Ehliyet, Liyakat ve Adalet / Köşe Yazısı - İsmet TANRIVERDİ

15.4.2018 08:50:46
İsmet TANRIVERDİ

İsmet TANRIVERDİ

Ehliyet, Liyakat ve Adalet

Toplumların sürekliliğini ve barışını koruyan en önemli değerlerden biri adalettir. Adalet iç barışın sigortasıdır. Adil bir toplumun varlığı için liyakat ve ehliyet gereklidir. Yöneticiler bu kriterlere göre seçildiğinde hem başarılı hem de çalışma huzuru sağlanır. Bu derece önemli olan adalet;  hak ve hukuka uygun olarak tüm kazanımları yasalara göre kullanmaktır. Adaleti sağlayan liyakat ve ehliyet ise bir kimsenin kendisine iş verilmeye uygunluğu, yaraşırlık durumu, layık ve yeterli olması olarak tanımlanabilir.

Dünyada ve ülkemizde adalet önemli bir problem olarak görülmektedir. Adaletsizliği getiren önemli bir neden liyakat ve ehliyete göre atama ve işe yerleştirmenin yapılmamasıdır. Adaletsizlik barikatı eşitliği, rekabeti ve verimliliği olumsuz etkiler. Toplum adaletle gelişir, değişir ve büyür. Adaleti kaybeden güveni kaybeder, güvenini kaybeden şeffaflığını ve yeteneklerini kaybeder. İşte o zaman karanlık güçler devreye girer. Kayırmacılık ve keyfi uygulama mekanizmaları çalışır. Bireylerin girişimciliğini, performansını ve moralini bozan kötü uygulamalar onarılmayacak sorunların kaynağını oluşturur. İnsan haklarını çiğneyenler, küçük hesaplarla üretmekten çok çalışma isteğini kırar.  Böylece işler raydan çıkar.

“Bireysel ve toplumsal hayatta huzurun, güvenliğin, eşitlik ve özgürlüğün adaletle sıkı bir ilişkisinin olduğu görülür. Hatta huzurun bileşenleri olan güvenlik, eşitlik ve özgürlüğün ancak gerçek bir adaletle sağlanabileceği söylenebilir. Adalet, hayatın her alanında huzur için sürekli duyulan vazgeçilmez bir gıda gibidir. Bütün insanlar için gerekli olan adalet, Müslümanlar için kesinlikle daha fazla gerekli bir ölçüt ve değerdir.”(1)

Adalet imar ve ıslahın aslı olduğu gibi, zülüm de toplumun ve memleketin bozulması ve ifsadı için yeterlidir. Din ve dünya ancak adaletle hayat bulur. Bu nedenle küfür devam edebildiği halde zulümle asla devam edemez”(2)

Devletin varlık gerekçesi vatandaşa adilce davranmaktır. Devleti yönetenlerin hüküm verirken adaletten sapmaması gerekir. Aksi durumda meşrutiyetini kaybeder ve vatandaşın da buna isyan etme hakkı doğar. “Adalet mülkün temelidir” felsefesinden hareketle mülkiyet, adalet ve velayetin adil dağıtılması  “amasız, nedensiz, mazeretsiz” zorunludur. Çünkü devlet, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayan engelleri ortadan kaldırmakla sorumludur.

Mustafa İslamoğlu’nun ifadesiyle: “Devletin imanı adalettir. Adalet hiçbir maslahatla kayıt altına alınamaz. Zulüm hiçbir bahaneyle meşru kılınamaz” der. Başka bir ifadesinde ise meşru bir devletin ve hükümetin temellerini şu hususlara dayandırır: Hakikatle, adaletle, merhametle, ehliyetle ve meşveret(istişare) ile yönetmektir.”(3)  Bu değerler birbirini tamamlar.

