Çocuğunuzla Yirmi Dört Saat / Köşe Yazısı - Cevdet BALLI

8.5.2019 23:03:31
Cevdet BALLI

Cevdet BALLI

 Çocuğunuzla Yirmi  Dört  Saat

Sıcak yatağınızda,  güzelliği tarif edilemeyen insanı sarıp sarmalayan uykunuzun en tatlı anında karanlığı yaran ve ilahi nağmeleri anne ninnisi tadında kulağınıza fısıldayan bir ezan sesini haykırır evren. Esseletu hayrun minen nevm (Namaz uykudan hayırlıdır)  diyen Rabbinizin sözüne kulak vererek dünya yorgunluğunu giderme adına bedeninizi dinlendiren uykunuzdan uyanın. Ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirecek namazla tüm yorgunluklarınızı dindiren, sizi asıl huzura kavuşturacak olan Allah’a sığınmak için harekete geçin. Bu mübarek sesi duyduğunuzda kalkın yatağınızdan hızlıca, huzura layıkıyla çıkmak için güzel bir abdest alın; günahlarınızı döken soğuk suyla. Huzura çıkmak, huzur bulmak, mutlu olmak Allah’ın emanet olarak gönderdiği çocuğunuzun hakkı değil mi? Allah’ın merhametinden ve şefkatinden daha mı üstün vicdanınız? Allah ile kulun, evladınızın namazla buluşmasına engel olmayın. Çocuğunuzu da uyandırın, ‘’kıyamam yavruma’ diyerek onun hayrına olanı ondan esirgemeyin. Allah’ın huzuruna kavuşmaktan daha büyük bir huzur ve hayır olamaz. Bak müezzin ne diyor: “Namaz uykudan hayırlıdır.’’ Yanlış olsa her sabah haykırır mı bunu müezzin? Ve dünyanın her yerinden binlerce insan bu eşsiz sesin büyüleyici ahengine kapılıp sığınır mı Allah’ın evine? Allah ile size O’nun size bağışladığı emaneti buluşturma adına evladınızın elinden tutun ‘ huzuruna geldik ya Rab’ diyerek düşün yollara. Tatlı uykusunda, duyduğu ilahi çağrıya kulaklarını tıkayan, ısrarla tekrar uyumaya, uykularında kaybolmaya çalışanlara inat, yolları ayak sesinizle inleterek…

Allah’ın evine geçin; namazınızı kılarak, duanızı ederek sığının Rabbinize. İç dünyanızdaki tüm buhranlarınızı, acılarınızı, korkularınızı, kaygılarınızı paylaşın ‘hakiki Dost’la… Tüm derinliğinizle tüm içtenliğinizle konuşun O’nunla… Dualarınızla bu müthiş evreni size bağışlayan Yüce Allah’a hamd edin. Evrenin uykudan uyandığı, güneşin huzurunu yaymaya başladığı sabahın bereketini yaşayın ve feyz alın o mübarek vakitten.

Sonra geçin Allah’ın bu dünyadaki ilk evinizden sonraki ikinci evinize, yaşadığınız yere. Balkonunuzdan güneşin doğuşunu izleyerek bu müthiş mucize anına şahit olun. Güneşin üstüne doğduğu değil, güneşin üstüne doğan insanlar olarak her gün yaşadığımız fakat kıymet bilmediğimiz zamanın akışını izleyin. Şahit olun ki zaman su gibi akıp giderken aslında gidenin ömrünüz olduğunu fark edin artık. Evladına dönüp ona hayata geliş nedenini anlat.  Ve de ki:

 “Bak evladım! Güneş her gün doğudan doğar ve batıdan batar. Güneş bu hayatı yaşanır kılan en büyük etkendir. Gün gelecek o güneş batıdan doğacaktır. İşte o gün herkes için son gün olacaktır. Gördüğün ve asla biteceğine inanmadığın bu muhteşem düzen yerle bir olacaktır, sonra herkes ameliyle baş başa kalacaktır. Yavrucuğum! Vallahi o gün ben bile sana yardım edemem. O gün için hazırlığını yap. Geç olmadan, ecel kapına dayanmadan…’’

Sonra tüm aile bir arada olmanın önemini bilerek birlikte güzel bir kahvaltı yapın. Gün içinde yapacaklarınızı konuşun. Hanımınıza bugün ne yapacağını sorun, onu dinleyin, onları önemsediğinizi ve onlara değer verdiğinizi hissettirin.

