Müslümanların Dünü Bugünü Yarını / Köşe Yazısı - Fuat YILANCI

14.2.2017 07:09:12
Fuat YILANCI

Fuat YILANCI

Müslümanların Dünü Bugünü Yarını

Bu çalışmamız Vahidüddin Han'ın 'Müslümanların Dünü Bugünü  ve Yarını' adlı eseri üzerine yapacağımız bir analizden oluşmaktadır. Bu eser, Vahidüddin Han'ın çeşitli bölgelerde vermiş olduğu konferanslardan ve yazdığı makalelerden derlenmiştir.

Vahidüddin Han’ın Hayatı Ve Eserleri

Mevlana Vahidüddin Han, Hindistan’ın Azamghar şehrinde 1925’te doğmuştur. Geleneksel İslamî eğitimini tamamladıktan sonra, Mevlana modern düşünce üzerinde odaklanmıştır. Hem klasik İslami öğretim alanında hem de modern bilim de kendini yetiştirmiş olan Mevlana, araştırmaları sonuncunda ulaştığı ve bundan sonraki hayatında kendisine görev olarak addedip kendini ona adadığı, günümüz İslami ilimlerin metodolojisi ve dili ile ilgili çalışmanın gerekliliği sonucuna varmıştır.(Cumhuriyet Üni. İlahiyat fak. Dergisi.s101)

Müellifin ilk kitabı olan ‘Yeni Dönemin Eşiğinde’ 1955 yılında yayınlanır. Bir başka eseri (İslam Meydan Okuyor) başlığı ile Arapça ve Türk dilinin yanı sıra birçok dünya dillerine çevrilmiştir. Hatta bu eser Arap–İslam dünyasında en çok satılan eserler arasına girmiş ve eserin birçok baskısı yapılmıştır. Bu eserin önemi, modern düşünce üzerine İslamî bakış açısına dayalı bir kritik olması hasebiyle, birçok Arap-İslam üniversitesinde okutulan kaynak eser olmuştur.  Diğer Eserleri: Peghambar-e İnkılab,  Tecdîdü Ulûmi’d-Dîn, el-İslamü ve’l-Asri’l-Hadîs, Hikmetü’t-Dîn’dir.

İslam medeniyetinin doğuşuyla beraber Roma ve Yunan medeniyetinin tabii ilimleri, Müslümanların yeni araştırmalar yapma ve tecrübe kazanma arzularını kamçılıyordu. Böylece Müslümanlar bu tabii ilimlerden yeterince faydalanıyorlardı. Netice olarak Müslümanlar bir zamanlar, ilim ve sanayi alanındaki ilerlemenin nimetlerinden bugün Batılılar gibi istifade ediyordu. Bilimsel çalışmaların neticesinde fizik, kimya, astronomi ve matematik alanlarından göz kamaştırıcı sonuçlar elde edilmiştir. Buna karşın Avrupa'nın teknik ilmi Müslümanların ileri sanatları karşısında dikkate alınacak değerde değildi. Müslümanlar her defasında öylesine ilerlemişlerdi ki; başkalarına sadece bu ilerlemeyi taklit etmek düşüyordu. Bilimsel teori, kuram ve yasaların geliştiği böyle bir ortamda sorulması gereken soru ise; bize, İslam dünyasına ne oldu?

17. asırda İslam askeri gücü tehdit ve tehlikeyle karşılaştı. Daha 18. asra girmeden Avrupa'nın askeri tekniği Müslümanlarınkine galip geldi. Avrupa, İslam ülkelerini önce ekonomik yönden dize getirdi, bilahare de siyasi boyunduruğu altına aldı. Bu siyasi hâkimiyetten sonra Batı menfaatleri, orta çağ şartları içinde bulunan İslam âleminin pazarlarını şarkın sanatlarına hâkim olan teknik ürünleri olumsuz etkiledi. İslam dünyası daldığı derin uykudan bir türlü uyanamadı.

Metot Hatası

İslam medeniyetini bu kadar derin uykuya daldıran şey neydi? Vahidüddin Han’a göre bunun sebebi İslami direniş hareketinin karşısındaki düşmanın mahiyetini iyi kavrayamamış olmalarıydı. 13. asırda Müslümanlar; teknik, ilim medeniyet ve siyaset yönünden dünyanın efendileri iken Avrupa, Arapçanın öğrenilmesini ve İslami ilimlerin ele geçirilmesini kararlaştırdı. Dünyanın 'kalkınma asrı' olarak tanımladığı bu büyük olay işte bu kararın neticesidir.

Batı, kendi silahımızla bizi yenmek için ilimlerimizi öğrendi. Medeniyet ve edebiyatımıza iltihak etmedi. Sadece Müslümanların güçlenmesini sağlayan ilimleri öğrendi. Bize gelince, kendimizi Batı ilimlerini elde etmeye çağırdığımız zaman, müstemlekeci(sömürgeci) efendilerin gözünde medeni görünmek için Batı medeniyetinin sırf görünüşünü taklit etmeyi hedefledik.

