Hangi İslami Kimlik? / Köşe Yazısı - Esma BOZKURT

26.9.2019 23:15:13
Esma BOZKURT

Esma BOZKURT

 

Hangi İslami Kimlik?

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla…

Kimlik sorunu asırlardır insanoğlunun gündemini meşgul eden ve en büyük krizlerin yaşandığı alan olarak önümüzde durmaktadır. Geçmişten bu yana tarihimize baktığımızda bu (krizin) problemin yaşandığına dair somut verilerle karşılaşmak güç değildir. Türkiye’nin tarihinde ulusçuluk düşüncesi bağlamında krizin niteliğini net bir şekilde görebiliriz. Bu bağlamda Türkiye’de baskın kimliklerin İslam mı yoksa ulusçuluk mu olması gerektiği konusunda seçim alanı daraltılmıştır. İslam coğrafyası bu hususta sürekli bir baskıya ve dayatmaya maruz bırakılmıştır. Yaşanan olaylarda dini fikirlerin birçok kişiye hâkim olduğu, laik fikirleri savunduklarını söyleyen kişilerin bile İslami fikirleri mutlak manada terk edemediklerini müşahede ediyoruz.

Bir yandan İslami kimliğe sahip, hâkimiyeti Allah’a mahsus kılan kitle; diğer yandan da ısrarla askeri müdahale dediğimiz darbelerle laikleşme, ulusçuluk fikriyle Müslümanları baskılara maruz bırakan tablo… ”Teoride hem ümmet,  hem de ulus- devlet, bir fertten sadakat önceliği istemektedir ve hem laik, hem de İslami fikirlerin varlığı bir kimlik krizi ortaya çıkarmıştır.” (1)

Günümüzde de aynı şekilde tarihin tekerrüründen ziyade hataların tekerrürü kaynaklı bir kimlik krizinin yaşandığı aşikârdır. Bu kimlik sorunu çözümlenmediği müddetçe insan varlığını sürdürememe, en kötüsü insan varlığının kaybolma riski ile karşı karşıya kalınacaktır. Çünkü kimlik, insanın kendisini toplum içerisinde bir alana, bir duruşa bürüyüp konumlandırmasıdır. Hangi değerlere sahip olduğunu, neyin karşısında durup neyi desteklediğini ilan etmesidir. Kimden olduğunu belirlerken kimlerden olmadığını da ortaya koyup “La” nın sınırlarını belirlemektir kimlik…

Buradan hareketle bir Müslümanın sahip olması gereken kimlik sorusu gündeme gelir. Bu sorunun cevabının Müslümanlık iddiasında olan herkes için “İslami Kimlik” olacağı genel geçer bir kabuldür. Ancak bu cevap beraberinde daha acı olan bir soruyu getirir ki o da “Hangi İslami kimlik ?” sorusudur. Son soruyla beraber kimlik alanında krizin ve bunalımın ilk adımı atılmış olur… Evet, evet hangi İslami kimlik?

*Önünde arkasında sosyalist, liberal, milliyetçi, laik, demokrat tanımlamalarının olduğu bir kimlik mi?

*Ya da toplumun tüm sorunlarına kayıtsız “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” misali zahidâne yaşamına devam eden, çektiği zikir ve kıldığı nafile namazların sayısında yarışan İslami kimlik mi?

* Ya da modanın kurbanı olmuş, ayak uydurayım diye tavizlerinin ardı sonu gelmemiş; lüksün, refahın ve israfın kol gezdiği insancıkların İslami kimliği mi?

* Daha güncel olanı ile kapitalizmin ağına takılmış, ihtiyaçların ihtiyaç değil de tüketim çılgınlarının ve para babalarının emrettiği zorunlu alan “Onda varsa bende de olsun.”, “Benim ondan neyim eksik” diyen ve üretilenlerin mahkûmu olan İslami kimlik mi? İş bu ya, bu çılgınlar İslami kimlik adı altında mangalda da kül bırakmazlar... Bir yandan da kapitalizmin en ideal köleliğini ve İslami kesimdeki aktör temsilciliğini yaptıklarının farkında bile değillerdir.

 

“Hangi İslami kimlik?” başlığı altında –maalesef ki-bu maddeleri çoğaltabiliriz. Ancak burada asıl sorgulamamız gereken hangi sorusunun cevabı olmalıdır. Bu cevapla amaç yeni bir kimlik icat etmek değildir elbette. Hatta “hangi” kavramını da bir kenara bırakarak “İslami Kimlik” vasfının özüne inip, bu kimliğin kaynağını sağlam iki kulpa –Kur’an ve Sünnet- bağlayarak varoluşunu sürdürüp anlamlandırmak olmalıdır.

Kapitalizm, modernite, sekülerizm gibi popüler kültürlerin kimliklerimizde meydana getirdiği krizi görmezden gelmemiz mümkün değildir. Dünyevileşmenin giderek arttığı bu modern çağda benliğimizi, kişiliğimizi yozlaştıran, kimlik olmaktan çıkaran ve bize ait olmayan dünyanın değerlerine bağımlı kılan bu durumdan arınmamız elzemdir. Bu savrulan kimliğin idame ettirilmesi ve yozlaşmanın çözümü olarak genel çerçeveyi ”İslami Kimlik” olarak belirtmiştik ancak burada kırılma noktası sahip olunması gereken İslami kimliğin temel özellikleridir. 

