ŞARK'IN DEHASI BATI'NIN AVİCENNA'SI: İBNİ SİNA / Köşe Yazısı - Fuat YILANCI

17.6.2018 18:41:45
Fuat YILANCI

Fuat YILANCI

ŞARK'IN DEHASI BATI'NIN AVİCENNA'SI: İBNİ SİNA

57 yıllık kısa bir ömre 200'e yakın eser sığdıran bir dehayı günlerce anlatsak yine de bitiremeyiz desek abartmış olmayız. Tabi böyle bir dehanın ortaya çıkmasını sağlayan koşullar nelerdir diye baktığımızda karşımıza birden fazla neden çıkmaktadır. Bu nedenlerin başında ilmi münakaşaların yapıldığı bir ortamda büyümesi, anne ve babasının aynı zamanda iyi bir öğretmen olması, merak duygusunun yüksek olması ve genel olarak İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaların yoğun yapıldığı ve ilmi konularda zengin bir sosyal çevrenin olması gelmektedir.  Ayrıca İslam dünyasının bu dönemde bilimsel ve kültürel faaliyetler konusunda dışarıya açık olması, Doğu-Batı sentezini yakalayacak bir ortamın bulunması da etkili olmuştur.

Bu çalışmamızın amacı düşünce mirasımıza iz bırakmış Aristo ve Farabi'den sonra III. öğretmen yani 'Muallim-i Salis' şerefine nail olmuş böyle bir dehayı günümüzde nasıl anlamamız gerektiğidir. Kendimize değer katma adına İbni Sina'dan nasıl faydalanabiliriz sorusu üzerinde durmamız gerektiği de aşikârdır.

İbni Sina'nın felsefesine geçmeden önce onun düşünce sisteminin kaynağını oluşturan yapıdan biraz bahsetmek gerekir. "İbni Sina'nın düşünce sistemini besleyen kaynakların başında genel anlamda İslam dini özelde ise bu dinin en temel iki kaynağı olan Kuran ve Sünnet gelmektedir. İbni Sina'nın yararlandığı başka bir kaynak da Aristo'nun yanı sıra özellikle ''Sudur nazariyesi'' dikkatte alındığında Yeni Eflatuncu öğeler de dikkat çeker.  Onun düşünce sistemini besleyen kaynaklara baktığımızda farklı ekolleri uzlaştırmak; onları bir araya getirmek ve kendine özgü bir terkip oluşturmasını hedefleyen sentezci ve eklektik bir düşünce sistemi olduğunu söyleyebiliriz.(DİB yay. Eş Şeyhur Reis. s35) Fazlur Rahman bu konuda İbni Sina için şu benzetmeyi yapar: "Çok çeşitli iplikleri bir araya getirerek onları dokuyup kendine özgü örgülerden oluşan bir sistem kurmaya çalışan bir bilgedir." (DİB yay. Eş Şeyhur Reis. s36)

Onun düşüncesini besleyen önemli başka kaynak ise Aristo ve Yunan felsefesi mirasıdır. "Özellikle Aristo felsefesine diğer adıyla 'Meşai' geleneğine bağlı kalmıştır. Bilindiği üzere büyük Yunan filozofu Aristo derslerini gezerek verdiği için onun izini takip edenlere Batıda 'yürüyen' manasına gelen 'peripatetik' olarak adlandırılmıştır. Aristo Düşüncesinin İslam dünyasındaki takipçileri olan Farabi ve İbni Sina gibi düşünürler de Arapça'da  'yürüyenler' manasına gelen 'Meşai' lakabıyla anılmışlardır. Ancak temelde Meşai geleneğine bağlı olmakla birlikte bu geleneğin kuru bir takipçisi değildir."(Dib. Yay, S 36)

"Aristoteles'e çok şey borçlu olmakla birlikte, özellikle epistemoloji ve metafiziğinde Yeni Platoncu öğretileri benimseyen İbni Sina'nın en büyük başarısı Aristoteles felsefesi ile Platonik felsefesinin kusursuz bir sentezini oluşturmuş olmasından kaynaklanır.  Çok sayıda eser kaleme alan İbni Sina, en önemli eserleri arasında, Fizik ve metafizik konusuyla ilgili Kitabüş Şifa; Tıp konusunda Kanun fit tıp; Psikoloji ile ilgili Kitab'un Nefis, Felsefe konusunda ise el Necat'tır.(Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci,S520)

Yazdığı bu eserler sayesinde Ortaçağda skolastik düşüncenin yıkılmasına etki eden ve Batıda çığır açmasıyla 'Avicenna' olarak tanınan İbni Sina, İslam dünyasında Gazali tarafından bazı meselelerde özellikle fizik ve metafizik konusunda büyük tartışmalar yaratması ve bu meseleler yüzünden 'Tehafüt ül Felasife'de "Gazâlî’nin filozoflara karşı öne sürdüğü tekfir suçlaması ile ilgili çeşitli tartışmalar olmakla birlikte, mevcut tartışmaların ulaştığı ortak kanaat; Gazâlî’nin dönemin siyasi yapısından etkilenerek filozofları, küfür ile itham etmesidir. Küfürle suçlanmasıyla dönemin siyasi koşulları göz önüne alındığında İbni Sina İslam dünyasında gereken önemi görmemiş ve felsefesi yanlış anlaşılmamıştır.

 

(Örneğin Batıda Platon kendi adına günümüz Üniversitenin temeli olarak da bilinen bir Academia’yı kurması aynı şekilde Aristo'nun günümüzün lisesinin temelini oluşturan liseum u kurması ancak aynı durumu doğu da görmemekteyiz. Bu da bilim adamlarımızın saray ın ve siyasi koşulların gölgesinde kaldığı görmekteyiz.)

İbni Sina ve Felsefe

Felsefe ve hikmeti eş anlamlı terimler olarak kullanan İbni Sina'ya göre en genel anlamıyla felsefe " İnsanın, eşyanın veyahut bütün var olanların hakikatine vakıf olmak suretiyle yetkinleşmesidir yani kemale ermesidir."  Dini ise "birey, aile ve toplumun dünyevi ve uhrevi saadeti için bir temel ihtiyaç olarak kabul etmiş ve nübüvvet kurumunu zorunlu görmüştür. Felsefi ilimlerin sonuçlarıyla dini naslarda yer alan verileri çağının felsefi ve bilimsel anlayışı çerçevesinde uzlaştırmaya çalışmıştır. Her iki disiplinin arasında konuları ve yöneldikleri temel hedefler açısından herhangi bir çatışma ve çelişki görmemiş, felsefe ile dinin akıl ile naklin birbirini tamamladıklarını düşünmüştür."

"Gazali'nin iddia ettiğinin aksine filozoflar dine meydan okuyan, kutsalı tahkir ve tezyif eden hiçbir ifadeyi eserlerinde kullanılmamışlardır. Bilakis İbni Sina, filozofların yemini anlamına gelen 'Risaletül Ahd' isimli eserinde on altı ilke belirleyerek her bir filozofun bu ilkelere kesinlikle bağlı kalacaklarına dair Allaha yemin etmeleri gerektiğini söyler."(DİB S.154)

 

İbni Sina'ya göre Felsefe ve dinin özü 'hikmet' arayışı içinde olmasıdır. Burada önemli olan "İbni Sina'ya göre bizim hikmetten ne anladığımızdır? Ona göre hikmet, sadece kelam yada tasavvufi ilimlerle uğraşma alanı değil aynı zamanda bilim ve felsefenin uğraş alanı da olmalıdır. Ancak Gazali' den sonra hikmet daha çok içsel bir derunileşme, manevi arınma  ve manevi yücelme olarak ön plana çıkmaya başlar. Hikmetin tasavvufi boyutu ön plana çıkmasıyla beraber pozitif bilimlere olan ilgi ve önem azalmaya başlar. (Pozitif bilimlerindeki gerilemeyi sadece tek bir nedene bağlamak doğru değil ancak önemli bir etkendir)

 

İbni Sina iyi bir hekimdir ancak iyi bir hâkimdir aynı zamanda. Felsefeye, Matematiğe, Fiziğe Metafiziğe ve Mantık konularına son derece hakim olmuş bir bilgedir. Onun bu "hâkimiyet alanındaki çok yönlülüğü aynı zamanda kendisinden sonra da derin fikir ayrılıkların ortaya çıkartan bir düşünür kılmaktadır."

 

Varlık ve Metafizik Anlayışı

 

"Farabi gibi daha önceki İslam filozoflarında olduğu gibi İbni Sina’nın varlık teorisi de 'Sudur' nazariyesine dayanır."  Sudur, doğmak meydana çıkmak, sadır olmak zuhur etmek anlamında mastar olan sudur kelimesi felsefe terimi olarak kâinatın meydana gelişini yorumlamak üzere tasarlanan, yoktan ve hiçten yaratma inancından farklı olduğu ileri sürülen felsefi terimdir. İbni Sina varlıkların temelini oluştururken varlıkları hiyerarşik bir yapı içerisinde zorunlu varlığa doğru sıralar. Ona göre Zorunlu varlık en tepede yer alan varlıktır."Ahmet Cevizci) Zorunlu varlık sebebi olmayan diğer bütün varlıkların sebebidir. Var olması zorunludur. diğer bütün varlıklar mümkün varlıklardır. "İbni Sina göre, var olanların Tanrıdan türemesi onun bilgisiyle, kendi özünü bilmesiyle alakalıdır. Zorunlu varlığın kendini bilmesi aslında yaratmanın başlangıcıdır."( Ahmet Cevizci) ( Buradan hareketle yaratmanın başlangıcını aşk ile olduğunu söyleyebiliriz)

           

"İbn Sînâ’ya göre Allah, sudurun içinde bir varlık değildir. Suduru, varlıkların kaynağı- nın İlk İlke olan Allah’a dayanmasını öngörür. Gazâlî’nin Tehafüt’ü bağlamında, genelde filozofları, özelde ise Farabi ve İbn Sînâ’yı küfür ile itham ettiği üç mesele tamda buradan başlamaktadır. Gazâlî, sudur teorisinden yola çıkarak İbn Sînâ’nın; Allah ile âlemi aynı süreçteki iki ezeli olarak değerlendirildiğini iddia etmiştir.. Oysa İbn Sînâ Allah’ı her türlü varlıkla eşdeğer kılmaktan tenzih etmiştir."

"Sudur teorisi, Allah’ın âlemi, nasıl yarattığını açıklamaya değil, âlemdeki çokluğun Allah’tan nasıl var olduğunu açıklamaya yönelik bir teoridir"der İbni Sina.

İbni Sina'nın metafiziği ile varlık anlayışı bir bütünlük arz eder. (Aslında bu bütün felsefesi için geçerlidir.) Metafizik konusunda şunu söyler:

"Aristo'nun metafizik kitabını kırk defa okudum ama bir türlü anlayamadım. Ne zaman ki bir gün sahaflar çarşısında tesadüfen bir satıcıdan Farabi'nin 'Ağrazı Kitabı Mabadet Tabiat'adlı kitabını alıp okudum ve zihnimdeki metafizik sorularına cevap buldum bundan dolayı şükür namazı kıldım" der.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi evrendeki varlıklar mümkün varlıklardır. Mümkün varlıklar hiyerarşik bir yapı içerisinde var olurlar ve var olmaları zorunlu varlığa bağlıdırlar. "Bütün varlıkların var olması için bir sebep vardır ve sebepler silsilesi “Vacibu’l Vücud”a kadar gider." (Kelamcılar tam da bu konuda İbni sina yı eleştirirler.)

"Sonuç olarak İbn Sînâ ontolojisinde, Zorunlu Varlık kadimdir. Varlığı âleme takaddüm etmektedir. Varlığı mantıksal olarak O’nun varlığından sonra geldiğine göre âlem, varlığı bakımından kadim değildir. Eğer İbn Sînâ âlemin kadim olması iddiasında bulunmuş olsaydı, kendi ontolojisi ile çelişkiye düşmüş olurdu." İbn Sînâ’ya göre âlemin kendine göre bir başlangıcı vardır. Bu durumun izahı İbn Sînâ tarafından Danişname’de şu şekilde verilmiştir: “Varlığı mümkün olan mevcudun varlığı başka bir şey iledir. Sonradan meydana gelme işte budur. Aynı şekilde diğer nedenler Zorunlu Varlık’ta son bulur. Zorunlu Varlık birdir. Bu durumda diyebiliriz ki, âlemin âleme benzemeyen bir başlangıcı vardır. Âlemin varlığı O’ndandır. O’nun varlığı zorunludur. O’nun varlığı kendindendir. Daha doğrusu o, gerçekte salt varlıktır. Her şeyin varlığı O’ndandır." Aristo da Tanrı sadece muharriki evveldir ve evrenle ilişkisi edilgendir. Hâlbuki İbni Sina da muharrikki evvel olduğu gibi aynı zamanda evrenle ilişki de etkendir yani her zaman yaratmadadır. ( Günümüzün deizm tartışması)

Tabi bütün bu önemli tartışmalar Onun Tıbın gölgesinde kalmıştır. Bu konuda el Kanun fıt Tıp adlı eseri bütün çalışmaları gölgede bırakacak kadar önemli bir yere sahiptir.

