İslamcıların “Muhalif Dil”le İmtihanı / Köşe Yazısı - Hadi HAN

6.6.2019 23:20:53
Hadi HAN

Hadi HAN

 İslamcıların “Muhalif Dil”le İmtihanı

İslami camiaların günümüzdeki temel problemlerinden biri kendi gündemlerini belirlemede yaşadıkları zaafiyetlerdir. Çoğu kere günübirlik, suni gündemlere kendini kaptırmalarının yanında meydana gelen olumsuz tablonun müsebbibi olarak faturayı ‘dışarı’ya kesmeleri bir diğer zaaf noktası olarak görünmektedir.

Sorunların çözüm kaynağı ile ilgili dil’in oluşumunda yakın zamanda İslamcıların yaşadığı olumsuz tecrübelerin (28 Şubat gibi), sindirme çalışmalarının etkisinin azımsanmayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

Gelenek oluşturma, cemaat sistemini oturtma aşamasında yaşadığı sınavlarda, önüne çıka(rıla)n problemlerin çözümünde yetersiz performans gösteren (yer yer ağır darbeler alan) İslamcılar, içsel bir değerlendirme (özeleştiri) yapmak yerine çoğu kez hem sorunun kaynağı olarak dışarı’yı gördü hem de sorunların çözümünde kullanılacak yöntem konusunda ‘dışarı’dan esen rüzgârların etkisi altında kaldı.

Görünen o ki kronik savunma psikolojisi ile yapılacak teşhis ve çözümlemelerle yeni bir ruh oluşturmak, zamanın ruhunu yakalamak veya istikamet konusunda meydana gelen zaaflara sağlıklı çözümler bulmak zor olacaktır.

İslami kesimin iktidar(lar)a yaklaşımı konusunda görülen bariz problemlerden biri sorunlara ilke merkezli yaklaşıp mevcut olanın daha iyisini istemekle, ‘müzmin muhalif dil’ arasında yaşadığı söylem karışıklığıdır. Gerek iktidarların uygulamaları gerekse sosyolojik açıdan geçmiş uygulamaları ile günümüz arasında kurulan tartışmasız ‘paralel dil’, süreçlerin bilinçaltında yarattığı iktidarlarla ilgili (genelde olumsuz) düşünceler mevcut söylemin bir nedeni olarak görülebilir. Ara sonuç olarak, tekâmülün sürekliliği gerektirmesine paralel olarak hareketlerin kullandıkları dil’in zamanın ruhunu yakalayabilmesinde düşünsel yenilenmelerin-dinamizmin süreklilik arz etmesinin önemli etkisi olacaktır.

Şartların dayattığı duygusal atmosferlerin kullanılan dil üzerindeki etki oranı, hareketlerin düşünsel potansiyeli-birikimi hakkında fikir verir. En rasyonel, mantık ilkelerine uygun, medeniyet tecrübesini yansıtan kararların, oluşan duygusal-tepkisel atmosferden dolayı uygulama zemininden uzaklaşmasını bu çerçevede değerlendirmek mümkündür. Bir hareket yirmi sene önce ortamın naifliğinden dolayı düştüğü olumsuz duruma, benzer şartlar oluştuğunda yine benzer refleksler gösterebiliyorsa zamanın oluşturduğu birikimin, yaşanan tecrübelerin (acıların) ciddi bir (öz)eleştiriye tabi tutulması gerekiyor.

Grubun veya cemaatin ali menfaattarını koruma refleksi, bu anlayışı besleyen etkenlerden biri olarak görülebilir. Grup bilinci organizeleri varkılan bir etken olmakla birlikte ümmet anlayışını, kardeşlik bilincini kadük kılan bir organize bilinci önemli sorunlara, yozlaşmalara kapı aralayacaktır. İslam tarihi, cemaat kavramının yanlış tanımlamalarından dolayı meydana gelen tahribat örnekleri ile doludur.

Ümmet bilincini diri tutacak bir anlayış, siyasette, günlük olayları değerlendirmede, fertlere sorumluluk vermede istikamete bağlılığı güçlendirecek bir fonksiyon icra edecektir.

Psikolojide ‘Grandiyöz Hezeyanı’ adı verilen bir hastalık vardır. Kavram karşılığı büyüklük hezeyanı hastalığıdır. Uzmanların tedavisi imkânsız denebilecek kadar zor dedikleri bu hastalığa yakalananların belirgin özelliği kendini her şeyin çaresi olarak görmektir. Özgüven,  ilerleyebilmenin olmazsa olmazı kabul edilebilecek bir özellik olmakla birlikte grandiyöz hastalığına yakalanan bireylerin, grupların, hayatın merkezine kendilerini,  gruplarını, yaklaşım felsefelerini koymaları problemli bir zihne, gidişata işarettir.

Büyüklük hezeyanı pragmatist bir zihnin gelişimini desteklerken, makyavelist bir anlayışın inşasına temel oluşturabilmektedir.

Zamanın kişiyi ve toplumları değiştirmesi hayatın bir gerçekliğidir. Siyasi şartlar hareketlerin metodlarını gözden geçirmesini gerektirmekte, yeni yöntemlerin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Baskı ve şiddetin kol gezdiği ortamlarda kullanılacak metod, fertlerin duruşları ile baskının olmadığı, rahatlığın olduğu dönemlerde kullanılacak metod ve fertlerin yaklaşımlarının aynı olmasını beklemek (insanın tabiatını dikkate alarak söylemek gerekirse) doğru değildir.

Değişimin, rahatlığın kişi üzerindeki olumsuz etkisini siyasi erke bağlamak, olumsuz sonuçları hayatı kolaylaştıranların boynuna dolamak, muhalifliğin ilkesel düzeyden  kronik düzeye indirgenmesidir. İçsel olumsuzluklarını, zayıflıklarını dışarıda arama dil’i duygusal-tepkisel bir dile işarettir.

Son yıllarda merkez’in yönetim anlayışındaki değişim ve çevre’ye yaklaşımındaki normalleşmeyi, İslami kesimdeki yozlaşmaların gerekçesi olarak görmek, İslami kesimlerdeki durgunluğu, dünyaya dalmayı değişen merkezin çevreyi kendine benzetme faktörüne bağlamak doğru değildir. 28 Şubat sürecinin ağır baskılarından sonra, değişen siyasal şartların yapılarda toparlayıcı etkisini görmemek, nerdeyse geçmişin baskıcı ortamına özlem duymak trajiktir

İslami yapılanmaların önemli problemlerinden biri konformist (statükoya tamamıyla bağlı, uyuşumcu) söylemle vitrinsel açılımlar arasında kalan pratiklerdir. Konformist söylem, yeni zamanlarda yeni açılımların önünde bir set olarak durmakta iken, vitrinsel yaklaşımlar çoğu kez yapıların önceliklerini, imkânlarını dikkate almayan uygulamalara neden olabilmektedir.

İslami Hareketlerin siyasal sistemlerin gölgesinde bir duruşa, dile sahip olmaları tasvip edilemez. Hareket olma bilinci kullanılan muhalif dilin ilkesel bir temele dayanmasının yanında söylemlerini önyargılı, kronik bir anlayıştan uzak tutmayı da gerektirmektedir. Hareketlerin dili aynı zamanda ufuklarının da terennümüdür.

Bu yazı toplam 194 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.