Nassın Marifetiyle Dünyevileşmek

29.2.2020 21:04:17
Nassın Marifetiyle Dünyevileşmek

 Nassın Marifetiyle Dünyevileşmek

1-Giriş 

Modern insan diğer insandan farklı olarak etiketi ile onure olur. Etiket onun için çok şeydir hatta çoğu zaman her şeydir. Okuduğu okul, aldığı diploma, gömleğinin markası, saçının şekli ve hatta içtiği sigarasının markası bile onun için önem taşır ve aslında onun için yaşama tutunmanın vasıtalarıdır. “İnsan ne ile yaşar?” sorusunu sorma ihtiyacı bile hissetmez. Çünkü etiket onun için güçtür.  

Aslına bakarsan modern insan için güç olan her şey, hakikatte bağımlılıktır ve dolayısıyla güçsüzlüktür. Dolayısıyla bireysel gelişimi tamamlamamış olmanın verdiği eksikliği, bağımlı olduğu objelerle doldurma çabasıdır. O her eksikliğini bir objeyi özneleştirir. Kendi şahsiyetini daha çok cilalama ihtiyacı hisseder. Özneler arttıkça kendisi nesneleşir.

Bir yönüyle durum böyle iken postmodern varlık için durum çok daha vahimdir. Modern zihnin felsefi bir dayanağı, bir ütopyası, bir hayali, bir bilgi teorisi varken postmodern zihnin böyle bir endişesi de yoktur. Yani tamamen bağımlıdır. Özgür olduğunu söylerken bile bir alkışa ihtiyaç duyduğunu, bir pohpohlanmaya muhtaç olduğunu söylemek için niyet okumaya gerek yoktur.

Postmodern varlık; alkışa, takdire, imaja bu kadar bağımlı iken, farklılığı bile kendi dışındakine karşı bir imaj endişesiyle tercih ederken, bu tercihlerin kendisine dayatıldığını hissetmez. İmaj endişesinin kendisine dayattığı her tercihi kendi tercihi zanneder. Bu açıdan postmodern insan her yönüyle bağımlıdır. Modern dünyanın kendine sunduğu imkânlardan faydalanmak için insanlıktan ne kadar ödün verdiğini tartışma ihtiyacı bile duymaz. Tabii tüm tanımlarını bu bağımlı zihinle yaptığı için de dünyayı ve kavramları tanımlaması da sorunludur. 

2-Modern Çağın Müslüman’ı ve Nassla İmtihanı

Nass yani vahiy Müslüman’ın anlam dünyasının mimarıdır. O geçmişte ilkelerini de tanımlarını da nass üzerinden yaptığı için, kendi içinde çelişkiler yaşamıyordu. Ancak modern çağda bireyler bu açıdan ciddi bir kafa karışıklığıyla karşı karşıyadırlar. İlkelerini nasstan yani Kur’an ya da sünnetten alan Müslüman, tanımlarını modern zihin üzerinden yapmaktadır. En büyük çelişkisi de burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü değer dünyamızı en az ilkelerimiz kadar tanımlarımız da belirler.

Nass üzerinden ilkelerimizi belirlerken tanımları nassın ya da nassın oluşturduğu geleneğin dışından almak, modern İslam düşüncesinin en büyük çıkmazı ve ümmi toplum ile çatışmasının en büyük sebebidir. Zira anlam dünyası ve pratiği nassın gölgesinde oluşmuş bir geleneğe dayanan toplum, ilkesel ve inanç olarak kendilerinden olan fakat dini pratik, yaşam biçimi ve anlam dünyası açısından batılı olan aydın zümresini her zaman samimiyetsiz ve bazen de komik bulmuştur.

Kanaatimce aydınlanmacı sol zihnin özgüveni, hem ilke hem de tanım bazında tam olarak batılı olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisi anlam dünyası itibariyle bu topraklara ait değilse de kendi içinde tutarlı bir dünyası vardır. Ancak modern Müslüman’ın daha evvel bahsettiğimiz çelişkisi onu özgüvenden mahrum bırakmaktadır.

3-Bir Hadisin Yorumu Üzerinden Nass Marifetiyle Dünyevileşmek 

Hz. Peygamber’in (a.s.) “Güçlü mü’min, Allah’a, zayıf mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir.” (1) hadisi üzerinden konuyu örneklendirirsek aslında durum tam olarak şöyledir:

Özellikle İslamcı olarak tanımlanan kesimler gerek Türkiye’de gerekse dünyanın diğer ülkelerinde İmparatorluğun çöküşünden sonra yaşadıkları travmanın temelini güçsüzlüğe dayandırdılar. Dolayısıyla güçlü Müslüman olmanın nassın bir gereği olduğunu söylediler. İlkesel olarak bu doğrudur, yani Hz. Peygamber’in (a.s.) ifade ettiği gibi Müslüman güçlü olmalıdır. Fakat gücün tanımını, nassın yaptığı gibi yapmadılar. Gücün tanımını Batı’nın anlam dünyasıyla yaptılar. “Güç nedir?” sorusunu sorma ihtiyacı bile hissetmediler. 

