Hakikatin Peşinde Bir Düşünür: Meryem Cemile / Köşe Yazısı - Esma BOZKURT

6.10.2018 20:26:01
Esma BOZKURT

Esma BOZKURT

 Hakikatin Peşinde Bir Düşünür: Meryem Cemile

Meryem deyince akla Hz. Meryem gelir, Hanne gelir, İmran ailesi gelir. Adanmış ve ilahi hitaba mazhar olmuş bir aile… Bu hitap ile sonsuzluğa yazılır isimleri. Böylece yerleşir hafızalara, derinleşir yüreklerde.

Ancak biz burada ilahi hitabın muhatabı olan Hz. Meryem’i değilde yaşayışıyla, hayatıyla, adanmışlığıyla tarihin her safhasında kişiler değişse de davanın baki olduğunu, değişmeyeceğini gösteren bir Meryem’den bahsedeceğiz. Tevafukun güzeli de budur ya O da Meryem’di… Yani Margaret Marcus iken hür iradesiyle Meryem Cemile olan Meryem duruşlu Meryem…

Yahudi dini geleneğine sıkı sıkıya bağlı Amerika’nın New York eyaletinde lüks, şaşalı bir yaşam süren ailenin evladı olarak dünyaya gelir Margaret. Bu doğum, Mayıs 1934 yılına rastlar. Aile her ne kadar laik Amerikan sistemine ayak uydurmuş olsa da dindar sayılabilecek bir yapıdadır. Bu nedenle kızları Margaret Marcus’u (Meryem Cemile)henüz on yaşında iken Yahudi eğitim kurumlarına gönderirler. “İslam ve Çağdaş Öncüleri” kitabında ”Yahudilik ne demek?” sorusunu o zaman kendi kendine sorduğunu söyler. Sınıfındaki Hristiyan arkadaşların bir Paskalya zamanında kendisine “İsa’nın katili” demeleri üzerine aklına sorular takılır. İngilizceye çevirisi yapılmış bütün İbranice kitapları kendisinin deyimiyle yiyip bitiren Cemile, gerçek kişiliğini aramaya o yıllarda başlar.

Yetişme çağında genç bir kız olarak okula başladığı sıralarda, okulda geçirdiği vakit ona işkence, sürgün gibi gelir. Çünkü Meryem Cemile, zamanının çoğunu kütüphanede kitap okuyarak geçirmeyi daha çok seviyor, karşı cins, güzel elbiseler, sinema, içki, gezme-tozma onu pek ilgilendirmiyordu. Oysa Meryem Cemile; ”Bulunduğum yerde partilerde içki içenler hüsnü kabul görür, ailem bile içkiyi “hayatın en güzel nimetlerinden biri olarak görürlerdi. Bense o yaşlarda bile alkollü içkilere dokunmadım bile. Toplumun zevk aldığı şeylerin çok azı beni ilgilendirdiği için 8 yıllık ilk ve orta öğrenim boyunca kendi yaşımdan çok az arkadaşım oldu.” sözlerini aktarır. Bu cümleler daha çocuk diyebileceğimiz yaşlardaki Meryem olmayan Margaret Marcus’u anlamada önemli bir yere sahiptir.

17 yaşında yazmaya başlayan Meryem Cemile, Filistin konusunu da yakından takip ediyordu. Amerikan medyasında Filistinli mültecilerle ilgili çıkan haberlerle yakından ilgileniyordu. Yahudilerin Filistinlilerle olan mücadelesinde haksız olduklarını düşünüyordu. Hatta gündeme oturan ”İsrail güvenliğini sağlamak için Arap topraklarını zapt ve işgal gereklidir. Bizi bağlayan yegâne düstur Yahudi devletindeki Yahudi topluluğun bekasıdır” sözleri onun bu düşüncesini iyice pekiştirmiştir. Bir gün yine New York Times gazetesinde okuduğu bir haber Onun Filistin konusuna daha fazla eğilmesine vesile oldu. Daha sonra Filistinli mülteci Ahmed Halil ile tanışması onu derinden etkiledi. “Ahmed Halil: Filistinli bir mültecinin ve ailesinin hikâyesi” adında bir roman kaleme aldı.

Yakın dostlarına ve ailesine İsrail’in Filistinlilere yaptıklarının kabul edilemez olduğunu anlatıyordu.

