. Sanki akademik başarıya sahip bir öğrenci ahlaklı olamaz gibi ya da ahlakı verdiğimizde akademik başarıyı veremeyeceğiz gibi.

Öğrencilerimize düşünme melekelerini kazandırmadan önce, yıllarca tek tipçi bir tornadan çıkan öğretmenlerimize bu melekenin kazandırılması gerek. Sanki ahlak anlatılarak kazandırılacakmış gibi sığ bir anlayışa sahip olununca, mazeretler ardına sığınmak kaçınılmaz oluyor işte. Kapitalizmle yaşamak zorunda bırakılmış, faydacılığı din olarak benimsemiş kimseler, paradigmalarında devrim yapmadıkları müddetçe böyle devam edecektir.

Öğretmenlere ağır eleştiriler getirdiğimi düşünenler olabilir, yirmi yıla yakın öğretmenlik hayatımda kendimi hiçbir zaman bu anlattıklarımın dışında tutmadım. Başkaları bu eleştiriyi yapınca içten içe hepimiz hiddetlenebiliriz. Vicdan sahibi her insanın bu gerçekleri gördüğü kanaatindeyim. Böylesine serzenişimin sebebini başta belirtmiştim. Bizler peygamberlerin mesleğini yapıyoruz. Misyon büyük olunca insanlar vizyon görmek istiyor.

Kahvehane köşelerinde, sosyal medya ağına takılı kalmış, haftalık maç seanslarında sosyal bir canlı olma arayışında, dizi izleyerek deşarj olan zavallılarız maalesef. Kitaba, dostluğa ve kendi özüne yabancı bir nesil. Bu neslin yetiştirdiği çocuklar. Karamsar bir tablo çizmeye çalışmıyorum elbette. Var olanı tespit edip, yapılacakların bu gerçeklerden hareketle yapılmaya çalışılması.

Bununla beraber güzel örneklerden de bahsedebiliriz. Öğrencilik yıllarımda örnek aldığımız ve hala büyük saygı duyduğumuz öğretmenlerimiz. Onlar bir şekilde kendilerini sistemin üstünde yetiştirmeyi başarmış bir avuç idealist. Düşünme melekemizi fark etmemizi sağlayan, zulme karşı dik duran, istikrarlı çalışmaya namzet, ruha hitap etmenin gereğine inanan bu muallimlerimiz hayırla yad edilmenin ötesinde örnek şahsiyetlerdi. Düzenli okuma alışkanlığı olan bir nesil inşa ettiler. Öz eleştiriyi olmazsa olmaz kabul eden bir nesil. Kapitalist bir dünyayla mücadele ederken yanlışlar yapılmış olabilir, niyetlerindeki saflık birçok gence ışık olan eli öpülesi muallimler.

İdealizmin inşasında toplumun tamamının toplamı kadar öğretmenler rol alır. Öğretmenler gizli kahramanlardır. Ufku ilk görenler de, gemiyi son terk edenler de onlardır. Hiç kimseyi borç altında bırakmadan, borçları ödenemeyecek olan yegâne şahsiyetlerdir.

 Ne Yapmalı!

Öncelikle öğretmen kendini alanı ile ilgili sürekli yenilemelidir. Yirmi yıllık bir öğretmenin değişen dünyaya ayak uydurmasının başka yolu yoktur. Mesleki yeterlilik öğrenci üzerindeki etkiyi arttıracaktır. Öğretmen okuma serüvenini asla yarı yolda bırakmamalıdır. Okumayı öğrencilerine salık veren bir öğretmenin okumamasının tesiri yok denecek kadar azdır. Sürekli bir arayış, düşünme yetisinin gelişmesini sağlayacaktır. Düşünen kişi, üretkendir.

Kafasını yastığa koyduğunda ne yapmalı sorusunu soran kişi, cevaba en yakın kimsedir. Düşünceleriyle ufuk açan, yol gösteren bir aydın olmalıdır öğretmen. Yaptıklarıyla örneklik teşkil eden bir münevver olmalıdır.

Yaptığı düşünce egzersizleri ile düşünmeyi öğretir talebelerine. Eleştirel bakmayı, bilgiye ulaşma yollarını, karşılaştığı sorunlarla nasıl baş edeceğini öğrenir öğretmeninden. Öğretmenin daha etkili bir şekilde çalışması için mutlaka öğrencisinin velisi ile iletişim içinde olması gerekir. Öğretmenlik sadece öğrencinin değil, velinin de bu suretçe eğitimini ve dönüşümünü sağlar. İyi niyet gören veli çocuğun okuması ile ilgili daha öz verili olur. Öğretmene ve dolayısı ile okula güven duyar. Öğretmen ve öğrenci arasındaki birçok sorun bu yolla ortadan kaldırılır. Okul- aile işbirliği, toplantı, seminer gibi çalışmalardan ziyade direk öğretmen aracılığıyla olursa daha etkili olur. Veli ziyaretleri, mini veli toplantıları ele geçmez fırsatlar doğurabilir.

