ANI / Köşe Yazısı - Hacı OCAK

7.10.2017 09:14:47
Hacı OCAK

Hacı OCAK

                                                 ANI

                                                  İlk Mektep

Bizim ilk mektep zamanlarımızda kırsal alanlarda fazla mektep yoktu, tek tük diyebileceğimiz, o da nüfus olarak fazla olan yerleşim yerlerinde mevcuttu. Yoksulluğun kol gezdiği bir diyarda dünyaya geldik. Geçim derdinin her şeyin önüne geçtiği bir zamanlar… Sabahtan akşama kadar verilen mücadele sadece ve sadece doyurmaktı, kendini ve çocuklarını…

Okuma–yazmanın hasretini çeken bir anne ve babanın “Biz okuyamadık, bari çocuklarımız okusun” anlayışının ağır bastığı bir düşüncenin çocuğuyuz biz. Her şeyin yoksulunu yaşamak bazen tebessüm ettiriyor şimdi bana, gözyaşlarıyla beraber.

Okunan dil ile konuşulan dilin farklı olmasının eksikliği, mektebe başladığımızda soğuk bir kış rüzgârı gibi yüzümüze her defasında çarpıyordu. Bir komşumuz vardı, oğlunu mektebe yazdırmak için şehre gelecekti. Babam kendisinden ricada bulundu, “Gitmişken bizim çocuğu da götürüp kaydını yaptırabilir misin” diye?  O adamın ilk günkü yatılı okula girişi ve beni ilk mekteple tanıştırmasını yüreğimde her zaman hüzünle yâd ederim.

O yıldan sonra hem onun hem de çocuklarının hayatı alt üst olmuştu.

Sevgi denen duygunun, gönüller arasındaki mesafenin artmasıyla daha da alevlenmesi ve derinleşmesi ne kadar da hüzün verici bir durum... Ve bunu her gece gözyaşlarımızla ödüyorduk. Artık birbirinden farklı bin kişiyle yüreği minik bir çocuğun yılları alacak serüveni böylece başlamış oldu. Önü görülemeyen her gün yapılan rutin işlerden farklı pek bir şey de yoktu zaten. Davranışların disipline edilme süreci, şiddeti iliklerine kadar her zaman hissettirmiştir.

Günler, yıllar, bu çarkın dönmesi için vardı sanki dişliler insan öğütüyordu sözde eğitim-öğretim adı altında.

’’Korku, zihni sakatlar’’ sözünü duyduğumda hep kendime sormuşumdur, neden acaba zihinsel faaliyetlere yönelik çocukların bu kadar geride olduklarını. Kendini disipline edememiş o dönemin çark savarların elindeki ürünün kalifiye olması ne kadar beklenebilir? Derken ömür tüketimi devam ediyordu, ümitvar günlerin yakında karşımıza çıkacağını yaşın merdivenlerden çıkmasıyla anlaşılıyordu. Anlaşılamayan yaşamın devamı, yılların geçmesiyle kendini kaybediyordu, yerine kıvılcımların tutuşmaya yakın olduğu bir zaman dilimine gebeydi. Ve o yıllar nihayet yüzümüze ve gönlümüzün derin çizgilerine setler çizmeye başladılar.

Her doğan güneş gibi yaşamın ikinci bir ömre köprü olduğunu hissetmeye başladığımız zaman yıllara meydan okumaya başladık. Ve hala da devam ediyoruz. Bir gün yapılan gösteride ilk defa şahit olduğum lise yıllarıydı zannedersem, getirilen sloganlardan bir tanesi ‘’Allah’u Ekber’’di ve bir türlü ağzımdan çıkmıyordu bu iki kelime, bu davanın yürek devletinde başlaması gerektiğini o zaman anladım.

Herkesin imanının ağırlığı ölçüsünde imtihanında çetin olup olmayacağını hepimiz biliyoruz Ve herkes kendini şimdiden tartabilir diye düşünüyorum.

Selam ve dua…

Bu yazı toplam 944 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
M. Emin Firat
17 Ocak 2018 Çarşamba 19:08
19:08
Okunaklı bir yazı olmuş. Kalemine yüreğine sağlık
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.