19 yaşında, üniversitede okuduğu sıralarda farklı dinlere ilgi duymaya başladı. Kendi dini çevresinde yeterli manevi rehberliği bulamadığından, Yahudilik ile ilgili kafasındaki soru işaretleri farklı dinlere olan ilgisinin gittikçe artmasına neden oldu. Hatta cesur bir şekilde Yahudiliği eleştirip milliyetçi, ırkçı bir din olduğu tezini ileri sürerek şu tespitlerde bulunur: “Milliyetçik ile Yahudiliğin iç içe geçmesi bu dinin manevi cephesini yıkmıştır. Tanrı Yahova, insanlığın Tanrısı değildir, İsrail’in tanrısıdır. Yahudi’yi Yahudi yapan Tevhid inanışı ya da Allah’ın insan için emrettiği Şeriata tabi olmanın gereğine inanması değildir, Yahudi anne-babadan doğmuş olmasıdır. Kitap, Allah’ın bütün insanlığa vahyi değildir, Yahudilerin tarihini anlatır. Hz. Davud ve Hz. Süleyman, Allah’ın peygamberleri değiller, Yahudi krallarıdır. Yahudilerin kurtuluşu ahiret ile ilgili değildir. Filistin diyarında devlet olunması ile ilgilidir. Hz. İsa (as) ve Hz. Yahya reddedilmiş ve hakarete uğramış ve kâfir damgası yemişlerdir. Çünkü söyledikleri hikmetli sözler halkın milli hislerine hitap etmemiştir.” Bu araştırmaları neticesinde hak arayışında Yahudilik saf dışı kalmıştır.

1954 yılına kadar ateist olarak yaşamıştır. Çünkü o ana kadar araştırdığı dinlerden hiçbiri onun gönlünde yer edinmemiş, tatmin etmemişti. New York’ta üniversitede olduğu bu sıralarda hastalanır ve bu hastalığı sebebiyle 2 yıl okula ara vermek zorunda kalır. Hastalığı okumaya epey vakit ayırması için ona iyi bir fırsat olur. Araştırmalarını sürdürürken kendisine şifa olacak bu hastalığı esnasında İngiltereli Müslüman Muhammed Bitchol’ün İngilizce Kur’an-ı Kerim meali ile tanışır. Bu tanışma Onu çok etkiler ve İslam üzerine derin araştırmalar yapmaya yönlendirir. Bu esnada okuduğu Muhammed Esed’in “Mekke’ye Giden Yol” ve “Yolların Ayrılış Noktasında İslam” adlı kitapları da İslam’a yönelişinde büyük bir etkiye sahip olur.

Bu derin araştırmaları esnasında Amerika’da bulunan ve İngilizce’ye çevrilmiş tüm İslami eserleri elde edip okudu. Hakikate götüren ışığı gördüğünde bunun yolun sonu değil; bizzat yolun kendisi olduğunu gördü. Ram olduğu hakikat onu uzun bir sefere çıkardı. Ancak hakikatı anlayan cesur biri olarak Meryem Cemile, bu okumalarla yetinmeyerek Hakikatı dillendiren birilerine ihtiyaç duydu. İnternet ve cep telefonunun olmadığı bu dönemde, en iyi haberleşme aracı olan kâğıt kaleme sarılarak bir kısım Arap ve Pakistanlı gençlerle mektuplaşmaya başlar. Ancak yazıştığı bu gençlerde o dönemde hâkim olan “dinde modernizm” yani dinin esaslarını çağdaş düşüncelerin ışığında yeniden ele alma teşebbüsünü fark edince mektuplaşmayı keser. Çünkü İslam hakkında yaptığı araştırmalar, kafasında beliren İslam şablonu ile bu gençlerin söylemleri, yaşayışları uyuşmuyordu. Hatta “Modern Batı Felsefesine inanıyor, dinin ilkelerini onların istediği şekilde kırpmalar yapıyorlarsa neden İslam sıfatı taşıma gereğini duyuyorlar“ diye de sert bir şekilde eleştirip sorgular. Bu noktadan sonra mektuplaşmayı âlimlerle gerçekleştirmeye karar verir ve Seyyid Kutub’a yazar. O dönemde fikir suçlusu (!) olarak zindanda bulunan ve zindanın zor şartları içinde kendisine gerekli bilgileri veremeyeceği kanaatine varan Seyyid Kutup, Meryem Cemile’yi Mevdudi’ye yönlendirir. Tabi bu yöneliş, Meryem Cemile’nin hayatında dönüm noktası diyebileceğimiz epey önemli bir değişikliğe vesile olur.

Mevdudi ile mektuplaşmaları Margaret Marcus için bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu mektuplaşmalardan sonra her anlamda hayatı değişmiştir. Mevdudi’nin kendisini Pakistan’a davet etmesi üzerine Pakistan’a yerleşir. Kendisi bu durumu Timeturk sitesinde yayınlanan söyleşisinde şöyle anlatmaktadır: “Pakistan'a iki yıl boyunca mektuplaştığım Mevdudi'nin davetiyle yerleştim. Bana yeni İslam’ı seçmiş biri olarak manevi desteğin yanı sıra Pakistan'da kalıcı bir ev de verdi ve iyi bir eş bulmamda bana yardımcı oldu. Eşimin ailesiyle çok iyi ilişkilerimiz var.

Başka hiçbir yere gitmek istemedim, Amerika'da benim için hiçbir şey olmadığına ikna oldum.” (1)

Bu mektuplaşmalar döneminde Müslüman olan Marcus, adını Meryem Cemile olarak değiştirdi. Henüz Müslüman olmadan önce İslam düşüncesi ve milliyetçilik üzerine makaleler yazan Meryem Cemile, makalelerini Pakistan, Afrika ve İngiltere’deki dergilerde yayınlıyordu. İlk makalelerinde özellikle ulusçu-milliyetçi anlayışa ağır eleştiriler getiriyordu. Ali Abdürrazık, Halit Muhammed Halit, Taha Hüseyin, Ziya Gökalp ve Asaf Ali Feyzi gibi milliyetçi ve batı yanlısı düşünürlerin görüşlerini bu makalelerde eleştiriyordu.

Meryem Cemile’nin düşünce dünyasını tanımak için özellikle Mevdudi ile olan mektuplaşmalarının kesinlikle okunması gerekir. Tabi bu mektuplaşmaların onun hayatında önemli bir etkiye sahip olduğunu söyleriz ancak Meryem Cemile’nin Mevdudi ile olan mektuplaşmaları ile İslam’a girdiğini söylemek Meryem Cemile’ye haksızlık olacaktır. Çünkü 1954’te İslam ile ilgili araştırmaları başlar. Bu süreç içerisinde her ne kadar Müslüman olmamışsa da İslam’ı savunan birçok makale yazar.1960 yılına kadar artık birçok sorunu halletmiştir ve Mevdudi ile mektuplaşması 5 Aralık 1960 yılında başlar. Meryem Cemile’nin Mektuplaşmalar kitabının önsözündeki şu cümleleri okuduğumuzda durum daha net bir şekilde anlaşılır:”…Mevlana Mevdudi’nin beni İslam’a girmem için ikna etmesine o zaman pek de gerek yoktu. Çünkü zaten bende İslam’ı kabul etmenin eşiğinde idim ve onun bilgisi dışında da olsa en son adımı atmak üzere idim. Zaten onun herhangi bir etkisi olmaksızın edebiyatta ulaşmış olduğum noktada İslam’ı müdafaa sadedinde makaleler yazıyordum. Ve birbirimizi tanımazdan çok önceleri fikirlerimin temel hatları kafamda oluşmuştu. Yine de bu mektuplaşmanın sonucunda bilgi ve görüşlerim büyük ölçüde genişlerken, yazılarım da hem daha net, hem de çok daha kaliteli bir hale geldi…” (2)

Mektuplarından birinde Meryem Cemile, yine Mevdudi’ye İslam sıfatını taşıyıp da davranışları ve yaşayışları bakımından İslam’dan nasiplenmeyenlerin durumlarının analizini yaparken şunları söyler: ”Birkaç hafta önce Zaferullah Han, New York’taki camiimizde özel bir konferans vermek için geldi. Konferansa gitmeğe kararlıydım ama son anda içimden gelen bir sese kulak verip gitmedim. Çok iyi bildiğiniz gibi Zaferullah Han, Ahmediyye mezhebinin önde gelen liderlerinden birisidir. Bu mezhebin iki kolundan birisi olan Lahor’lular sanırım diğer gruptan daha tehlikelidirler. Çünkü öbür kol(Kadıyaniler)açık sözlü olup Mirza Gulam Ahmed’in peygamber olduğunu, buna inanmayanın ise kâfir olduğunu söyleyip açıkça İslam çerçevesinin dışına çıkıyorlar. Öbür taraftan Lahor Ahmediyyeleri ise onların aksine kendilerini en tavizsiz Müslümanlar gibi gösterirken, aynı zamanda kendi sapık inançlarını el altından yayarlar. Zaferullah Han da inancıma göre Lahor grubuna mensup. Kendisini samimi bir Müslüman olarak göstermeğe çalışmasına rağmen, bir Müslüman’ın cenaze namazında bulunmayı sırf imam Kadıyani mezhebinden olmadığı için reddederek gerçek rengini gösterdi…”