“Kamu malları, kamu görevlileri, kamu imkânları birer emanettir. Bu emanetin yerine getirilmesinde ehliyet ve liyakat ilkesi esas alınmalıdır. Akraba, yandaş, cemaat adamı yaklaşımları ilkelliktir, adaletsizliktir, çatışma nedenidir.”(4)

Kamu kurumlarında eğitim düzeyi yüksek ve alanında uzman kişiler getirilmelidir. Adama göre değil işe göre adam seçmek gerekir. Böylece kişi, kurum daha iyi çalışır ve daha çok başarılı olur. Çünkü herkes her işi yapamaz. İşi bilmeyene vermek aynı zamanda kişiye de zulmetmektir. Başarısızlık duygusu isteksizlik ve hayal kırıklıklarını yaratır. Koltukları işgal etmekten öteye geçmeyen bu uygulamalar makama değer katmaktan çok kişinin ihtiraslarını tatmin eder.

Bu girişten sonra İslam’a göre adalet ve liyakat nasıl olmalıdır? Örnek uygulamalardan bazıları üzerinde durmaya çalışacağız.

İslam’a Göre Ehliyet, Liyakat ve Adalet

İslam’a göre Allah korkusu, adaletsizliği ortadan kaldırmanın sigortası ve teminatıdır. Allahın emir ve buyruklarında hiç kimseye haksızlık yapma hakkı tanınamaz. Kuranı Kerim sık sık adaletten bahseder ve hükmederken adaletle hükmetmemizi, işi ehline vermemizi, eş dost, akraba kayırmacılığına yasak getirir ve adaletle şahitlik etmemizi ister.

“Emanetleri ehline veriniz ve insanlar arasında hüküm vereceğiniz zaman adaletle hükmediniz”(Nisa:58).

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan adaletle şahitlik eden kimselerden olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten koymasın. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan bir davranıştır. Allaha isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.”(Maide:8)

Kur’an-ı Kerim, Müslüman olmayanlarla da barış içinde yaşamamızı ve onlara adaletli davranmamızı ister: “Allah size, sizinle din hususunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve kendilerine adaletle davranmamızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletle davrananları sever”(Mumtehine:8).

Müslümanlar arasındaki çatışmalara da değinen Kuranı kerim şöyle buyurmuştur: “Müminlerden iki grup birbirleriyle çatışırlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine haksızlık derse Allahın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerlerse artık aralarını adaletle düzelttin ve adaletle davranın. Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever”(Hucurat:9).

Adalet, ülke ve milletleri ayakta tutan temel dayanaktır. Ne hazindir ki, Müslümanlar tarafından gündemde tutulması gerekirken, istismarcılar tarafından sık sık dillendirilmektedir. Adil olmak, Allahın sıfatlarından biri, adalet de İslam’ın gerçekleştirmek istediği hedeflerin başında gelmektedir. Adaleti ikame etme, hem peygamberin gönderilişi hem de ahiretin gerçekleştirme hikmetlerindendir.”(5)

Peygamber efendimiz gerek sözleriyle gerekse uygulamalarıyla örnek olmuştur. Toplumsal adaletin tesis edilmesi için 20 yaşında iken Hılful Fudul diye bir teşkilatta görev almıştır. Bu teşkilatta iken hiç kimsenin zarara uğramaması için mücadele etmiştir. Yine peygamberimiz Medine sözleşmesini hazırlayarak Müslümanlarla müşrik Yahudiler arasında adaleti sağlayarak ve adaletin uygulanmasında kimlik ve inancın belirleyici olamayacağını göstermiştir. Mekke toplumunda değişim ve dönüşümün başrolünü oynayan peygamberimiz veda hutbesinde de adaletin nasıl olması ve nasıl dağıtılacağını halkın huzurunda beyan ederek her türlü ayırımcılığı ve üstünlükleri reddederek sadece takva ölçütünü ortaya koymuştur. Yine peygamberimiz: “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidirler “ diyerek eşitliğe vurgu yapmıştır.

Peygamberimizin hayatını incelediğimizde mücadelesinin temelinde adalet ve tevhidi bir toplum meydana getirme amacı olduğu açıkça görülür. Peygamberimizin amcası Ebu Leheb bir gün Peygamberimize gelir ve der ki: “Ben senin amcanın, senin dinine girdiğimde bana ne var? Sorusuna Peygamberimiz şu cevabı verir: “Şu yanımda oturan siyah yüzlü Bilal’e ne varsa sana da o var” der. Bunun karşısında şaşkına dönen Ebu Leheb de : “Öyle din olmaz olsun” der ve çekip gider. Yani Ebu Cehil : “Ben köleyle, fakir fukara ile aynı mecliste ve aynı ortamlarda bulunamam” diyerek tepki gösterdi. Peygamberimizin bu tutumu ve duruşu inancımızda hiç kimseye imtiyaz tanınmayacağını gösterir.