Bu sebepten, özellikle modern İslamcı hareketler hemen hemen dünyanın her yerinde, kendi ilkeleri ile çelişen bir anlam dünyasına sahiptirler. Toplumun üstünde olmayı, en üst makamları kapmayı, helal haram sınırlarına dikkat etmeden kazanmayı, takdir edilmeyi, daha fazla alkışlanmayı güç zannedenler daha fazla alkışlanmak, daha fazla reklam olmak için ilkelerinden taviz vermekte hiçbir beis görmediler. Hâlbuki asıl zayıflık budur.

Bireysel gelişimini tamamlamamış, bireysel bir eğitime (zühd) tabi olmamış, dinin kendine değil, topluma geldiğine inandırılmış, gücün karşısında eğilen kişiler; popülist ve zengin cemaatler, bireyler ve tarikatlar gücü parada ve lükste aradıkça daha çok bocaladılar. Geleneksel ve yaygın eğitim kurumlarını kaybetmiş olan toplum, bahsi geçen bireyler ve cemaatler eliyle dünyevileşmeyi güç zannettiler. 

Tabii en feci olanı, nassın marifetiyle her ilkesizliğimize bir kulp bulacak yüzsüzlükte olmamızdı. Gücün tanımını modern anlam dünyasıyla yapan bireyler, her ilkesizliklerine bu ve bunun gibi ayet hadisler üzerinden bir kutsiyet atfettiler. Hâlbuki ayet ve hadisler gücün tanımını çok farklı yaparlar.

Zühd, tasavvuf ve Ahlak geleneğimiz gücün tanımını çok farklı yapar. Bin bir gün sabır, şahsiyet, diğerkâmlık, sevgi merhamet eğitimi alan tasavvuf erbabı; gücü, bireysel eğitimde, bireysel gelişimde ve ihtiyacından fazlasına tamah etmemekte bulmuştu. 

Kur’an daha ötesini söylüyordu; “Eğer mü’minseniz (gerçekten iman ediyorsanız) siz zaten üstünsünüz…”. (2) Bu ayetin mefhum-u muhalifi;  “gücü ve izzeti imandan başka bir yerde arıyorsanız siz zaten zelilsiniz” demektir. 

4- Sonuç Yerine Bir Hikâye 

Mısırlı ünlü film artisti Mediha Kamil, ülkenin en ünlü ve en çok para kazanan artistidir. Ama mevzubahis hadisle ilgili yaptığı yorum ilginçtir. Bir gün Rasûlullah’ın (a.s.) bir hadisini okudum: “Güçlü mü’min, Allah’a, zayıf mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir.” Bu hadisi çok uzun bir süre düşündüm. Allah’ın, kullarının güçlü olmasından hoşlandığını fark ettim ve güçlü olmaya karar verdim. Hayatımı gözümün önünden geçirdim. Ün, şöhret, para ve renkli sahneler, hayatımdaki en zayıf şeylerdi ve beni de zayıflatıyordu. İmanın, kalp huzurunun ve sükûnetin kıymeti ve gücü ise, bunlarla kıyas edilemezdi.” 

Mediha Kamil, bundan sonra tüm film tekliflerini reddeder. Sebebi çok anlaşılır ve nettir; çünkü alkışa ve popülizme bu kadar bağımlı olan bir kişi güçlü olamaz inancındadır. Güç ise aslında mümkün olduğunca az şeye muhtaç olmaktır. Bu gün Batı’nın sanayisinin de, kapitalizminin de en büyük gücü; kendi dışında kalan bizim gibi toplumların eşyaya olan ihtiyacı, bağımlılığı ve eşyayı özne haline getirmesi sayesindedir.

Sonuç itibariyle nass (ayet ve hadisler) güçlü olmayı emreder, ancak gücün tanımını da yaparlar. Biz ise ilkeyi nasslardan, tanımı ise modern zihinden almaktayız. Öyle olunca ilkelerimiz ile anlam dünyamız çelişiyor. 

Güçlü insan ise kimseye aldırış etmeden iyi kul olabilen, daha az bağımlı olan, özne olan insandır.

Dipnot:

1- Müslim, Kader, 34

2-Ali İmran,3/139 

Bu haber toplam 175 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama