Asr-Saadet Gençliği / Köşe Yazısı - Ahmet ÖZBEK

27.9.2017 09:37:58
Ahmet ÖZBEK

Ahmet ÖZBEK

 Asr-Saadet Gençliği

Allahû Teâlâ tarafından insanoğluna bahşedilmiş nimetlerden birisi de gençliktir. İnsan ömrünün hareketli, bereketli ve verimli dönemi olan gençlik, başlı başına bir değerdir. Gençlik dönemini ganimet bilip değerlendirmek, her Müslümanın görevidir. Rasûlullah (sav) buyuruyor: “Beş şeyden önce beş şeyi fırsat ve ganimet bil. İhtiyarlık gelmeden gençliği; hastalık gelmeden sıhhati; fakirlik gelmeden zenginliği; meşguliyet gelmeden rahatı ve ölüm gelmeden hayatı ganimet bil.” Gençliği ganimet bilmek, gençliği değerlendirmek demektir.

Gençlik, kişinin enerji dolu ve hareketli olduğu en dinamik çağdır. Genç insan sahip olduğu enerjiyi harcayabilmek için daha çok harekete ihtiyaç duyar. Bu itibarla o, birçok meseleyi çözebilecek heyecan, dinamizm ve fiziksel beceriye de sahiptir; kendisine fırsat verildiğinde çok önemli başarılara imza atabilecek yeteneğe sahip bulunmaktadır. Ciddi görevleri yerine getirebilecek kabiliyet, genç insanda daima mevcuttur. Esas olan, gençteki bu kabiliyeti keşfedip, onu geliştirmek, bunun için de ona görevler vererek sorumluluk bilincini kazandırmaktır.

İslâm’ın doğuşu aslında bir gençlik hareketini, bir gençlik serüvenini andırmaktadır. İlk doğuş yıllarındaki söylemlere, karşı çıktıklarına, isyan ettiği meselelere, korkusuzca meydan okuyuşuna, saf hareketine, durmuş oturmuş cahili statükoları hiçe sayan tavrına, taşıp gelen heyecanına bakılırsa tam bir gençlik hareketi özelliği taşıdığı görülür. Her gençlik hareketi gibi, İslâm’da ilk ortaya çıktığında küçümsenmiş ve gelip geçici bir gençlik heyecanı olduğu sanılmıştır. Geleneklere karşı gelmekle, sonunu düşünmeden hareket etmekle, hayalci ve maceracı olmakla suçlanmıştır. Onca yaşını başını almış “iki şehrin büyük adamı” veya adamları varken yetim birisinin peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkması fazlasıyla cüretkâr bulunarak dışlanmıştır. Bunlara rağmen heyecan kısa süre içinde her yanı sarmış, genç ihtiyar herkesi etkilemiştir. Rasûlullah (sav)’ın tebliğ ve tebyin ettiği Kelime-i Tevhid her ailede gündeme girmiştir.  İslâm’ın; değil Arap yarımadasının, tüm insanlığın kurumuş vicdanını ve tutulmuş aklını açan, donmuş dimağını ve katı geleneklerini parçalayan tarihin en kalıcı hareketi olduğu anlaşılmıştır.

Asr-ı Saadet’te Hz. Muhammed (sav)’in, gençliğin bu tür özelliklerini azami ölçüde dikkate alarak değerlendirdiği, açık bir biçimde görülmektedir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.), gençleri, tebliğ ve irşat faaliyetleri dâhil, devlet teşkilatının en üst kademelerine kadar hemen her alanda görevlendirmiştir. Gençler ise, Allah’ın Resul’ünü hiçbir zaman mahcup etmemişler, O’nun güvenini boşa çıkarmamışlar ve kendilerine verilen çok ciddi dini ve idari görevleri, hakkıyla yerine getirmişlerdir. Bu görevler arasında müsteşarlık, valilik, sekreterlik, hâkimlik, komutanlık, sancaktarlık, istihbaratçılık, güvenlik görevliliği, maliyecilik, öğretmenlik gibi çok önemli devlet görevleri bulunmaktadır.