Eğitimin en önemli sacayağı öğrencilerdir. Direk etkilenen, üzerinde çalışılan, istendik değişimi gerçekleştirmek istediğimiz kişidir öğrenci. Dolayısıyla öğretmen- öğrenci ilişkisi başarılı olmanın yegâne anahtarıdır. Mesleki birikim olarak yeterli görülmeyen birçok öğretmenin öğrenci ilişkilerinde iyi olmalarından kaynaklı daha etkili olduğunu görülmüştür.

Sınıf öğretmenleri bu ilişkiyi sevgi temelinde oluşturmaya çalışırlar. Öğretmeni seven bir öğrenci, onun söylediklerini yapmak için daha heveslidir. Aradaki sevgi gücü çocuğun kahraman olarak öğretmeni görmesini sağlar çoğu zaman.

Öğretmenin sevgisini kaybetmemek ya da bilinçsizce sevginin gücü ile söylenenleri önce ve en güzel şekilde yapmaya çalışır öğrencimiz. Sesleri ve rakamları öğrettiği gibi ilmek ilmek, nakış nakış işlemelidir değerleri öğretmen. Bir sesi öğrendiğinde öğrencimiz için gösterdiğimiz hayranlığı, davranış geliştirdiğinde de göstermeliyiz.

Batının yapmış olduğu filmlerde çok ince dokunuşlar vardır. Filmin bir yerinde rahip, kilise gibi çoğu zaman bizim dikkat etmediğimiz figürlere yer verilir. Öğretmen de bu tip ince dokunuşlarla fark yaratabilir. Davranış kalıplarının çoğunun bu dönemlerde geliştirildiğini düşündüğümüzde, işin sadece okuma yazmadan ibaret olmadığını daha iyi görürüz. Var olan şu yanlıştan derhal dönülmelidir. Ahlaki sorunları olan çocuğu pek sıkıntı olarak görmezken, okumaya geçemeyen bir öğrencinin başarısızlık olarak görülmesi yanlışı düzeltilmelidir. Gerekçe olarak denetlemelerde geçer not almanın yolu olarak gösterilse dahi Allah’ın denetlemesinde geçer not alınamayacaktır. Buna teki gösteren veliler doğru enformasyon ile ikna edilmelidir.

Ortaokul seviyesinde gençliğe yeni adım atmaya hazırlanan öğrencilerimiz ile öğretmenler sevgiden ziyade saygı esaslı bir ilişki geliştirirler. Bir kısım farklılıklarının yeni farkına varan ve bunları kabullenebilme ile ilgili mücadele veren bu gençlerimizden beklediğimiz saygının yanı sıra aynı saygıyı göstermeliyiz. Ergenlik süreciyle ilgili her öğretmen kendini geliştirmelidir. İlkokuldaki çocuğumuz gitmiş, yerine daha hırçın bir genç gelmiştir. Birçok çocuğumuzu bu aşamada kaybediyoruz maalesef. Çocuk fark edilmek, saygı duyulmak, karşı cinse ilgi duymak isteyecektir bu yaşlarda. Ergenlik dönemini en az sarsıntı ile geçirmenin en iyi yollarından bir tanesi çocukların arkadaş çevrelerinden çok, aileleriyle vakit geçirmelerinin sağlanmasıdır. Öğretmenler olarak bu özelliklerinin bilinip, kendileri ile inatlaşmaya gitmeden çözüm yollarının aranması gerekir. Bu dönemi daha verimli atlatmasının diğer bir yönü de okuma alışkanlığını arkadaş edinmesinin sağlanmasıdır.

Lise öğrencileri kendini gerçekleştirmiş bireyler olarak görülmek isterler. Öğretmenler sevgi ve saygı gibi basit duygusal ilişkilerden öteye geçmek zorundadırlar. Arkadaşlık isterler çoğu zaman. Samimiyet ve fedakârlıklarınız çoğunun hayatını kurtarmakta öncelikli unsurlardır. Ders dışı zamanlarda beraber vakit geçirildiği oranda sizi örnek alacaklardır. Kendisine güvendiğinizi hissetmek ister.

Takdir edilmekten ziyade sizi etkilemek isterler. Siz saygın bir birey olarak onu topluma kazandırma peşinde koşarken, genç daha farklı şeyler peşinde koşabilir. Okuma alışkanlığını devam ettirmek veya oluşturmak çok önemlidir. Bu yaşlardaki gençlerimize düşünme egzersizleri yaptırmalı ve düşüncelerine değer verdiğimizi göstermeliyiz. Ortak zamanlar ayarlanmalı ders dışında da beraber vakit geçirilmelidir. Futbol maçları, masa tenisi, piknik, film izleme, yöresel gece oturmaları gibi öğrenciler ve öğretmenlerle geçirilen ortak zamanlar gençlerin normal hayatta da rol model olarak sizi benimsemelerini sağlayacaktır.

Unutulmamalıdır ki hayat boşluk kabul etmez. Bizim boş bıraktığımız alanları kötü niyetli birileri dolduracaktır. Kendimize hobi alanı olarak ayırdığımız zaman dilimi kadar bu gençlerimize zaman ayırmalıyız. Keşkelerin geri dönüşümü olmuyor. Hiçbir şey için geç olmadan geleceğimize zaman ayırmalıyız.

 

Bu yazı toplam 786 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.