Batının Haçlı Ruhu

İslam'ın doğuşundan kısa bir süre sonra Müslümanlar muhteşem bir medeniyet kurmuşken, Avrupa ortaçağ karanlığında yüzüyordu. O dönemde Müslümanlar Yunan, Mısır, İran ve Roma ilimlerinden istifade etmişler, bu ilimleri geliştirmişler, ilim ve tekniğin yegâne önderi olmuşlar. Öğrenciler bugün nasıl Batı üniversite ve enstitülerine akın ediyorlarsa o zaman da Gırnata, Kurtuba, Bağdat, Şam ve kahire eğitimin cazibe merkezleriydi. Bu bilimsel gelişmelerin yanında siyasi gelişmelerde eklenince Batı, Müslümanlara karşı haçlı seferi diye anılan iki yüz senelik bir savaş başlattılar.

Müslümanları siyasi bir zaferle yenemeyeceklerini anlayan Batılılar, taktik değiştirerek, Müslümanların ilimlerini elde edip sonra onları kendi ilim ve teknikleriyle yeneceklerdi. Bunun birinci yolu ise misyonerlik faaliyetlerini başlatmaktı. Bu faaliyetler neticesinde Batı bizim ilimlerimizi benimseyip geliştirince dünyaya hâkim oldu. Biz ise Batı ilimlerini öğrenip onlara bir şey eklemeyince sadece nakilci, taklitçi ve batı düşüncesinin köleleri olarak anıldık. Bunun sebebi ise bizi Batı ilimlerini öğrenmeye sevk eden faktörün, Batıyı bizim ilimleri öğrenmeye sevk eden faktörle aynı olmamasıydı.

Bizdeki Taklitçi Ruh

Seyyid Ahmet Han'a göre çağdaşlaşmadan anladığımız Avrupalılar gibi giyinmek ve onlar gibi davranmak gibi yanlış bir mantığa sahip olmamızdır.  Bu ise kabuğu Müslüman özü İngiliz olan bir kültürün doğmasına neden olmuştur. Özellikle asırlarca İslam âlemine liderlik yapmış ve doğu-batı arasında köprü görevinde bulunan Türkiye'de buna benzer bir batıcılık macerası başlamıştır. Türkiye'nin bu hayali yolculuğunda çağdaşlık adına yaptığı bazı inkılaplar(Latin harfleri, şapka kanunu) kanlı sonuçlanmıştır. İslam ülkeleri, ilerlemeden maksadın batı yaşayışını taklit ve dillerini öğrenmekten ibaret zannetmişlerdir. Bundan dolayıdır ki kendi petrol ve öz kaynaklarını bizzat çıkarıp işletecek teknik seviyeye ve kabiliyete ulaşamadılar.

Modern Çağda İslami Hareketler

-Direniş Hareketi

Cemaleddin Afgani (1838-1897)  ve Ebul Kelam Azad (1888-1958) öncülüğünde kurulan bu harekete göre, Batı ülkelerinin hala İslam ülkelerine hükmetmeleri ve bu hâkimiyetin dün siyasi ve askeri iken bugün sanayi ve iktisadi olarak değişmesidir. Batının bu hâkimiyetinin daha şiddetli olduğunu görmekteyiz ki bu da İslam devletlerinin gerçek manada bağımsız olmadıklarını göstermektedir.

--Muhafazakâr Hareketler

Alleme Şıblı Numan( 1857- 1914) öncülüğündeki bu hareketin temel özelliği ise daha çok din eğitimini yaygınlaştırmaya yöneliktir. İlimlerin inşası için geleceğe yönelik kalkınma planını değil, Peygamberimizin dönemine dönmek gerektiğini savunur. Bu hareketin öncüleri, din eğitiminin sadece Arapça din bilgisine münhasır olmayıp çağdaş düşünce içinde İslam’a layık olduğu yeri vermek gerektiğini kavrayamadılar. Dini mekteplerde yetişen nesil, şüphesiz klasik İslami bilgileri öğrendiler; fakat İslamiyet onların tefekkürlerinin gerçek ve kopmaz bir parçası haline gelemedi. Bu neslin öğrendiği İslamiyet, kendilerinin fikri gıdası olacak İslamiyet yerine, teferruat ve kabuk mesabesindeki (değer) İslami bilgilerden ibaretti. Herhangi bir eğitim, iktisadi temelden mahrumsa hayatta önemli bir yer işgal edemez. Eğitimin finansmanı ve mezunların istihdamı şarttır.

-İhya Hareketi

Bu hareketin hedefi İslami bir düzen oluşturmaktır. Bütün problemlerin kaynağını İslami bir idarenin olmayışına bağladılar. Ancak bu düzeni oluştururken asrın fikir yapısına göre hareket etmedikleri için yaşama imkânı bulamadı.

-Islah Hareketi

Bu harekettin öncüleri olan Seyyid Ahmet Han ve (1917-1908) ve Ahmed Kadiyani(1840-1908)'ye göre siyasi güçlerle çatışmaya girmeden sahada çalışma zemini oluşturmamız gerektiğini ve Batıyı siyasi hamlelerden uzak eğitim ile İslama davet etmekle ancak mümkün olacağını savunmuşlardır. Ancak fikirlerini doğru bir üslup ifade edememeleri ve 19. asrın fikirlerini Kurana tatbik etmek hatasına düşerek başarısız oldular.