İslâm gençliğinin asli vazifesi, insanları İslâm’a davet etmektir. Allah’a davet, Müslüman gencin azad kabul etmez görevidir. Hz. Peygamber dönemini dikkatlice incelediğimizde, genç jenerasyonun İslâm’ın mesajını yaşlılardan daha önce ve daha büyük bir arzu ve iştiyakla kabul ettiğini görmekteyiz. Bu nedenle ilk Müslümanların büyük çoğunluğunu gençlik kesimi oluşturmuştur.

Gençlerin İslâm dinine rağbeti o kadar fazla olmuştur ki, hicret sırasında Ubeyde b. Haris gibi oldukça yaşlı bir-iki kişi dışında, İslâm mensuplarının büyük ekseriyeti Müslüman oldukları zaman otuz yaşın altında idi ve ancak bir veya iki kişi otuz beşin üzerinde bulunuyordu. En nüfuzlu ailelerin, gençleri İslâm’a koşup, kutlu davasında Allah’ın Elçisi’ne destek ve yardımcı olmuşlar, Onu en olumsuz şartlar altında bile yalnız bırakmamışlardır.

Asr-ı Saadetteki bu gençler sadece verdiği sözlerle kalmamışlar, bu sözlerin gereğini yerine getirerek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e inanılmaz bir bağlılık göstermek suretiyle, Peygambere nasıl sadakatte bulunulacağına dair de eşsiz örnekler sergilemişlerdir.

İlk Müslüman olan genç Hz. Ali (ra) 10 yaşındaydı. Peygamberimiz (asm)’e “Ben sana yardımcı olurum” dediği zaman 12 yaşındaydı. Peygamberimiz (asm) ona ilminden dolayı “Ali ilmin kapısıdır” ve cesaretinden dolayı da “Allah’ın aslanıdır” demişti.

Talha b. Ubeydullah (ra), 15 yaşında Müslüman olmuştu. Bir genç olarak Uhud savaşında Hz. Peygamberi korumak için gösterdiği yoğun çaba gerçekten her türlü takdirin üzerindedir. O, Hz. Peygambere inen kılıç darbelerine karşı elini uzatarak kendisini kalkan yapması nedeniyle eli kesilmiş ve çolak kalmıştır. O’nun bu korumasına rağmen Hz. Peygamber çok zor duruma düşünce, hatta yaralanınca, O’nu savaş hengâmesinden kurtarmak için sırtına yüklemiş ve büyük bir kaya parçası üzerine çıkararak kurtulmasını sağlamıştır. Bundan sonra Allah’ın Rasûlü, hayatı pahasına kendisini koruyan ve kurtaran bu genç için Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e “Ey Ebû Bekir! Bugün cennet Talha’ya vacip oldu” demiştir.

Zübeyir b. Avvam (ra), Müslüman olduğu zaman 15 yaşındaydı. 17 yaşında eline kılıcı alıp gece sokağa fırlamıştı. Peygamberimiz (asm) ona “Zübeyir benim havarimdir” ve “Talha ve Zübeyir cennette benim komşularımdır” buyurmuşlardır.

Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra), 17 yaşında Müslüman olmuş ve “Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde b. Cerrahtır” iltifatına mazhar olmuştu. Daha sonra Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) Suriye, Irak ve İran fatihi olacaktır.

Sa’d b. Ebi Vakkas (ra), 19 yaşında Müslüman oldu. Tam bir İslâm fedaisi idi. Uhut Savaşında Peygamberimizi (asm) korumuş ve her ok atışında bir müşriği yok etmiş Peygamberimizin (asm) “Anam-babam sana feda olsun at ya Sa’d!” diye iltifatına mazhar olmuştur.

