Eğitimcinin Eğitimi / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

4.8.2019 13:20:01
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

 Eğitimcinin Eğitimi 

Yenilenme, özgünlük, dinamizm kavramlarından bahsettikçe; bu kavramların yeni bir medeniyet-eğitim perspektifi doğurduğunu ifade ettikçe ya da mevcut uygulamaların nakıs olduğunun ispatına gittikçe, karşımıza ısrarla çıkan soru\n neden kısa vadede meselenin çözümü ile ilgili bir gündemin oluşmadığı oluyor.

Tabi ki özgün, dinamik, değerlerine bağlı bireylerin yetişmemesinin tarihsel süreci önemli; ama görünen o ki gerek teşhis boyutuyla gerekse tedavi boyutuyla, açılan gedikleri kapatma dışında kısa vadede sistemle ilgili ciddi bir değişikliğin yapılması pek mümkün görünmüyor. 

Mevcut sistemin sınırları içinde yapılabilecek olanı konuşmak, öncelikleri belirleyebilmek ve buna göre bir eğitim planı üzerine konuşmanın gerçekliğimize aykırı olduğunu söyleyecek yoktur. 

Kanaatimce, alternatif çözümler üzerinde kafa yorulabilecek konuların başında eğitimcilerin eğitimi gelmektedir. Üniversitelerden ‘tecrübî bilgi’yi paylaşmaktan ya da oluşacak sorunlara alternatif çözümler getirecek bir donanımdan (çoğu kere) yoksun olarak mezun olan eğitimcileri, bu anlamda hem teorik hem de tecrübî bilgi açısından donatacak bir programın öncelikli olduğu kanaatindeyim.

Daha açık söylemek gerekirse, öğrencilere yönelik müfredat dışında envai çeşit, program, proje üzerinde durmak yerine eğitimcilerin yenilenme bilincini harekete geçirecek, özgünlüklerini ortaya çıkaracak, dinamik bir anlayışın gelişimine katkıda bulunacak bir sistem, bir eğitim ruhu üzerinde yoğunlaşmak gerçekliğimizin dayattığı öncelikli bir ihtiyaç olarak görünmektedir. 

“Küçük yaştaki çocukları eğitme durumunda olan öğretmenlerin aslında belki de ortalama bir üniversite hocasından bile daha bilgili ve yetkin olması gerekir. Bu, iki noktada önemlidir: Birincisi, eğer çocuklar keşfedilmeyi bekleyen bir hazine ise, olabilecek en erken yaşta bu keşif yapılmalı ki çocuğun istidadı en yüksek seviyesine çıkarılabilsin. İkincisi ise küçük yaştaki çocuklara eğitim verirken yapılabilecek bir hata, onların kişiliği, öğrenme hevesleri, ahlaki ve manevi gelişimleri üzerinde kritik ve bir o kadar da telafisi zor sonuçlar doğurur.”(İdeal Öğretmen, sh 9) 

Peki, mevcut durumumuz neyi gösteriyor?

Eğitim ruhunun-idealinin oluşmadığı, öğrenme güdüsünün gelişmediği, yenilenme felsefesinin eğitimcinin literatüründe her hangi bir karşılığının olmadığı, yılların alışkanlıklarının bir türevi olma dışında bir anlam taşımayan bir ‘hal’ bize, talebelere ümit vermekten uzaktır. 

Oluşan eğitim atmosferi, öğretmenlerin bırakın kendine özgünlüğünü ortaya çıkarmasını, her hangi bir farklı uygulamanın, yöntemin, hele hele karakter inşasına yönelik her hangi bir sıra dışı uygulamanın eleştiriyle karşılandığını görüyoruz. Öyle ya yıllık planında herhangi bir aksamanın olmaması lazım. Tabi gerekçesi de hazır: Sınavlar…

Talebenin kişilik oluşumuna, ahlakına, değer yargılarının gelişmesine ancak tüm bunlarla ilgili bilgiler yüklendikten sonra sıra gelir. Tabi sıra gelirse…(Görünen o ki hiç sıra gelmiyor)

Eğitim yöneticilerimizin verilen eğitimin kalitesi veya oluşan atmosferin pozitifliği ile eğitimcinin dış görünüşü (tıraş, kılık-kıyafet vb.) veya istatistikî değerler arasında bir paralellik görmesini neye yormak gerekir? Şunu söylemeden geçemeyeceğim: Salt şekille, görünüşle, sayısal değerlerle eğitimin kalitesi, kâmil insan arasında bir paralellik gö(ste)rmek problemli (dogmatik demeyeyim) bir bakış açısına işarettir. 

Mevcut durumda somut olarak ne yapılabilir? Benim cevabım eğitimcilere yönelik okuma seferberliğidir (siz buna yenilenme seferberliği de diyebilirsiniz). Belli bir program dâhilinde, eğitim merkezli bir seferberlik… Kendisi okumayan, talebe olamayanın başkasına okumayı telkin etmesi, model olmaya çalışması, talebeliğini hatırlatması çok da bir anlam ifade etmeyecektir. Dikkate alınmayacaktır.

Peygamber (as)’in ”İki günü eşit olan zarardadır” hadisini de bu minvalde değerlendirebiliriz. Hadis, eğitimcilerimizin sürekli bilgilerini, tecrübelerini, yöntemlerini sorgulamalarının-yenilemelerinin önemi ile ilgili dikkate değer bir ufuk sunuyor.

Son olarak İdeal Öğretmen kitabından bir alıntı ile bitirelim:“ Bir insan, gerçek manasıyla canlı bir mum gibi değil midir? Eğer bu mum yanmazsa, etrafını aydınlatmazsa, insan hayatının kıymeti nedir? Siz de görüyorsunuz ki, Rusya’da[siz Türkiye olarak okuyun] henüz yanmayan milyonlarca mum var!

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.