Bilge Kral ve Eğitim / Köşe Yazısı - Mehmet EKEN

16.1.2017 20:32:44
Mehmet EKEN

Mehmet EKEN

 Bilge Kral ve Eğitim

Aliya’nın eğitim felsefesi belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu dünya görü-şü belli değerler çerçevesinde oluşur. Bu değerlerin odağında insan vardır. Farklılıkların bol olduğu bir ortamda farklılıkları birer tezat veya çatışma nedeni olarak görmemiş oluşturduğu dünya görüşü tezatsız bir bütün hayatında ortaya koymuştur. Mevlana’nın pergel metaforu gibi bir ayağı İslami değerlerde diğer ayağı Batı veya başka medeniyetlerde olacak şekilde güzellikleri bulmaya çalışmıştır. Dünyaya bakış açısını İslam temel çizgisinden ayrılmadan geliştirebildikçe geliştirmiştir. Çatışmalara giren insanlar aslında ilk çatışmayı kendi içinde yaşamışlardır. Aliya çatışmaların merkezinde bir insan olmasına rağmen çatışmaları bitirmek için her zaman çaba içinde olmuştur.

Onun eğitimden kastı sadece “bilgi nasıl öğrenilir, nasıl okul yapılır” değil hayatı, yaşamayı, eylemi ve yaşamak için mücadele etmeyi anlatır. Eğitimin en önemli görevi değerleri olan bireyleri hayata hazırlamak toplum ihtiyaçlarını karşılamaktır. Yetişmiş birey toplum için en gerekli ihtiyaçtır. Bu yönüyle eğitim, toplumun temeli olarak ortaya çıkar. Öncelikle ailede, daha sonra okulda gerçekleşir. Bu açıdan önce ahlak ve değer, ikinci olarak da bilim ve teknik eğitimidir. Camilerin de eğitim amaçlı kullanılabileceğini belirtmiştir. Eğitime yatırım yapmadan yapılan bütün yatırımların eksik ve sonuçsuz kalacaktır. Aliya İslam Deklarasyonu’nda şöyle der: “İslam dünyasının şu an bulunduğu aşağı durumdan hızlı bir şekilde kurtulması için birlik ve beraberliğin yanında, öğretim ikinci ve en önemli etkendir.  

Müslüman ülkeler yeteri kadar sermayeye sahip değiller ve öyleyse var olan sermayelerini her şeyden verimli olan öğretime yatırmalıdırlar(sh. 59).”

Aliya’nın eğitim anlayışı uygulamasında ister ailede isterse okulda olsun somut eğitim pratiklerine dayanır, şekilci, ezberci, zihni fesada uğratan insanın iç âleminin gelişmesine katkı sunmayan, köleleştirici bir eğitim anlayışı onun ortadan kaldırmak için mücadele ettiği eğitim anlayışıdır. Yani eğitim insanın fıtratını ortaya çıkarmalı insanı özgürleştirmelidir. Aliya “İnsan bütün bilimlerin söylediklerinden daha fazladır(Doğu batı arasında islam 37).” sözü ile bilim ayrı dallara ayrılsa da bir birleşme noktasının insan olması gerektiği aynı zaman ilahiyat bilgileri ile birleşerek ancak bir olan Allah’ın bizden istediği hayat imtihanını işaret etmesi gerekir. İlim ve fennin esas görevi olan insanın Allah’a kulluğuna yardımcı olması boyutunun unutulmaması gerekir.  

Eğitimin doğası ile insan doğası birbirine paralellik gösterir. İnsan çevresinden etkilenen ve aynı zamanda çevresini etkileyen bir yapıdadır. Eğitiminde aynı şekilde şartları belirlenen bir süreç olmasına rağmen dönütlerinin toplumu değiştirmesi ve dönüştürmesi gerekir toplumun da buna açık olması gerekir, işte bu şekildeki eğitim toplumu dikkate alan ve toplumun dikkate aldığı bir anlayış olur. Uygulamaya ve yaşama dönük olur. Eğitim bir süreçtir. İnsan değişimi ve dönüşümü de bir süreçtir. Eğitim ve bilgi inanılan ve yaşanılan bir forma dönüşür. Ancak bu şekilde eğitimli insanlar kitap yüklü merkep olmazlar. 