Mevdudi’nin bu mektuplara cevabı da bir o kadar güzel tesbitler içerir. Gerek Mevdudi’nin, gerek Meryem Cemile’nin mektuplaşmalarda ele aldıkları konulara bakılınca günümüzde hiçbir problemin yeni olmadığını, gerçek manada tekerrür ettiği görülecektir. Ayrıca bu mektupların sohbetten ziyade bir Hakk’ı anlama, ortaya koyma, berraklaştırma noktasında dava uğruna yazılmış bir mücadele içerikli olduğu müşahade edilir. En önemlisi yeni Müslüman olmuş ya da henüz Müslüman olmanın eşiğinde olan birinin bile fark edip, bizlerin yani Müslüman kimliğine sahip kimselerin yaptıkları hataları, çelişki dolu davranış ve ideolojileri gözler önüne serip eleştiriyor olması, ibret almamız, harekete geçmemiz açısından dikkat çekicidir. Bu nedenle bu eser başında da söylendiği gibi muhakkak okunmalıdır.

Eserleri

Meryem Cemile velut bir yazardı. Batı ile İslam Dünyası ilişkilerine yoğunlaşmış ve Batı Medeniyeti insani değerlerle bütünleşmediği için bu medeniyetin merkezi olan ABD’yi terk etmiştir. Bu sebeple kitaplarının büyük bir kısmının Batı-Doğu mukayeseleri üzerine yoğunlaşması kaçınılmaz olmuştur. İkinci tip kitapları ise İslami hareketler üzerinedir.

19’uncu yüzyıl İslami hareketleriyle ilgili bir keşkül/seçki yapmış ve üç hareketi  mercek altına almıştır. Three great Islamic movements in the Arab world of the recent past adlı eserinde Muhammed Bin Abdulvahhab, Sunusilik ve Sudan’daki Mehdi Hareketi’ni ele alır. Mevdudi, Hasan el Benna ve Bediüzzaman’la ilgili eserler de kaleme almıştır. Günümüzün üç büyük İslami cemaati üzerine eğilmiş ve bu alanda müstakil eserler yazar. Risale-i Nur üzerine incelemeleri ve bu esere hayranlığı çevresi tarafından dile getirilir. Bediüzzaman’la ilgili eserini görünen o ki Bediüzzaman’ın vefatından çok sonra kaleme almıştır. Kitabın ilk baskısı, 1976 tarihini taşıyor. A Great Islamic Movement In Turkey/Türkiye’de Büyük İslami Hareket kitabında Bediüzzaman ve Risale-i Nur hareketini ve bu hareketin anlayışını anlatır. 16 sayfa olan risale gerçekten de Bediüzzaman’ı ve gayretlerini özet ama derli toplu bir şekilde anlatmıştır.(3)

“Türkiye’deki Büyük İslami Hareket” başlıklı kitabında Hutbe-i Şamiye’de dile getirilen Müslümanların iç hastalıklarına temas ediyor ve ümmetin hastalıkları bağlamında istibdat ve egoizmi saydıktan sonra; Arap Türk Birliğinin, İslami Rönesans’ın ve İslam medeniyetinin yeniden parlamasının nüvesi olacağını ve İslam medeniyetinin Batı medeniyetinin yerini alacağını söylemiştir.

“İslam ve Oryantalizm” kitabını öğrencilere Avrupa'da, Müslümanların inançları ve tarih boyunca da bu inanç doğrultusunda yaptıkları şeyler hakkında oryantalistlerin yaptıklarını eleştirmek amacıyla yazmıştır: "İslâm'ı kabul ettikten sonra, çocukluğumdan beri çevremi sarmış olan (...) anti-İslami propaganda karşısında donup kaldım. Sonra, bu kötü niyetlerini ve önyargılarını korkmadan açığa vuran oryantalist yazarların kitaplarından bir demet ortaya çıkardım. İşte bu kitap, New York ve Lahor'da uzun yıllar yaptığım çalışmaların bir ürünüdür.