İbni Sina ve Tıp

İbni Sina deyince ilk akla gelen eser ve onun ismiyle özdeşleşen eseri 'el Kanun fıt Tıp'tır. İslam tıp tarihinin en büyük eseridir. Bu eser sadece İslam dünyasında değil, Avrupa'da da önemli bir yere sahiptir. 17. yy kadar Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuş ve hatta bu kitabı okumadan icazet alınmazmış. Ünlü Alman hekim Max Meyerhof. el Kanun fıt Tıp, "Avrupa'da 15 ve 16 yy.da 36 defa basıldığını söyler. İlk Türkçe çevirisi 1760 yılında Tokatlı Hekim Mustafa Efendi tarafından yapılmıştır." İbni Sina, bu eserin yazarken Batıda Hipokrat ve Galen; Doğu da ise Hint tıbbından istifade de etmiştir. İbni Sina dan bir asır sonra yaşayan Nizami, el Kanun'un önemini şöyle anlatır: "Hipokrat ve Galen sağ olsalardı bu kitabın önünde secde etmeleri gerekirdi" R. Bacon ise "İlahi hikmet, İbranilerle başlamış, oradan Yunanlılara, oradan da İbni Sina öncülüğünde Araplara geçmiştir." der. Onun tesiri Thomas Aquinas, Albert Magnus ve modern felsefenin kurucu sayılan Descartes ve Spinoza üzerinde son derece önemli etkiler bırakmıştır.

el Kanun fıt Tıp' tan bazı kesitler vermek gerekirse:

Hastalıkların teşhisinde dört unsurdan bahseder( Kan, Balgam, Safra ve Sevda) Bu dört unsur mizacı da etkiler. Bu dört unsur arasındaki uyumsuzluk hastalık sebebidir.

Aynı kişiye aynı hastalığa farklı mevsimlerde farklı ilaçlar verilebiliyor.

Kara sevda hastalığın mucididir.(Prens in hikayesi).

İlk defa mikroptan ve şarbon hastalığından bahsetmiş.

Ameliyatlarda ilk defa uyuşturucu kullanmış.

Mide rahatsızlığı için ay da bir defa kusmanın iyi olacağından bahsetmiştir.

800 e yakın ilaç tespit edip kullanmıştır.

Fizik ve Astronomi

"Fizik ile ilgili olarak optik, fizyolojik optik ve dinamik konularına ilgi duyan İbni Sina, Fizikteki önemli konularından biri olan hareketin açıklamasında Aristo'ya karşı çıkarak Kasri Meyl (hareket etme isteği) kavramını ortaya atmıştır. Aristo'ya göre cisme hareket verildiğinde hareketin devamını sağlayan şey havadır. İbni Sina bunu kabul etmez. Eğer bir cisim herhangi bir engelle karşılaşmıyorsa onun hareketinin sürekli olduğunu söylemektedir ki bu daha sonra, Newton tarafından da aynı şekilde ifade edilen 'Birinci Newton Yasasıdır'dır."  Astronomi alanında yaptığı çalışmaların yanında uzunluk birimi için mikrometreyi, yükseklik ve açıları ölçmek için de Azimut kadranını bulmasıyla Astronomiye büyük katkı sağlamıştır.

Sonuç olarak, İbni Sina, farklı alanlardaki eserleri ve kendine özgü felsefi görüşleri ile asırlar boyunca hem Batı felsefesini hem de İslam felsefesini derinden etkilemiş bir filozoftur. Onun felsefesine baktığımızda İbni Sina sadece ansiklopedik bir bilge olarak değil aynı zamanda günümüze ışık tutabilecek kadar ileri görüşüşe sahip olduğunu belirtebiliriz.

İbni Sina felsefesinden hareketle günümüz açısından bilimsel çalışmaların tekrar canlanması için tartışmanın, sorgulamanın ve eleştirinin hayatımızın bir parçası olması gerektiğini ayrıca okulları dolaşıp iyi öğretmen bulmak yerine kendi çocuklarımızın öğretmeni olmak çocuklarımızı bu değerlerle yetiştirmek gelecek nesillerde İbni Sinaların çıkmasını sağlayacağını söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

1-Klasik İslam Filozofları ve düşünceleri, M.M. Şerif, İnsan yay.

2-Eş-Şeyhur Reis İbni Sina, Dib. yay.

3-Felsefe Tarihi, Ahmet Cevizci, Say yay

4-Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci, Paradigma yay.

5-Gazali üç meselesinde İbni Sina Kaşı ne kadar haklı, Ö.Faruk Erdoğan

 

 

Bu yazı toplam 299 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.