Vahidüddin Han,  Müslümanların zihnindeki Allah tasavvuru ile Batıdaki tasavvurun farklı olduğunu, Batıda insan suretinde yaratılmış bir ilah tasavvuru var iken, Müslümanlarda ilah suretinde yaratılmış bir insan fikri söz konusudur. Bu geleneksel inanç ile gerçek ilim arasındaki kopukluktan dolayı Allah'ı reddetmeleri ile sonuçlanmıştır.

Vahidüddin Han'a göre, yeni imkânların İslami fikriyatını yaymada daha hızlı ve uygun olduğu, Hz İsa'nın iki bin yıl önce mesajını belli hudutların dışına çıkarmakta zorlandığı; ancak günümüzde modern çağın vasıtalarını kullanarak İslam’ı bütün dünyaya yaymanın daha kolay olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre siyasi bir devrim, öncellikle sağlam bir fikir tabanına muhtaçtır. İslam sağlam bir fikir alt yapısına sahip olup Müslüman önderlerin bunu müspet faaliyetlere çevirmesi gerektiğini düşünmektedir. Şayet Müslüman güçler İslamiyeti 'müsbet' tavırlar içinde değerlendirseler, modern imkânlar İslamiyet lehine bir atmosfer meydana getirecektir.

Halimiz ve Çaremiz

Bugün Müslümanlar her yerde sömürgeciliğin kurbanları olarak perişan vaziyetteler. Mazide çok parlak bir medeniyete sahip oldukları, günümüzde de dünyanın ikinci büyük dini çoğunluğu teşkil ettikleri halde Müslümanları bu acıklı hale düşüren nedir? Bu durum niçin meydana geldi? Bu zelil hayata nasıl düştüler? Dillerimiz hep başkalarını suçlamakla meşgul. Bunun asıl sebebi, Müslümanların zayıf oluşudur. Perişanlığımızın altında yatan acı gerçek budur. Bu dünya, savaş ve mücadele dünyasıdır. Mücadele varken ağlamanın bir faydası yoktur. Modern çağın bize verdiği fırsatları kaçırıp da durmadan ağlamaya, bağırıp çağırmaya devam eder ve habire başkalarını suçlar durursak bu halimiz sadece mağlubiyetle değil, aptallık ve basiretsizlikle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. O halde ne yapmamız gerekiyor ve nasıl güçleniriz? Kur’an’ı Kerim bu soruya şöyle cevap veriyor: "Gücünüzün yettiği kadar, hem sizin hem de Allahın düşmanlarını korkutacağınız kuvvet ve cihad atları hazırlayın."(Enfal 60)  Burada kuvvetten maksat korkutucu kuvvettir. Yani korkutucu vasfına sahip her türlü silahlardır. Günümüzde ise ilim ve teknoloji, kuvvet ve ilerlemenin sembolü haline gelmiştir.

Vahidüddin Han'a göre Avrupa devletleri ilmi çalışmalara önem vererek ekonomik ve bilimsel üstünlükleri sayesinde Müslümanlara hâkimiyet kurdular. Japonya gibi bir ülke 2. dünya savaşında yerle bir olmasına rağmen oturup hallerine ağlamadılar. Vatanlarını yeniden inşa yoluna girdiler. Eğitime büyük önem vererek işe başladılar. Öyle ki; öğretmenlerin maaşı bakan maaşı seviyesindeydi. Bu inşa hareketi sonunda kısa zamanda eğitim alanında dünyanın güçlü devletlerinden biri oldu.

Bağımsız İslam ülkelerinin orduları kendi ülkelerini fethetmekle meşgul oldular. Gün geçmez ki bu ülkelerde ordu tarafından idareyi ele geçirmek için başarılı veya başarısız bir darbe teşebbüsü yapıldığını duymuş olmayalım. Böyle bir ortamda yapmamız gerek ilk şey, yeni nesillerimize, varoluşlarının gerçek manasını, kim olduklarını, hangi asırda yaşadıklarını ve bugünkü dünyada layık oldukları mevkiye nasıl ulaşabileceklerini kavratabilmemiz için İslam âleminde yeni bir mücadele başlatmamız gerekir. Bu mücadelede kendimize ilk sormamız gereken soru şudur: İşe hangi noktada başlayacağız? İslam medeniyeti; Yahudi ve Japonlar gibi eğitim ve eğitmene önem vererek işe başlamalıdır. Oluşturacağımız sağlam bir temel aynı zamanda sağlam bir binanın habercisi olacaktır.

Müslümanların Dünü Bugünü Yarını, Prof.Dr. Vahidüddin Han, Gonca Yayınları

 

Bu yazı toplam 1739 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Ramazan çetin
14 Şubat 2017 Salı 07:47
07:47
Islamın dünü parlak geleceği karanlık olmuş
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.