Kelile ve Dimne

6.4.2018 21:35:38
Kelile ve Dimne

Kelile ve Dimne

Günümüzdeki iletişim araçlarının yaygın olmadığı hatta hiç olmadığı zamanlarda insanlara ulaşabilmek epey zordu. Bu zorlukları aşmanın bir yolu da kitaplardır. Her kitap dikkat çekmeyebilir.

Dikkate değer hikâyeleri dilden dile dolaşan kitaplardan bir tanesi de Kelile ve Dimne dir.

Ünlü Hint filozofu Beydeba zamanın hükümdarı olan Debşelim’e ithafen yazdığı eserdir.

Toplumda var olan veya olabilecek çeşitli hastalıklar vardır. Bu hastalıkların tedavisi için Beydaba çeşitli hikâyeler yazar. Bu hikâyelerden ders alınmasını bekler. Ey okuyucu şunu yap bunu yapma demek yerine, hikâyesini anlatır. Der ki ”akıllı isen örnek alırsın, değilsen sen bilirsin”. Mesnevide de aynı yöntem uygulanır.

İbnül Mukaffa Kelile ve Dimne’yi şerheden bilgindir. Hikâyelerden alınması gereken dersi şu şekilde özetliyor: ”Hikâyeyi okur derinlemesine anlar ve gerektiği gibi amel eder. Bilgi ancak amel ile asıl yerini bulur kemale erer. Bilgi ağaçtır,amel ise meyvesidir bu ağacın.” Bildiğimiz ile amel etmemeyi de şu örneğe benzetebiliriz. Kişi hırsızın eve gireceğini bilir fakat tedbir almaz. Hırsız gelir malı alır götürür. Aynı şekilde mühendislik biliminin meyvesidir.           

Fars hükümdarı Kisra Anuşirevan bilgin Berzeveyh’den Kelile ve Dimne kitabını getirmesi için Hindistan’a gönderir. Zamanın Hint hükümdarı bu kitabı devlet hazinesinde saklamış. Burada şu anlam da çıkarılabilir­, bu kitap altın, mücevher kadar değerlidir. Okunduktan sonra bu değeri hak ettiği görülür.

Hikâyenin kahramanlarından Dimne akıllı zeki ileri görüşlü biridir. Bundan dolayı hükümdar olan aslan kendine yakın tutar. Bir gün Dimne Şetrebeyi(öküz) aslan ile tanıştırır. Şetrebe de akıllı biridir. Aslan Şetrebe’nin bu yönünden dolayı kendine yakın tutar, akıl danışır. Toplantılarına Şetrebe’yi dâhil eder. Şetrebe’nin görüşleri çoğu zaman isabetlidir. Dimne Şetrebe’yi kendine rakip olarak görür. Bu yüzden Şetrebe’yi ortadan kaldırmaya çalışır. Çakal olan Dimne tek başına Şetrebe ile baş edemez.

Dimne ’nin deyimiyle :”Kuvvetle başarılamayacak bir şeyin hile ile halledilebileceği “ düşüncesiyle Şetrebe’ den kurtulmaya çalışır. Öküz ile aslanı birbirine karşı kışkırtır. Nihayet aslan Şetrebe’yi yok eder. Aslan yaptığından pişman olur. İşin aslını öğrenmeye başlar. Dimne’nin hilelerini öğrenir ve Dimne’yi ölüme mahkûm eder.  Dimne kazdığı kuyuya kendisi düşer.

Dimne ’de bulunan hastalık; Kıskançlık, çekememe hastalığıdır.  Ve derki sen ey okuyucu eğer çekemediğin kişiyi alt etmek için hile yoluna başvurursan bilesin ki o hile gelir seni bulur. Zekân, dilin, hitabetin, gizli yapmış olman seni kurtaramaz.