Aliya’nın eğitim anlayışı daha çok İslam kültürünün kendine özgü sorunları, konuları ve kavramları üzerinde şekillenir. Onun gündeminde bir soru vardır: İslam kültürü, Müslüman toplumlar, içine düştükleri bu çöküşten, uyanışı nasıl gerçekleştirecektir? Günümüz dünyasında İslam’ın bir yeri ve iddiası olabilir mi? Bir diriliş hamlesi ortaya koyabilecek midir? Sorunlardan bir tanesi de okuma ile anlama ve sorgulamanın birbirinden ayrılmasıdır. Kurandaki ilk emir olan “oku” nun sadece kıraat boyutu ile ele alınması diğer yanlışlardan bir tanesidir. “Kur’an-Kerim’in nasıl okunması gerektiği hususunda geniş ve itinalı bilimler ürettiler. Nihayetinde, Kur’an-ı Kerim’i anlaşılan bir manası ve içeriği olmaksızın çıplak bir ses haline getirdiler(İslam Deklarasyonu).”Bu tutumun zihin üzerinde oluşturduğu bozucu etki çok fazladır. Anlamadığına inanmak şeklinde ortaya çıkan dindarlık, kıraati ve huşu içinde dinleme, dinlerken hüzünlenme ve mistik coşkunluğa kapılma şeklinde kendini göstermiştir. Giderek kutsal metnin sihir büyü şifa niyetine okunması şeklindeki uygulamaları da ortaya çıkmıştır. Oysa kitap öncelikle anlaşılması gereken bir hayat öğretisi, bir yaşam bildirisidir. İşte burada Müslüman halkların gerilemeleri ve kudretsizliğinin ilk ve en önemli sebebi bulunur.  

Evrensel değeri olan bir diğer sebep ise en geniş manada eğitim daha doğrusu terbiye sistemidir(İslam Deklarasyonu 33).  Müminin kutsal metinle ilişkisi canlı bir diyalogdur. Allah’ın kendisi ile konuştuğunu, her bir ayeti bizzat kendisine söylediğini hisseder. Anlama yalnız teorik içerikli değildir, pratik içerikleri vardır. Kişi bir teoriyi, bir bilgiyi anlar; onu hayata dönüştürmek, pratiğe aktarmak, yaşama kültürü haline getirmek bunun toplumsal ifadesi erdemli yaşamdır. Biçimsel bağlanışlar korku ve itaat ya da taklit temelinde, özümsenmemiş, şahsiyet oluşturmamış bir bağlanıştır. Okumanın sınırlarının, tüm bilim, kültür, sanat ve düşünce alanlarına kuşatacak şekilde genişletilmesi gerekir. Ayetleri okuyan cahil toplum her biri birer yıldız olan sahabe toplumuna dönüşürken Ayetlerle doğan her gün okuyan bir toplum onların mirasına yeterince sahip çıkamayıp sıkıntı ve sorun bol bir toplum olmuşsa ve ayetler çağlar üstü ise yani etkilerini hiçbir zaman kaybetmiyorsa bu okuma biçimimizden anlama biçimimizden yorumlama biçimimizden ve o ayetleri hayata aktarma biçimimizden kaynaklanıyordur. Bütüncül, kapsayıcı okuma biçiminin ortaya çıkabilmesi için canlı bir tefekkür geleneğinin olması gerekir. Tefekkür en önemli aksiyondur.  

Eğitim öğretim ahlak ve kişilik eğitimi bir arada bulunmalıdır. Aliya sınıf ve cinsiyet ayrımı gözetmez; toplumun bütün çocukları, hangi sınıftan olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun yeteneklerine göre eğitim öğretimden yararlanmalıdır. Eğitim; bireyi yetiştirecek, toplumu bir araya getirecek, kültürü kuracak, zihni oluşturacak giderek insanlığı ve uygarlığı geliştirecek biricik çıkış yolu olarak ortaya çıkar. Bu eğitim, bireyi, toplumu, İslam dünyasını ve giderek insanlığı bütünleştirecek; insanı insana insanı topluma insanı varlığa bağlayacak bir eğitimdir. Aliya, eğitim uygarlığın bir ürünüdür, derken bir eğitim anlayışına işaret eder(Doğu Batı Arasında İslam:88). İslam kültürünün temel eğitim dinamiğini eğitim öğretimin oluşturması gerekirken, bu dinamik yeterince çalıştırılmamış ya da yanlış yönde çalıştırılmıştır. Oysa eğitim çıkış yoludur; öncelikli sorundur. “Verilere bakarak söyleyebilir ki bugün İslam dünyasında nitelik ve nicelik bakımından en acil değişim isteyen kurum öğretim kurumudur(İslam Deklarasyonu 59).”