Said b. Zeyd (ra), 19 yaşında Müslüman olmuş ve bütün ömrünü İslâm yolunda feda etmiş hanımı ile ilk hicrete çıkan da o olmuştur. Bunların tamamı da Peygamberimizin (asm) Cennetle müjdelediği “Aşere-i Mübeşere” denilen on kişiden sayılmışlardır.

Erkam b. Ebi’l-Erkam (ra), 17 yaşında Müslüman olmuş ve Mekke kenarındaki avlulu evini Peygamberimize (asm) tahsis etmiş ve ilk “Medrese” şekline getirmiştir. Hz. Ömer (ra) ve daha nice mü’minler bu evde hidayete ermişlerdir. (İbn-i Hişam, Sire, 1:270)

Mus’ab. B. Umeyr (ra), genç yaşında muallim olarak Medine’ye gönderilmiş ve bir senede Müslümanların sayısını 180’e çıkarmış ve Peygamberimizin (asm) Medine’de himaye görmesine sebep olmuştur. Medine ileri gelenlerinden Useyid b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz (ra) gibi ileri gelenlerin Müslüman olmasını sağlamıştır. Uhud’da şehit düşüp ayakları örtüldüğünde başı, başı örtüldüğünde ayakları açıkta kalan eksik bir kefenle defnedilmiştir. (Buhari, Menâkıbu’l-Ensar, 46)

Cafer b. Ebi Talib (ra), 25 yaşında Habeş Hicret kafilesinin başkanlığını yapmış ve Habeş Necaşisi huzurunda Mekke müşrikleri ile tartışarak Necaşi’nin Müslüman olmasını sağlamıştır.

Enes b. Mâlik (ra), genç yaşında Peygamberimizin (asm) hizmetine girmiş ve on sene Peygamberimize (asm) hizmet etmiştir. Peygamberimiz (asm) ona da “ömrünün uzun mal ve evlâdının çoğalması için dua etmiştir.” Bu duanın bereketi ile 107 yaşına kadar yaşamış, 100 evlât ve torununu bizzat kendi eliyle cenazesini defnetmiştir. Mal ve servetçe de bulunduğu beldede ondan zengini olmamıştır.

Zeyd b. Sabit (ra), Peygamberimizin (asm) azatlı kölesi idi. Kur’ân’ın hafızı olup daha sonra Kur’ân-ı Kerim’in toplanıp kitap haline gelmesinde Heyet Başkanı olarak görev yapmıştır.

Üsame b. Zeyd (ra) Peygamberimiz (asm) onu 19 yaşında orduya komutan tayin etmiş ve Bizans üzerine göndermiş, emrine Hz. Ömer (ra) ve Halid b. Velid (ra) gibi kumandanları vermiştir.

En güzel örnek Hazreti Muhammed (sav)’in o nurlu döneminde de, şan ve şeref sahibi Allah Teâlâ’nın kutlu davası için mücadele eden, gayret sarf eden, emek harcayan, gecesini gündüze katıp insanların hak ve hakikati görmelerini sağlayan nice genç sahabe vardı.

Genç sahabeler, Hazreti Muhammed (sav)’in Peygamberliğinin ilk yıllarından itibaren etrafında pervane olmuşlardı. Yaşlı kodamanların birçoğu sevgili Peygamberimizin ilahi çağrısına şiddetle karşı çıkarlarken, hatta bu ilahi çağrının sahibi Efendimize kastetmeyi düşünmüşlerken, gençler bu çağrıya kulak vererek Kâinatın Efendisi’nin davetine icabet etmişler ve aziz İslam dinine destek vermişlerdi.

Sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Teâlâ ‘da bu destek ve yardımlarından ve de ihlâslı ve samimi davranışlarından dolayı onlara hayatları boyunca yardım etmiş, şeref ve izzet vermiştir. Daha bu dünyadayken cennetle müjdelenen sahabeler, sevgili Peygamberimizin etrafında pervane olan ve O’nu her türlü bela ve saldırılardan koruyan genç sahabelerdi. Bedir ve Uhud harbine katılan o kahraman ve korkusuz sahabelerin çoğunluğu genç sahabelerdi. Sahabeler arasında Hadis, Fıkıh ve Tefsir alanında öne çıkanlar Peygamberimizin genç sahabeleri, genç âlimleriydi. Medineli Ensar arasında kendilerine Kurra denilenlerin arasında 100’e yakın genç sahabe vardı. Aziz İslam dini için zulümlere ve baskılara cesaretle göğüs gerenlerin ilkleri yine genç sahabelerdi. Hz. Ali, Cafer-i Tayyar, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Übeydullah, Sad b. Ebi Vakkas, Mus’ab b. Umeyr, Abdullah b. Mesud, Abdurrahman b. Avf, Suheyb, Yasir, Bilal ve diğer birçok sahabe İslam’la şereflendiklerinde yaşları çok gençti.

Bu genç sahabeler daima Allah Resulünün yanındaydılar. O’nun dizi dibinde ilk eğitimlerini aldılar. Allah Resulünü hayat merkezlerine alıp, örnek alacakları ve takip edecekleri model olarak gördüler. Aziz İslam dini için nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa, nelerden feragat edilmesi ve ne zaman fedakârlık yapılması gerekiyorsa yaptılar. Bir Müslüman’ın yapması ve sakınması gerekenler konusunda tavizsiz oldular. Gün geldi aç susuz kaldılar, işkence, zulüm, baskı, dayatma ve boykotlara maruz kaldılar, ev ve yurtlarını eş ve dostlarını geride bırakıp hicrete zorlandılar.

Dünyevi çıkar ve makamın köleleri tarafından şehid edildiler… Ancak duçar kaldıkları bunca zulüm ve zorbalıklara rağmen hiçbir zaman şekva eden olmadılar. Sevgili Peygamberimizin emrinden çıkmayıp gelecek nesillere büyük ve çok değerli bir miras bıraktılar. Ve böylece ebedi saadete erişen kutlu insanlardan oldular.

Günümüzün Müslüman gençleri de ebedi saadete erişen kutlu insanlardan olmak istiyorlarsa, Allah Resulünün ve muhterem sahabelerinin gittiği yoldan gitmeleri; Kur’an, sünnet ve İslam âlimlerinin söz ve tecrübeleri ışığında hayatlarını idame ettirmeleri gerekir. Bununla beraber (özellikle aziz İslam dinine hizmeti dava edinen) Müslüman gençlerin, şu tavsiyelere de kulak vermeleri gerekir.

-Hayatlarının en verimli ve en değerli çağının ve aynı zamanda en dinamik ve en kritik zamanının gençlik olduğunu unutmamalı; geçen her saatin önemini bilerek değerlendirmelidirler. “İki şeyin elden gitmeden, değerini anlamak zordur: Biri sağlık, ötekisi de gençliktir.” (Hz. Ali)

-Yaratılış gayelerinin Allah Teâlâ’ya kulluk olduğunu bilmeli; bu gaye doğrultusunda yaşamaya gayret etmeli ve özellikle dünya hayatının bir imtihan süreci olduğunu unutmamalıdırlar. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetini sürekli hatırlamalıdırlar.

-Allah'a karşı görev ve sorumluluklarını halisane duygularla ve layıkıyla yerine getirmeli, ibadetlerin kabulünün İhlâs’a bağlı olduğunu ve ihlâs’ın ebedi saadete vesile olduğunu unutmamalıdırlar. Özellikle de, ilim-amel-ihlâs düsturunu rehber edinmelidirler. Çünkü ilimsiz amelin bir anlamı olmayacağı gibi, ihlâs gözetilmeden yapılan bir amel de Allah katında kabul görmez.

-Amellerin boşa gitmesine sebep olan her türlü davranıştan ve özellikle riya ve gösterişten kaçınmalıdırlar. Riya ve gösteriş için yapılan ibadetin kişiye hiçbir fayda vermediğini, sevap kazandırmadığını unutmamalıdırlar.