Hükümdarlar için de; Hükümdarlara yakın kişiler daima kıskanılır. Siyasetçilerin de başvurduğu bir yöntemdir. Vezirlerin yerine geçebilmek için, veziri hükümdarın gözünden düşürme yoluna başvurulur. Hükümdar söylenen her söze inanmamalı. İsabetli görüşlere sahip, kendisinden yararlanılan birini kuvvetli bir delil olmadan harcamamalıdır. Allah(c.c) mealen, size bir haber geldiğinden doğruluğundan emin olmadan karar vermeyin şeklinde uyarır.

Kitapta hikâyeler yanında Kral Debşelim’e ile Filozof Beydaba karşılıklı olarak da konuşurlar. Bu konuşmalardan birinde Beydaba insanı hayvanlardan ayıran dört özelliğini söyler. Bunlar: Hikmet, İffet, akıl, adalettir. Bilgi edep ve kabiliyet hikmete; benliğe hâkim olma, sabır ve vakar akla; haya ve şahsiyetlilik iffete; doğruluk, iyilik, nefs murakabesi ve güzel ahlak ise adalete girer. Bu vasıfları üstün vasıflar olarak kabul eder. Bu özellikler bir insanda varsa o insan hem bu dünyada hem de ahirette mahzun olmayacağını ifade eder. Tersi de düşünülebilir.

Bilginlerin en üstün niteliği susmaktır der. Haddini bilmesi ve aklının neye yettiğinden haberdar olmasıdır. Kendisini ilgilendirmeyen konuda konuşmamasıdır. İnsanı en çok rahatlatan şey, kadere teslim olmaktır der.

Tarla kuşu ve fil hikâyesinde; Fil tarla kuşunun yuvasını dağıtır. Filin sonu feci bir şekilde ölümle sonuçlanır. Fil kendi gücüne güvenir. Tarla kuşu gibi aciz bir kuşun kendisine bir şey yapamayacağını düşünür. Bilmez ki kendisinin de zaaflarının olduğunu bu zaaflardan vurulacağını hesap etmez.

Bu hastalık yaygın bir hastalık olup sahibini zavallı duruma düşürür. Bu hikâye bize de şunu söyler: Sakın ha! Gücüne güvenip de büyüklenme, başkasına zulmetme eğer zulmedersen bakarsın zulmettiğin seni perişan etmiştir.           

Güvercinler ağa takılırlar. Güvercinbaşı düşünür bir yol arar. Eğer her bir güvercin kendini kurtarmaya çalışırsa başaramayacağına kanidir. Ancak tüm güvercinler beraber bir güvercinmiş gibi davranırlarsa kurtulacağına kanaat getirir. Nitekim bu yolla ağı alıp götürürler ve avcıdan kurtulurlar.

Bu hikâyede verilen mesaj, günümüzde çok fazla gerekliliğini hissettirir. Bölük pörçük olan İslam coğrafyasının kurtuluşu ancak bir ve beraber olmakla sağlanabilir. Büyük lokmanın yutulmasının kolay olmayacağı aşikârdır. Ortak aklın yanılması zordur. Allah (c.c) mealen, Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız. Ahmed i Xane :” Heger em nebun yek, emi herrın yek bu yek( Eğer bir olmazsak gideriz bir bir)” der.

Vücudumuzda milyonlarca hücre vardır. Bu hücreler beraber hareket ederler. Bu beraberlik onları bir insan yapar. Vücudun ahengine uymayan hücrelerin hastalık yaptığını sonucunun ölüm dahi olabildiği bilinir.

“Akıllı kişi hiçbir şeyi dostlara denk tutmaz zira dostlar iyilik ve güzelliklerin devamı için gayret eden, bir musibet geldiğinde teselli eden kaliteli kişilerdir.” Dost insanın ikinci kendisidir. Dost kolay kazanılmaz, dostluk kolay oluşmaz. Bize düşen dostlarımızın kıymetini bilip kaybetmekten kaçınmak gerekir. 

İnsanın arkadaşı hata eder mi, yanlışa düşer mi tabi ki evet. Böyle bir durum ile karşılaştığımız zaman nasıl davranmamız gerektiği hususunda Beydeba şöyle der:”Akıllı, vefakâr insan arkadaşı sürçtüğünde hemen menfi hüküm vermez kasten işlenip işlenmediğine bakar. B u suçun derecesine bakar, sakince ölçer biçer… Sonra affettiği takdirde zararlı çıkacak diye düşünür ve bir muhasebeden sonra affeder elbet.”

Arı tehlikenin ortasında, tadı hoşuna gittiği için nilüferin göbeğine oturur. Tattığı lezzetle eğleşen arı akşamleyin nilüferin kapanışı ile içeride kalır; Nice uğraşıp didinse de fayda etmez can verir. Günümüzde uyuşturucu müptelasına yakalanmış kişiler aldıkların geçici zevkin sonunda kurtulmaya çalışırlar. Kurtulamazlar ve nihayet düştükleri hataya karşılık canı ile öderler.

Abidin birinin evine misafir gelir. Sohbet esnasında abid el kol hareketi yapar. Misafir kızar sen ne yapıyorsun diye sorar. Abid ise evinde bir farenin olduğunu ve onunla baş edemediğini söyler. Misafir kazma ister ve kazıp yuvasına ulaşır. Yuvasında bir kese altın görürler. Bu fareyi baş edilemez kılan bu kese altındır der. Nitekim sonrasında fare artık bir şey yapamaz hale gelir. Sahi insanda böyle değil midir? Cebinde para varsa sesi daha gür çıkar. Sermayesi kadar iş düşünmez mi palanların çapı kesesinin çapı kadar değil midir?

Filozof Beydeba her konumdaki insanlara öğüt vermeye çalışır. Burada ise öğüdü hükümdarlara veya idarecileredir. “Hükümdarın etki altına girerek otoritesini kaybetmesi altı şey ile olur: Mahrumiyet, kargaşa, nefse kapılış,sert ve kaba davranış,zaman ve budalalık.”

Mahrumiyet; hükümdarı ile düşünceli, cesur, güvenilir yardımcılardan danışmanlardan yoksun olmasıdır.

Fitne ve kargaşa; halkın birbirini yemesi, kendi içinde savaşlara girmesi, anlaşmazlığa düşmesidir.

Nefse kapılış; kadınlara aşırı düşkünlük, eğlenceye, içkiye, ava ve sohbete kapılıp dizgini elden kaçırmaktır.

Kabalık; idarecinin çok sert davranması hiç gerekmediği halde söverek ve döverek azgınlaşmasıdır.

Zaman; meyvenin ve hasadın eksilmesi savaşların çıkması gibi afetlerle halkın zarar görmesidir.

Budalalık ise; idarecinin yumuşak ve esnek davranması gereken yerde şiddete başvurması, şiddet tedbirleri alması gereken yerde de yumuşak ve esnek davranmasıdır.        

Fare,  kaplumbağa ceylan ve karga hikâyesi dostluk üzerinedir. İnsan yapısı gereği dosta ihtiyaç duyar. Dost ihtiyacı fıtrattandır. Hangi dostun ne zaman lazım olacağı belli olmaz. Genellikle zor zamanlarda hem lazım olur hem de gerçek dostlar belli olur. Dünyada en sevinçli insan en huzurlu insan kimdir desen; Evi iyi dostlarla şenlenen kişidir derim! Böyle bir ev sahibi, aziz dostlarının arzularını yerine getirme hususunda pusuda bekleyen bir avcı gibi davranır Mert kişinin ayağı sürttükte onun elinde tutacak kişi de elbet mert biri olacaktır”

Ceylan dostları sayesinde avcının tuzağından kurtulur.

Dostlukların nasıl öğrencilerini de öğretir bilge filozof insanlar bela ile güvenilir kişi alışveriş ile kadın ve çocuklar fakirlikle; dostlarda ansızın gelen felaketlerle imtihan olur. Kaliteli, kalitesinden böyle anlarda ayrılır.