Cemile'ye göre, oryantalistlerin hakikati çarpıtma ve İslâm'ı tahkir etme sürecinde üzerinde en çok üzerinde durdukları konu, Hz. Muhammed'e hiçbir şeyin vahyedilmediği ve ona izafe edilen inanç sisteminin günümüz dünyasına yani modern dünyaya ters düştüğü için terk edilmesi gerektiğini vurgulamalarıdır. Bu bakımdan O, oryantalizmle modernizmi birbirinden ayırmaz. Oryantalizm hakkında şunları söyler: "Oryantalizm, İslam'ın objektif ve tarafsız bir incelemesi değildir. Çünkü oryantalistler, derin ve orijinal araştırma için gerekli ilmi geleneklere samimi bir şekilde bağlı kalmamışlardır. Fakat gençliğimizi inançlarına karşı isyan ettirmeye teşvik etmiş, İslâm tarihini ve kültürünü çağdışı olarak görerek tahkir etmişlerdir. Gaye şüphe ve fesat tohumları ekerek kemâle ermemiş insanlar arasında mümkün olduğu kadar İslâm'ın tutarsız olduğu fikrini yaymaktır."

Oryantalizm değerlendirmelerinde öne çıkardığı eleştirilerden biri, İkinci Dünya Savaşı sonrası oryantalistlerinin yazdığı kitapların çoğunun Müslümanların modernizasyonu beklentisini esas almış olmaları hakkındadır. İslam'ın çağdaş ve stratejik incelemesini içerme iddiasındaki bu çalışmalar Cemile'ye göre klasik oryantalizmin kalitesini düşürmüştür. İslam tarihi ve kültürünün temel kaynaklarını inceleyerek eserler ortaya koyan Alman oryantalistlerin aksine, günümüzdeki Amerikan oryantalistleri meseleleri, tamamen sosyolojik perspektiften ele almaktadır. Çünkü bu yeni oryantalistler genel olarak Arapça’ya vakıf olmadıklarından İslam'ın klasik kaynaklarına inceleyecek bir birikimden yoksundurlar. Bu yüzden Amerikalı oryantalistler daha çok Ortadoğunun modernizasyonu konusuyla ilgilenirler, bu doğrultuda makaleler yazarlar ve seminerler verirler. Emek, zaman ve gayret gerektiren yetkin çalışmalardan uzak olan oryantalizmin bu kolu Müslümanların kültürel tarihinin değerli eserlerini arka plana attıklarından basmakalıp düşünceleri tekrar etmenin ötesine geçememiştir. İslam ve Oryantalizm'i kaleme alınmasının üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen bazı noktalarda hâlâ güncel olduğunu ifade edelim. Malum, Ortadoğu ve modernlik konusu hâlâ gündemde. Yazılı metinlerin tanımlanmasında karşımıza çıkan güçlükler, bunların yorumlanması sürecinde karşılaşılan çapaklı anlatımlar oryantalistlerin sadece soyut bir düzlemde çalışmadıklarını gösterir. Meryem Cemile, İslam ve Oryantalizm kitabıyla, oryantalistlerin bazı eserlerinden hareketle dönemi için ayrıntılı sayılabilecek bir biçimde bunların gerçek yüzlerini ortaya çıkardığını söyleyebiliriz.(4)

Meryem Cemile’nin otuzun üzerinde eseri olduğu söylenmektedir. Bunların içerisine dergilerde yazdığı yazılar ve makaleler de eklenince dolu dolu bir yaşam-mücadele çıkar karşımıza. Türkçe’ye kazandırılan eserleri ise; Kendini Mahkûm eden Batı, İslam ve Çağdaş Öncüleri, Mevdudi ile Mektuplaşmalar, Oryantalizm ve Batı Uygarlığı ve İnsan’dır.

Rabbim, bizlere Meryem Cemile’nin hak arayışındaki sebatını, cesaretini, samimiyetini ve yeni Meryem şuurlu nesiller yetiştirmemizi nasip etsin. Vesselam…

Dipnotlar:

1-Söyleşinin tam metni için, http://www.timeturk.com/tr/2012/11/01/meryem-cemile-ile-roportaj.html

2-  Mevdudi ile Mektuplaşmalar, Meryem Cemile, Akabe, Ocak 1986, İstanbul,7

3- Kaynak: Meryem Cemile ve Bediüzzaman - Mustafa ÖZCAN

4-  http://www.dunyabulteni.net/haber/234191/meryem-cemileyi-hatirlamak-asim-oz

Bu yazı toplam 88 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.