Hz Peygamber: “Ey insanlar sizden evvelkileri şu halleri mahvetti. Toplumun ileri gelenleri bir haksızlık yapınca ona dokunmadılar, aynı suçu zayıflardan biri yapınca onu cezalandırdılar. Allaha yemin ederim ki, hırsızlığı yapan Muhammed’in kızı Fatıma dahi olsa, elini mutlaka keserim(6)diyerek inancımızda torpile yer olmadığını, uyanık geçinmek isteyenlere fırsat verilemeyeceğini bildirir.

Peygamberimize en kötü insan kimdir? Sorusuna “müşriktir” cevabını verir. Müşrikten sonra en kötü insan kimdir? Denilince de “adil olmayan idarecidir(7) cevabını verir.

Ülkemizde Ehliyet, Liyakat ve Adalet

Ülkemiz çok farklı etnik, siyasal ve ideolojilerin birlikte yaşandığı bir ülkedir.

Dolayısıyla adil bir yönetim kurmak ve adaletle hükmetmek daha çok gereksinim duyulmaktadır. Bu çok çeşitlilik zaman zaman iç ve dış unsurların etkisiyle sıkıntılar doğurmaktadır. Yönetme ve yönetilme noktasında ülkede yaşayan tüm kesimlerin birlikte ve hiç kimseyi ötekileştirmeden farklılıkları zenginlik sayarak mutlu yaşam sürmelerini sağlamak temel amaç olmalıdır. Bunun için adalet talep etmek bu ülkede yaşayan herkesin hakkıdır. Haksızlıklara tepki vermek, birbirimizi uyarmak ehliyet ve liyakata göre fırsat eşitliğinden yararlanmak ilke olarak gereklidir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkemizde birçok yanlış uygulamalar ve haksızlıklar yapılmıştır. Bunları birkaç başlık altında toplamak istedik:

1-Eş, Dost, Akraba ve Tanıdık Ayrımcılığının Yapılması: Ehliyet ve liyakat dikkate alınmadan  “bizden olsun, çamurdan olsun” mantığıyla hareket edilmesidir. Duygusallık ve beklentilerin öne çıktığı bu ilişkiler adaletsizliği doğurmaktadır. Kadrolaşmalar ilk önce akrabalıktan başlar ve yedi sülaleye kadar devam eder.

2-Partizanlık, Siyasi Yakınlıkla Hareket Edilmesi: İnsanları yeteneklerine göre değil aynı partiden olma anlayışıyla hareket edilerek kadrolaşmalar yapılır ve bu da adaletsizliği beraberinde getirir. Bu tür yolları seçenlerin birçoğu yalakalık ve dalkavukluk yaparak iş görürler. Bu tipler her dönemde iktidarlardan yana görünerek kurnazlığın mükâfatını alırlar. Çoğu zaman siyasetçilerin de hoşuna gider. Çünkü kalabalık oluştururlar, şakşakçılık yaparlar ve birbirlerine methiyeler dizerek mutlu olurlar. Birçok insan bu tiplerden dolayı siyasetçilere ne ulaşabilir ne de onlara meramını anlatabilir. Önemli yanlışlardan biri de siyasi parti milletvekilleri, il, ilçe teşkilatları ve belediyeler, atama yapılırken kontenjan paylaşımları yapmasıdır. Yani kurumları parsel parsel kontenjanlara ayırıp atama bürosu gibi çalışırlar. Siyasetçilerin kamu kurumları üzerinde gölge gibi durması, kurum müdürlerinin bu baskıyı sürekli hissetmeleri, onların rahat karar verme ve çalışmalarını olumsuz etkiler.

3-Fırsat Eşitliğinden Yeterince Yararlanamamak: Fırsat eşitliği yani eşit şartlarda muamele göremeyenler mağdur edilir. Bazı kimseler, emeksiz ve zahmetsiz bütün basamakları jet hızıyla elde ederler. Bu tip kişilerin canı sıkıldıklarında sürekli kurum değiştirir ve gerçek başarısı olup olmadığı kamufle edilir. Bazen de bu tür kişiler için sınav duyuruları gizli tutularak ya da yapılmayarak başarılı sayılır ve kılıfa uydurulur.

4-Rüşvet ve Yolsuzluklarla İş Görenler: Şeffaf olmayan yol ve yöntemlerle iş çevirirler. Bazıları da aracı kurum gibi çalışır. Bu grubun içinde çoğu zaman siyasetçiler de olur ve iş takipçiliği yaparlar. Böylece alan da veren de amacına ulaşır. Görevini kötüye kullanırlar. Ülkemizde, kendi hırsızını görememe ve kabullenememe problemi de vardır.  Bu tür gayrı meşru yollar çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun belirtisidir. Kurumlara olan güveni azaltmıştır. Ülkemizdeki yolsuzlukların çoğunu eğitim düzeyi yüksek veya zengin kimseler yapmaktadır. Yolsuzluk ve ahlaksızlığın engellenmesiyle adalete ve kurumlara olan güven artar.

5-Standartların Kanun, Yönetmelik ve Tüzüklerin Sık Sık Değişmesi: Standartların sürekli değişkenliği ve sistemin boşluklarından yararlanma sık sık görülür.

İstemediklerini ya da istediklerini “görülen lüzum üzerine” ya işten atarlar ya da işe alırlar. Sorgusuz ve sualsız kafada soru işareti bırakılan bu tür uygulamalar toplumun tüm kesimlerini rahatsız eder. Hükümetten hükümete hatta bakandan bakana değişen yaz-boz normlar fırsatçılar için nimet olarak görülür.

6- İdeolojik Kadrolaşmaların Yapılması: Sistemin yozlaşması ve kanunların elastiki özelliğinden dolayı iktidar değişimlerinde kadro kıyımları yaşanır. Böylece kadro savaşlarıyla galipler ve mağluplar sistemin işleyişini uzun süre durma noktasına getirirler. Sistem içindeki kadrolaşmalar, fikri ayrılıkları, tecrübesizlikleri beraberinde getirir. Bu da bilimsel gelişmelere ket vurur. Farklı düşüncelere sahip bilim adamlarının yetişmesini engellediği gibi bilimsel çalışmalar da tek tip düşünceye sahip kişilerin yorumlarıyla yapılır. Emek, deneyim ve birikimler dikkate alınmadığından kamu kurumlarında verimlilik amaç olmaktan çıkmıştır.

7-Kamusal Ahlakın Erozyona Uğraması: Kamu kurumlarında akademik ilerlemeler, ödüllendirmeler keyfi uygulamalarla yapılır. Çoğu zaman başarı dikkate alınmaz. İdeolojik yakınlık (parti, cemaat, vakıf, dernek, sendika) gibi faktörler etkili olur. İş ahlakı kuralları çiğnenerek günü kurtarmanın hesapları yapılır.  Kurumda üretken olmak yerine kurumları babalarının çiftliği gibi görürler. Böylece çalışanla çalışmayan fark edilmediği için başarı ortadan kalkar. Kamu görevlilerinin ahlak ve hukuk kurallarını ihmal etmesiyle çıkar grupları işleri yürütür.

8-STK’ ların Adil Tutum Geliştirememesi ve Referanslarla İşlerin Yapılması: STK ‘ların kadrolaşma mücadeleleri çoğu zaman adil olmayan yollardan ve çeşitli referanslarla olmaktadır. “Yeter ki bizden olsun” aç gözlüğü toplumu böler ve huzursuz eder. Çoğu zaman dini hassasiyetlerle de ortaya çıkan bu yapılar Müslüman kimliğine zarar verir. Hükümetlere baskı unsuru olmaları, hükümetlerin de adaletsizlik yapmalarına neden olur. Hükümetler yanlış yaptığında uyarıcı olmaları gerekirken hataların müsebbibi olmaları inançlarıyla çelişir. Hiç bir sosyal gruba pozitif ya da negatif ayrımcılık yapılmamalıdır. Liyakat kriterleri geçerli olmalıdır.

9-Mülakat (Torpil) Sisteminin Getirilmesi: Liyakatı değil, mülakatı ön gören sistem sorun üretir. Mülakat sistemi keyfi uygulamaların olduğu sistemdir. Mülakatta görev alan kişilerden tutun da mülakat soruları dahil olmak üzere yüzde yüz objektiflik beklenemez. Fırsat eşitliğini engelleyen mülakat sistemi birkaç dakikalık ve birkaç soruyla kişilerin başarı ve yetenekleri ölçülemez. Kamuda istihdam, alanında hazırlanan sınavlarla yapılmalıdır. Terörle bağlantısı olanlar güvenlik soruşturmalarıyla elenebilir. Mülakat, siyasi müdahaleye açık olduğundan mülakata çağrılanların büyük bir kısmı memnun değildir. Elenenler, objektif bir eleme yapıldığından emin olmadığı gibi elemeye şüphe ile bakar. Torpil herkesi rahatsız eder ve adaletle bağdaşmaz. Nesnellikten uzak olan mülakat birçok kişinin gelecekle ilgili umutlarını ve hayallerini yıkar. Heraklitos’un dediği gibi “Adalet, milletlerin ekmeğidir” kimsenin, başkasının ekmeğiyle oynama hakkı yoktur. İnsanların ekmeğiyle oynayanlarla ciddi mücadele verilmelidir.

Mutlak vicdan özgürlüğü, eşitlik ve adaletin toplumda yerleşmesi için Bilge Kral Aliya’nın dediğinden başka çaremiz yoktur:  “Bizim insanlara karşı adalet dağıtmaktan başka borcumuz yoktur.” uyarısında bulunmuştur. Bürokrasinin siyasallaşması ve politize olması kamplaşmalara, sınıflaşmalara zemin hazırlar ve mağdurları çoğaltır.

Önemli olan güçlü ve iktidarda iken adaleti savunmak ve toplumda yaşam biçimi haline getirmektir. Güç zehirlenmesi denilen hastalık bizi adaletsizliğe itmemeli ve güç bizi baştan çıkarmamalıdır.

10-Yargı Sisteminin ve Yargılanmanın Adil Olmaması: Ülkemizde yargı sistemi adil değildir. Çoğu zaman yargılayanın vicdanına bırakılır. Aynı suçları işleyen kişilere verilen cezalar bölgeden bölgeye ve mahkemeden mahkemeye değiştiği görülür. Yorum farklarının çok çeşitli olması ve yargılananın kimliği, zümresi ve toplumdaki karşılığına göre verilen kararlar değişebiliyor.Yargı kararlarının açık, net, kısa ve anlaşılabilir bir dille yazılmaması da yargıya olan güveni azaltmıştır.

Adaleti talep etmek

Müslümanlar, adaleti düşünce ve yaşam felsefesi haline getirmelidir. Yeryüzünde adaletin temsilcileri olarak hükmederken adaletle yönetme, İslami ve insani sorumluluktur. Müslüman kişi Allah için, hakkı haykırarak aleyhine olsa da doğru ve tarafsız karar vermelidir. Bir başkasına olan düşmanlığımız veya farklı inançtan olmamız bizi adaletten saptırmamalıdır. Toplumsal barışın ve huzurun teminatı olan şefkat, merhamet, liyakat ve adalet gibi değerler yüceltilmelidir.  “Dicle kenarında kaybolan bir koyunun Ömer’den sorulacağının” sorumluluğu ve bilincinde olunmalıdır. İktidarların küfürle devam edeceğini ama zulümle devam etmeyeceğini söyleyen peygamberin, ümmet bilinciyle hareket edilmelidir. “Devlet ancak adalet için vardır” düşüncesinden hareketle adalet talep edilmelidir. Ünlü bir siyasetçimizin deyimiyle “Ahlakı önemsemeyen bir dindarlık ve hukuku önemsemeyen bir demokrasi felaketten başka bir şey değildir.”  Dindarlar önce ahlaklı olmalı ve ahlaki değerlere göre yaşamalıdır.  Ülkemizde yaşayan herkes hukuku içselleştirmelidir. Böylece birlikte Yaşama zemini oluşur. Emek hırsızlığının kul hakkı sayıldığı kabul edilen inancın müntesipleri olarak itirazımızın olduğu ve buna itiraz ederken, korkmadan rızkın Allahtan olduğuna inanmamız gerekir. Bizler adaleti talep ederken Allahın emirlerine ve hükümlerine göre uygulanmasını istiyoruz. Her türlü imtiyaza karşı durmalıyız. Büyük bir medeniyetin mirasçıları olarak adaleti isterken, adaleti istismarcılardan ve dillerine sakız eden sahtekârlardan kurtarmalıyız.