Telefonunuzu ve arabanızın anahtarını evde bırakın bugün. Bir kitapçıya uğrayın ilk olarak evladınızla. Kitapların gizemli yolculuğunu görmesini sağlayın, her kitabın ayrı bir dünya olduğunu anlatın. Yüce Allah’ın kutsal kitaptaki ilk emrinin “ Oku’’ olduğunu da anlat. Allah’ın emrine itaatin ne kadar güzel bir hareket olduğunu anlaması için birkaç kitaba dokunmasını ve hatta almasını sağlayın. Ancak zihnimizi kirleten ve dinimizi yok sayan, değerlerimize savaş açan kitap, gazete ve dergileri almaması gerektiğini de bilsin. Kitap için yaptığın fedakârlıkları, harcamalarını göz ardı etme olgunluğuna ulaşma erdemini kazanmasını sağla. Bir kitapla karanlığa açılan aydınlığı, çocuğunun ufkundaki ilerlemeyi, hayata insanlara dair edineceği empatiyi, bir hikayeden binlerce hikayeye açılan hayatları öğrenmeyi hediye et. Binlerce tecrübeyi kazanmasını sağladığın evladına dön ve de ki:

“Bak evladım! İnsanın maddi ve manevi iki yönü vardır. Aldığımız kıyafetler ve yediğimiz yemekler bedenimiz için gerekli iken aldığımız kitaplar ve ibadetlerimiz de ruhumuz için gerekli. Her daim ruhunu beslemeyi unutma. Bir denge vardır her zaman maddi ve manevi dünyamız arasında. Bir tarafı fazla beslersen terazinin dengesi bozulur. Tamir edilemez hastalıklar baş gösterir.  Biz genelde maddi yönümüzü besler ve manevi yönümüzü unuturuz. Ondandır ki paranın ve bolluğun içinde iken bile mutsuz ve sıkıntılı oluruz.’’

Sonra tutun çocuğunuz elinden, sıkı sıkı tutun o minicik ellerinden. Tek gayesi Allah rızası için çalışmak olan ve Allah için çalışmayı, çabalamayı felsefe haline getiren bir derneğe ya da vakfa gidin.  Her şeyin para ve menfaat olduğu bu dünyada para için değil Rabbi için uğraşanları göster ona. Ve deki;

“Bak evladım; Burada para geçmez, bu işler para için yapılmaz. Gönül işidir bu, aşk işidir. Burada yalnızca Allah rızası vardır, burada gördüğün ve yapılan her iş karşılıksız yapılır. Müslüman sadece kendisi için çalışmaz; Müslüman yardımseverdir, fakire, düşküne, yolda kalmışa, zulme uğrayana yardım eder.’’

Mutluluğun formülünün başkalarını mutlu etmekten geçtiğini öğrensin, karşılıksız yapılan işlerin insana verdiği hazzı hissetsin. Onun da bu hazzı tatmasına fırsat ver. Allah rızası için yapılan hayırlı işlerin sevabına ulaşmasına vesile ol.

Sonra sokaklarda, insan selinin arasından kayarak caddelerden geçin. Annenizle babanızın evinin yolunu tutun, anne baba emeğinin ödenemeyecek borcunu unutmadığınızı gösterin. Gün gelip yaşlandığınızda sizi ziyarete geleceği anı dört gözle bekleyeceğiniz evladınıza sözünüzle değil davranışlarınızla örnek olun. Anne babanızı mutlu ederek hayır dualarını almanın tarifsiz mutluluğunu evladınızla yaşayın. Babanıza ve annenize gösterdiğiniz saygının tüm insanlığa duyulan saygıyla eşdeğer olduğunu unutmayın. Davranışlarınızla, hareketlerinizle anne babanıza gösterdiğiniz hürmetle evladınıza rol model olduğunuzu unutmayın.

Babanızın ve annenizin ellerini öpün, çocuğunuzun anne ve babaya davranış konusunda ilk tohumlarının bu dönemde atıldığını unutmayın.

Allah’a anne babanızla evladınızı bir arada görme fırsatı veren kâinatın yaratıcısına şükrederek ayak seslerine hasret sokakları adımlayın. Nihayet; seni Allah’ın evine davet eden huzur verici sesi, ezan sesini duyacaksınız. İşte yine o müthiş kelime, tüm benliğini sarıp sarmalayan o ahenkli çağrı, dünyanın neresinde olursanız olun sizi çağıran o efsunlu söz: “ Lailaheillallah’’

Ellerini sıkıca tuttuğun evladına dön ve Allah’ın emanetine de ki:

“Yavrucuğum; Yüce Allah bize bu nefesi boşuna vermedi. Bu dünya imtihan dünyası, sırası gelen imtihanını verip gider. Onun için Allah tan başka gerçek yoktur, bu dünyanın tüm zevk ve renkleri araçtır. Asıl amaç yüce Allah’ın razı olacağı kul olmaktır.’’

Büyük anın kaçıp gitmesine izin vermeden, kulağınıza gelen çağrıya doğru yürüyün buluşmaya geç kalmaktan korkarak, hızlandırın adımlarınızı. Evladınızla aynı heyecanı, aynı duyguları paylaşarak Allah’ın evinin yolunu tutun. Günlük hayatın koşturmasına, telaşına kapılarak etrafınızdakilerin şaşkın gurbette olduğunu, bu dünyaya geliş nedenini unutanlara aldırmadan Allah’ın rızasına kavuşmak için hızlanın. Bakın ne diyor o müthiş çağrı: “Hayye elel felaaah (Haydi felaha)…”  Ne güzel okuyor değil mi?

Namazınızı kılıp huzurunu tüm benliğinizle hissettikten sonra sizinle saf tutan kardeşlerinizle cami avlusunda (huzur yuvasında) muhabbet edin. Hayata küsmüş, terk edilmiş ve tecrübe fışkıran yaşlıların muhabbetlerindeki güzelliğe tanık olun. Can kulağınızla şu yorucu gurbet hayatına, onların tecrübelerine, pişmanlıklarına, nasihatlerine dair sözlerini heybenize atın. Günün birinde, hiç ummadığınız bir çıkmazda sizi karanlıktan kurtaracak, çözüme götürecek bu mücevherleri biriktirin.

Sonra ailenizin diğer fertlerini de alarak, uzaklaşın şehirden; küçük bir piknik yapın ya da güzel bir gezinti. Doğanın muhteşem atmosferine bırakın kendinizi. Çevreyle bütünleşin, toprağın kokusunu iliklerinize kadar hissedin. Ne kadar güzel kokuyor değil mi? Dokunun toprağa, ayaklarınızı daldırın suya mesela. Manzaranın tadını çıkarın, ne kadar da huzur veriyor değil mi? İnsanı kendine getiren, özüne döndüren, günlük hayatta hızın ve aşırı stresin hırpaladığı ruhunuza ilaç gibi gelen bu muhteşem döngüyü kullarının hizmetine sunan Allah’a şükretmeyi unutmayın. Evladının da şükredip âlemin yaratıcısına sığınmasını sağlayarak evladına dön ve de ki:

“Görüyor musun evladım? Dünya ve dünyadaki her şey insan içindir. Allah dünyayı en güzel şekilde süslemiş ve insanoğlunun emrine vermiştir. Ama insanoğlu o kadar nankör ki bu güzel tabiatı ve güzellikleri yok etme cüretini kendinde buluyor. Asıl sahibin Allah olduğunu unutarak emanetin sahibine en büyük saygısızlığı yaparak Allah’a, onun nimetlerine şükretmeyi unutuyor. Oysa tabiat bizlere nankörlük etmeden, görevini en güzel şekilde yapıyor. Kış olunca uykuya dalar, beyazlara bürünerek örter insanoğlunun kirlettiği evreni. İlkbaharda canlanır, canlandırır ruhlarımızı yeşeren tohumlar, umut verir, canlandırır benliğimizi. Her mevsimi ayrı güzelliklerle donatan, türlü nimetlerle süsleyen Allah’ın kullarına ikramıdır bu müthiş döngü. Ya biz kullar? Bize bu nimetleri verene karşı ne yapıyoruz, şükrediyor muyuz? Bizden istenen kulluğu gereği gibi yapıyor muyuz? Bak evladım; yer de Allah’ındır, gök de. Biz sadece bu malın ve şu gördüğün toprakların bekçisiyiz, bizden önceki bekçiler gibi. Biz gideceğiz bizden sonra başka bekçiler gelecek. Evladım; sen sen ol, aracı olanı amaç edinme! Sabah sana verdiğim üç-beş kuruşun, akşam hesabını soruyorsam elbette ki bu nimetleri veren de bunun hesabını soracaktır.’’

Sonra şükrederek ve şükretmenin müthiş huzurunu evladınıza hissettirerek o muhteşem doğaya veda edin. Unutmayın, emaneti sahibine bulduğunuz gibi bırakın. Kirletmeden, incitmeden, zarar vermeden; en içten teşekkürünüzle, dudaklarınızdan, yüreğinizden düşürmediğiniz şükrünüzü fısıldayın.

Bir akşam sofrasında buluşun tüm aile fertlerinizle. Bir kongre misali olsun akşam yemeğiniz ya da bir istişare toplantısı. Sofrayı kurarken çocuklarınız da yardım etsin annelerine. Evin reisi olarak başköşeye oturun, herkes eksiksiz sofraya oturunca Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’a verdiği tüm nimetler için şükrederek ve yine onun adıyla  “Bismillah” diyerek başlayın. Gününüzü analiz edin; sofrada oturma huzurunu beraber tattığınız kızınızla, oğlunuzla, eşinizle. Allah rızası için yapılan şeylerin eşsiz mutluluğunu ve huzurunu paylaşarak arttırın. Mutluluğun, huzurun paylaştıkça çoğaldığını unutmayın. Size bu huzuru ve nimetleri veren Allah’a hamd ederek kalkın sofradan. Yemek yeme adabına, sünnete uygun gösterdiğiniz bağlılığı sofranızı kaldırırken de gösterin.

Sonra sabah aldığınız gazete ve dergileri inceleyip okuyun.  Hatta önemli haberleri sesli okuyup tüm aile fertlerinin dinlemesini sağlayın. Konuyla ilgili düşüncelerini sorun, fikirlerine, bakış açılarına önem verin. Düşüncelerini iyice analiz edip yaklaşım tarzını tespit ettikten sonra eksik olduğunu düşündüğünüz boyutlarla ilgili yargılamadan, kırmadan düşüncenizi belirtin.

Bu güzel sohbetin ardından evladını da yanına alarak bir ilim meclisine gidin. Unutmayın; yarınlar, bugün çabalayanlarındır, bu gününden vaz geçenlerindir. Tembellik etmeden, gün içindeki yorgunluklarınızı hatırlayıp kendinizi mazur görmeden kalkın. Her adımında sevap olan bir yürüyüş yapın evladınızla, ilerleyin ilim diyarına. Ve ‘selamün aleyküm’ diyerek geçin meclistekilerin yanına. Sessizce boş olan bir yere oturun, orada kitap tahlil eden insanlarla tanışın. Onlar gündüz rızık peşinde koşan ve geceleri de Allah rızası için iş yapan insanlardır. Hadislerle, tefsir dersleriyle ve kitapları inceleyerek Yüce Kitabın vermeye çalıştığı mesajı anlamaya çalışan yerdir burası. Evladınızın da ilim âleminin büyüsüne kapılmasını sağlayın. Ona ilmin güzelliklerinden bahsedin. Ona deyin ki;

“Bak evladım, burası ilim meclisidir. Buraya edeple girilir ve buradan edeple çıkılır. Çünkü ilim insanı erdemli bir birey yapar. İlim sofrasından beslenen kimse böbürlenmekten ve hadsizlikten uzak durur. Edepten nasibini alır ve insanı yüceltenin mevki ve makam olmadığını, insanın yüceltenin ancak ilim olduğunu bilir. Evladım; ilim meclisleri insanı olgunlaştırır, insanın özüne dönmesini sağlar. Biz ilimle uğraşmayı bıraktığımız gün nefsimizin peşinde koşan kölelere döndük. İlime gözümüzü kapatarak karanlığa yürüdük, cehaleti araladık. Unutma ki, bizi yücelten değer ilimdir. Onun içindir ki yüce Kur’an;

“ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer:9) demiştir.

İlim dünyasının size kattığı huzura şükrederek evinize dönün ve abdest alarak yatağınıza geçin. Bize bu nefesi veren Yüce Allah’a şükredin ve günün muhasebesini yaparak uyuyun.

Sonuç olarak;

Hayatı bizden öğrenmeli çocuklarımız. Bir büyüğümüzün deyişiyle; Çocuklar sözlerimizi değil, ayak izlerimizi takip ederler. Biz iyi işler yapmadan onlardan iyi insan olmalarını beklemeyelim.

Değerlerimize saygılı, gelenek ve göreneklerimizi yani bizi biz yapan değerlerimizi benimsemeli ve yaşamalıdır.

Tarihinden, geçmişinden ve ilim meclislerinden kopuk yaşamamalı çocuklarımız. Ülkesini tanımalı ve ülkenin sorunlarından uzak kalmamalıdır. Dünya da neler döndüğünü de bilmeli. Mesela dünyadaki bilimsel ve sanatsal olaylardan bihaber yaşamamalıdır.

Büyük hayaller kurmalarına izin verin. Birileri yapabiliyorsa ben de yapabilirim anlayışında olmalılar hep. Neleri eksik ki….

Hayatta ki zorlukları da bilmeli…

Sadece testlerde ki doğru şıkkı bulmaya odaklı bu nesiller, hayattaki yanlışları öğrenemez. Gerçek hayatta afallar, yolda kalır, hep elini tutamazsın. Bırak elini artık. Kendisi yürüsün yolu, düşsün, kalsın. Ama yeter ki doğru yolda yürüsün. O hedefe ulaşacaktır.

 

Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.