-İslam’ın hakikatleri ve ilahi düsturlarıyla beraber, güzel ahlak önderi Hz. Muhammed (s.a.v)’in ders dolu örnek yaşam ve yaşantısını öğrenmeli, öğrendikleriyle amel etmeli ve başkalarına da öğretmeye çalışmalıdırlar. İbadet ve itaat, hayâ ve iffet, doğruluk ve dürüstlük, güler yüz ve güzel ahlak gibi davranışlarla örnek olmaya çalışmalıdırlar.

-Zamanı daha verimli değerlendirme adına mutlaka günlük, haftalık ve aylık programlar hazırlamalı ve bu programlara eksiksiz riayet etmeye çalışmalıdırlar. Okumanın, gelişme ve ilerlemenin en önemli aşaması olduğunu bilmeli ve düzenli okuma saatleri belirlemelidirler. Özellikle de, Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çok büyük ehemmiyet göstermeli ve düzenli olarak okumalıdırlar.

-İşlenen cürüm, hata ve yanlışlardan sonra muhakkak tövbe etmeli; tövbeleri çokça kabul buyuran Allah Teâlâ’nın af, mağfiret ve rahmetinden ümit kesmemelidirler. “Allah Teâlâ, çölde devesini kaybedip sonra bulan kimseden çok, kulunun tövbe etmesine sevinir” hadisi üzerinde tefekkür etmelidirler.

-İslam’a uygun bir evlilik yapmalı, özellikle günümüzün en belirgin hastalıklarından biri olan evlilik dışı ilişkilerden ve bu yola götürecek söz ve davranışlardan şiddetle uzak durmalıdırlar.

-Kardeşlerinin dertleriyle dertlenmeli, işleriyle meşgul olmalı ve özellikle de, Din-i Mubin’in selameti yolunda istek ve arzuyla çalışmalıdırlar.

-Her gece yatmadan evvel nefislerini muhasebeye çekmeli; işledikleri cürümlerden tövbe ve yaptıkları iyilikler için de şükür etmelidirler.

-Televizyon ve internetin fayda ve zararlarını iyice bilmeli ve bu bilgiler doğrultusunda, ihtiyaç halinde ekran başına geçmelidirler.

-Gelişmelerden haberdar olmak adına, güncel konuları ve özellikle Ümmet-i Muhammedî ilgilendiren haberleri takip etmelidirler.

-Gittikleri ortamlara uyan değil, ortamları, İslam’ın yön veren ve yol gösteren hakikatlerine uyduran olmalıdırlar.

-Kötülükleri görmezlikten gelmemelidirler. Gördükleri kötülükleri düzeltmeye çalışmalıdırlar.

-Gururlu, kibirli ve inatçı olmamalı; mütevazı, cömert ve yumuşak huylu olmalıdırlar…

“Her kim Allah’a ve O’nun Resulüne (koydukları hükümlere ve çizdikleri sınırlara) itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları Cennetlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” [Nisa / 13]

KAYNAKÇA

1-Peygamber Döneminde Gençlik, Seyfullah Kara, Ağaç Kitabevi Yayınları,2009

2-Semerkand Aile Dergisi, S. Saki Erol, Gençlik Nimeti, Şubat 2010

3-Peygamberin Yıldızları Asr-ı Saadet’in Gençleri, Yusuf ULUCAN

4-Peygamberin Gençleri, Metin KARABAŞOĞLU, Nisan 2012

5-İslam Tarihi, Hüseyin ALGÜL-Osman ÇETİN, Gonca Yayınları, İstanbul 1991

6-Hadis İmamının İttifak Ettikleri Hadisler, İbrahim El-Hazimi, Karınca Yayınları,2004

7-Doğru Haber(Söyleşi) Mehmet DEMİR

 

Bu yazı toplam 840 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.