Aliya Müslüman öğrencilere yönelik kasıtlı olarak yapılan bir uygulamanın sonucu olarak ilkokul öğretmenlerinin tamamının Sırp asıllı oldukları görülür. Aliya küçük yaşlarda baş ağrısı gibi kitap okuma nöbetlerine tutulur. Üç dört ay aralıksız kitap okuyup üç dört ay kitap okumadan geçirirmiş. Dostoyevski, Tolstoy külliyatını bu şekilde tamamlanır. Kant’ın tüm eserlerini okur. Zihin dünyası informal olarak Mevdudi, Seyyit Kutup, Fazlurrahman’ın, Kant, Hegel, Spegler gibi düşünürler etrafında şekillenmiştir. 

Eğitim modernleşirken, batılılaşırken, bir reform anlayışı içinde dönüşürken öz değerlere bağlı kalma sorumluluğu vardır. Buna göre eğitim, karakteri oluşturan ve yok olmamasını önleyen bir değerdir. Eğitim zemininde başlayan yabancılaşma sorunu yeni eğitim vasıtasıyla önlenmelidir. Bunun için iyi bir terbiye, eğitim öğretim faaliyeti olmalıdır. Bunun anlamı aileden başlayan bir eğitimdir. Şahsiyet oluşturucu bir eğitimdir, kişinin özgürlüğünü ve kişiliğini geliştirici bir eğitimdir. Taklitçi ölü bilgilerin ezberden okunduğu bir eğitim değil, yaratıcı ve eleştirel zihni oluşturacak, geliştirecek, özgür zihinlerin ortaya çıkmasına yönelik bir eğitimdir; bu eğitim oluşturulmalıdır. Köleleştirici, sindirici, baskılayıcı, yabancılaştırıcı bir eğitim değil. Aliya bu eğitime “insani okul” adını verir(Doğu Batı Arasında İslam 94). 

Eğitimde bozulmanın en yalın ifadesi zihnin kendi kendini üretmemesi, giderek yabancılaşma ve fesada uğramasıdır. Aliya “yanlış eğitim” eğitim derken bu bozulmaya işaret eder. Aldıkları eğitimle kendi değerlerine yabancılaşan aydınların dışavurum biçimlerinden biri de kimliksizleşme, kendi kültürlerine karşı yadsıyıcı ve küçümseyici bir tutum içine girmeleridir. Bu onların aldığı yanlış ve yabancılaştırıcı eğitimin dışavurumlarından biridir. Eğitim faaliyeti, kültürün, uygarlığın ve geleneğin şimdi ve burada yeni kuşakların şahsında üretilmesidir. Bu bir bilgi konusu, bir ezber konusu, bir sınav konusu değil, bir varoluş konusudur. 

Aliya kendisini “Dünyaların kesişme noktasında yaşayan, aynı anda her ikisine de aidiyet hisseden; akıl ve düşünce olarak batılı, ruh ve duygu olarak doğulu bir halkın ferdi olarak tanımlar. Aliya farklılıkları köprüler olarak görmüştür. Eğitimden Aliya ne anlıyor? Tam olarak gelişmiş insan şahsiyeti mi yoksa son derece profesyonel ihtisaslaşmış bir sanayi işçisi yetiştirmek midir? Bunu anlamak için savaş yıllarında Bosna’ya bakmak lazım savaş yılları boyunca eğitim aralıksız devam etmiştir. “Eğer eğitimde başarısız olmazlarsa başarısız olacağı başka saha olmadığını düşünmektedir(İzzetbegoviç,59).”  

Bu yazı toplam 2052 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.