İnsanın dünyaya gelişi hile ile başladı. Şeytan, âdemi aldattı ve cennetten kovdurttu. Karga ile baykuş hikâyesinde; kargalar hile ile baykuşların şerrinden emin olabiliyorlar. Baykuşları yeniyorlar. İnsanı aldatan da nefsidir. O her zaman insanı yanıltmaya çalışır.  Akıllı kişi aldanmamak için basiretli kişilere dayanır.

Dört şey var ki azına az demez; ateş, hastalık, düşman ve borç.

İnsan kandırılabilecek ve kandıracak fıtratta yaratılmıştır.                               

Bunun için insanın kandırılabileceğini göz önüne almalıdır. Hileye hile ile karşılık verilecek; ancak kurtulanabilir.

Nitekim maymunda kaplumbağanın hilesini hile ile bertaraf eder.

Bir kişi bir kere aldatmışsa bilesin ikinci defa yine aldatır. Tedbirin zararı yok; ama kandırılmanın zararı bazen hesap dahi edilemez.

Abid ile gelincik hikâyesinde, abid acele davranarak, işin aslını öğrenmeden gelinciğin kendi çocuğunu öldürdüğünü düşünür. Oysa hakikat tam tersidir. Gelincik,  Abidin çocuğunu canı pahasına korumuştur. Sonrasında pişmanlık ama nafile... Atalarımız “acele işe şeytan karışır” derler.“Karar verirken işin aslını iyice öğrenmeden karar vermemek gerek” der filozof Beydaba.

Kedi ile fare hikâyesinde; kişi zor durumda kaldığı zaman gerektiğinde düşmanlık ile kurmasını bilmelidir. Her zorlukta çıkar yol bulunabilir.İnsanın aklı basit değildir. Zira ’akıl dibine ulaşılmaz bir umman gibidir’. Bela, basiretli adamın tüm çabalarını yok edemez, dolayısıyla mahvedemez. Ancak şu da bilinmeli, ümidin gerçekleşeceğine dair öz güven ve inanç,asla onu şımartmamalı, sarhoş etmemelidir.

Zoraki dost olunan kişi, zorluk ortadan kalktıktan sonra gerçek seyrine döner. Zayıf olan için tedbiri elden bırakmamalıdır.

Aslan ile Abid Çakalhikâyesindebirçok insanın düştüğü hatayı anlatır. Kişi karar verirken acele etmemeli, hükümdarlar için bu çok daha elzemdir. Kendisine yakın kişilerin daima kıskanılabileceğini bilmelidir. Doğruluğundan, dürüstlüğünden emin olduğun kişi için başkalarının söyledikleri çok mu önemli. Gerçeklerin er ya da geç çıkma gibi bir huyu vardır. İşte o zaman, utanılacak karar vermemiş olmak önemlidir.

İlaz, Bilaz ve İraht hikâyesinde, padişah kendi karısı için ölüm emri verir. Kararı verdiği zaman öfkelidir. Hükmü uygulayacak vezir pek akıllı biridir. Şunu der “eğer padişahın öfkesi dindikten sonra kararlı ise hükmü uygularım. Pişman ise ne ala.” Sonrasında padişah verdiği karardan pişman olur. Hanımı ise kurtulur. Öfke ile kalkan zararla oturur derler atalarımız. Nice kavgaların, düşmanlıkların bir anlık öfke ile başladığını biliriz. Alacağımız en büyük ders öfkeli iken karar vermememiz.

Hikâyeler anlatılırken herkes kendi aklına göre ders alır. Kimisi kahramanlarına takılır ki bu çerez kısmıdır. Kimi de bu hikâyeden anlam, ders çıkartmaya çalışır.

Not. Bu yazı Kelile ve Dimne, Şule yayınları, Beydeba – İbnül Mükaffa eserinden yararlanılmıştır.

Bu haber toplam 90 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.