Bir Müslüman olarak kamu kurumları için yapılan sınavların, ölçeklerin şeffaf olmasını,  parametrelerin adil olmasını ve her türlü şaibeden uzak tutulmasının doğru olduğuna inanıyoruz. Torpil, referanslarla iş görme ve aracı olma gibi yol ve yöntemlerin son bulmasının mağduriyetleri azaltacağını ve devlete olan güvenin artacağına inanıyoruz. Ülkemizde geçmiş dönemlerde en çok Müslümanlar adaletsizliklerden mağdur edildi. En çok şikâyetçi olan bizler olduk. Bu isyanlarımız ve mağduriyetlerimiz 2002 seçimlerinde meyvesini verdi. Ak parti iktidara gelerek hepimizin sesi ve nefesi oldu. Ülkenin kaderini değiştiren Ak parti, toplumun tüm kesimleri tarafından büyük destek gördü. Ancak ülkemizdeki büyük kırılmalardan etkilenen ve büyük hayallerimizin umudu olan Ak parti son dönemlerde bazı uygulamalarıyla hepimizi rahatsız etti. Ülkeye ihanet edenlerle mücadele ederken kendi tabanı da bundan etkilendi. Bu uygulamalardan biri de kamu kurumlarında mülakatla memur alma, yönetici ve öğretmen atamasıdır. Beklentilerimizden uzak olan bu sistem, herkesi rahatsız etmektedir. Geçmiş dönem iktidarların hatasına düşmeden bir an önce düzeltilmesi konusunda adım atılmalıdır. Tabanının sesine kulak verilip bu hata düzeltilmelidir. Çünkü adalet güneş gibidir. Her tarafı aydınlatır ve ısıtır. Hiç kimseyi ayırt etmez. Eğer doğmazsa her yer soğuk, karanlık olur ve hayat durur.

KAYNAKLAR:

1) M. DEMİR, Kuranı Hayat Dergisi, sayı:23 Sayfa:31

2) İbni Teymiye, El Hisbe sayfa:39

3) M.İSLAMOĞLU, Kuranı Hayat Dergisi,Sayı23, Sayfa:7

4) M. ALTINKAYA, Özgün İrade, Sayı:136, Sayfa:34

5) A. CANDAN, Kuranı Hayat Dergisi, Sayı:23, Sayfa:25

6) BUHARİ-MÜSLÜM

7) EBU DAVUD, Et Taylasani Müsned, 5/196

 

 

Bu yazı toplam 387 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İsmet tanrıverdi
11 Temmuz 2018 Çarşamba 20:48
20:48
İlgi ve alakanız için teşekkür ederim Nihat kardeş. Yazı uzun olmuş. Haklısınız sorun büyük olunca meramımızı ancak anlatabiliyoruz. Biz yargılamak yerine sorun tespit edip çözüm yolları sunmaya çalışıyoruz.
Nihat DOĞAN
28 Haziran 2018 Perşembe 16:51
16:51
İsmet kardeş, uzun yazınız için teşekkür ediyorum, elinize sağlık. Açık, net, kısa ve anlaşılabilir bir dille yazılan tek sayfalık yargı kararlarını seviyorum. Bazen birtakım zorunluluklardan dolayı bu ölçülerden birini kaçırabiliyoruz.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.