 

Bu savrulmaya ancak ve ancak tevhid ve takva temelli bir duruş ile karşı konulabilir. Gerek ferdi gerekse toplumsal alanda olsun İslami kimliğin oluşması, tamamlanması yalnızca tevhid inancıyla sabittir. İslami kimliğin “besmelesi” hükmündedir tevhid.. “Tevhid” insanı bütün tortularından sıyırıp, “la” diyerek tüm fazlalıklara hayır dedirtip yalnızca Allah’a kulluk ettiren ve geriye sadece ümmet kimliğine kavuşturan akide gibi akidedir. Allah’ın boyası ile boyanmış salt Allah merkezli bir kimliğe sahip olmak demektir. Bu boyadan bağımsız olarak tahayyül edilen alanların tamamı kimliği yok edip dışlamaya, terketmeye programlanmıştır. Tevhid burada kimliğin çerçevesini “Ben kimim? Kimden geldim? Kime gideceğim? Sorularının cevabı olup kullukla belirginleştirir. Takdir edilir ki bunun tohumu beşikte daha ötesi anne karnında atılır. Şayet akidenin ilk adımı olan bu tohum, etrafındaki çer çöpten arındırılmadan sağlam bir şekilde atılmamışsa geleceğe yönelik kriz kolaylaşıp kaçınılmaz olacaktır. Bu sebeple yapılacak öncelikli iş tevhidi yüreklerde diri tutmak ve korumaktır.

 

İslami kimliğin iskeleti konumunda olan bu tevhid, kendisini besleyen azığı da “Takva”dan alacaktır. Çünkü İslami kimlik muttaki olduğu ölçüde güçlü, dirayetli ve uzun süreli olacaktır. ”Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileri olanınızdır”(Hucurat-13) ayet-i kerimesince kimliği en üstlere taşıyan, en değerli olanın katında kişiyi en değerli kılan unsur olacaktır, takva.

 

İslami kimlik “tevhid” temeline oturtulup “takva” elbisesini de giydikten sonra bu elbiseyi dış unsurlardan koruyacak “mücadele” ruhuna da sahip olmalıdır. Nitekim kimliğe aykırı, değerlere yabancı unsurlara karşı dirençli bir mücadele olmazsa deformasyon çok çabuk gerçekleşecektir. Temel taş olan tevhid ve azık hükmündeki takva, ayetin de teşbihi ile rüzgârda savrulan kül misaline dönecektir. (İbrahim14/18) Bu sebeple kimlik mücadeleci, direnişçi bir ruha sahip olmalıdır. Aksi halde tehlike arz eden egemen güçler mücadeleden yoksun, pasif kimlikler için pusuda beklemektedir. Aslına baktığımız zaman -dünden bugüne- İslam düşmanları şunu çok iyi biliyorlar ki sömürüye, yozlaşmaya karşı durabilecek; bu motivasyonu, direnişi içten sağlayabilecek tek güç İslam’dır. Asırlardır diğer dinlerden ziyade İslam’a, Müslümanlara uygulanan zulmün temelinde İslami kimliğin sahip olduğu bu vasıf yatmaktadır. Bu veri bile bizlere İslami kimliğin sahip olması gereken mücahit, mücadeleci ruhu ispatlar niteliktedir. 

 

Önemli üç unsurun ardından sahici bir İslami kimliğe bürünmek isteyen Müslümana “Tevbeten Nasuha (samimi tevbe)” ile “Bismillah” deyip denize girmek düşer. Kimliklerimizde ve yüreklerimizde oluşan siyah noktalar temizlenmezse sırat-ı müstakim ekseninde bir kimlik ibraz edilemeyip gelecek krizlerin karanlığına gömülecektir. Tevbe olmadan temel taş olan tevhid de yerine oturmayacak, takva da azık hükmüne geçemeyecek, mücadele de mücadele olmaktan çıkıp “Hangi İslami kimlik?” sorusunun çoğaldığı dipsiz denizdeki mücadeleye dönüşüp boğulacaktır. Tevbe ile tüm kirlerden arınıp ilkeli, kararlı bir şekilde tevhid, takva ve mücadele temelli bir duruş ile asıl İslami kimliği gerçekleştirmeliyiz. Ramazan Kayan Hoca’mızın bu İslami kimliğin sınırlarını belirten ve yazıyı özetler nitelikteki İslami kimliğe dair zikrettiği vasıfların birkaçı ile sonlandıralım:

 

…“Bu kimliği kuşanmak sorumluluk almaktır… Günü kurtarmaya değil çağa mührünü vurmaya adaydır… Bağlı olduğu değerler dünyasını inşa etme hedefine yöneliktir… Bu hedefin maliyetini doğru yapar ve istenen bedeli vermekten kaçınmayan bir kimliktir…

 

Bu kimliğin kıblesi de belli Kitab’ı da bellidir…

Bu kimlik her nabza ayrı bir şerbet sunmaz…

Her araziye ayrı bir renk taşımaz…

Her kulağa ayrı bir ses olmaz…

Her göze ayrı bir poz vermez…

Çünkü bu kimlik haniftir… Sadece tevhid ve takva kokusu taşır…” (2)… 

 

Tüm kimliklerin sahibi olan Allah’a hamd ve asıl kimliğin can bulduğu Peygamberine selam olsun… Asıl kimliğe sahip olanın kimliğini kuşanma duası ile…

Dipnot:

1. Abdullah Ahsen, Çağdaş Müslümanın Kimlik Krizi (İstanbul: İnkılab Yayınları,1986), 8

2. Ramazan Kayan, Vahyin Gölgesinde Kimlik İnşası (İstanbul: Çıra Yayınları, 2010),  21.

 

Bu yazı toplam 222 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.