Victor Frankl’de Hayatın Anlamı Olarak Acı / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

29.12.2017 23:16:40
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

Victor Frankl’de Hayatın Anlamı Olarak Acı

İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerden biri hayatını bir anlam üzerine, bir değer üzerine inşaa etme özelliğine sahip olmasıdır. Anlamı inşaa eden, umut ve hedef devşiren kavramlardan biri karşılaşılan sıkıntılardan berkitilen acılardır. “Kader bizim hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır; acı da öyle. Öyleyse, hayatın anlamı varsa, acının da vardır. Acı da, zorunlu, önlenemez acıysa, imkânlara bağlı olarak anlamlı bir şeydir.”(1)

Hayata anlam katmada bir biriyle çok tutarlı görünmese de ölüm ile acının kattığı değer birbirini tamamlayan bir özelliktedir: “Ölüm anlam dolu bir şekilde hayatın ayrılmaz parçasıdır, tıpkı insanın acısı, derdi gibi. Her ikisi de insanın hayatını anlamsız kılmak şöyle dursun, ona özellikle anlam kazandırır.”(2) “Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.(3) Yok oluşa götürüyor ya da olanı çekilmez kılıyor görünenin yarattığı anlam senfonisi… Çelişki gibi görünenin ruhta yarattığı gökkuşağı…

Victor Frankl ’ye göre acısının farkında olmakla hayatın anlam düzeyi arasında makul bir bağ olduğuna göre kişilerin ve hatta toplumların gelecek adına bunları işlemesinin, diri tutmasının önemli bir etkisi olacaktır. Medeniyetimizin ölünün ardından belli zaman aralıkları ile onları anmasının, acısını tazeleme gereği duymasının salt bir anmadan ibaret olmadığı, bunun bir hikmet boyutunun, medeniyet birikimi, toplumsal bütünlük harcı boyutunun olduğu söylenebilir. Rilke ’nin vurguladığı üzere “Acıyı alıp işlemek, değerlendirmek için ne çok yapacak şey var. “ (4)

Frankl, bir adım daha ileri götürür mevzuyu ve acı çekmek ile ruh sağlığı arasında belli bir paralelliğin olduğunu dile getirir: “Acı çekmek tamamen insana özgü bir durumdur, bir şekilde insanın hayatının ayrılmaz bir parçası olduğu için de sanki acı çekmemek bir hastalık olabilir”(5). Frankl’nin bu yaklaşımını modern zamanların gençliğinin psikolojisi, sorunlarını ne kadar çözme istidadı gösterdiği açısından ele aldığımızda haklılık payının az olmadığını söyleyebiliriz. Veya karşılaştığı sorunlar ve sıkıntılara karşı acı hissinin olmaması, fıtri olanın tahrip olması, zedelenmesi şeklinde değerlendirilebilir.

Hayatın en onulmaz çarkından geçmiş kişilerin muhatap olduğu sorunlara karşı daha direngen, sebatkâr olduğu ve daha az acı çekenlere göre çok daha güçlü bir iradeye sahip oldukları görülecektir. Bunun yanında gerek aile ortamından gerekse kişisel özelliklerinden dolayı bu tecrübelerden mahrum kalmış kişilerin sorunlara karşı daha cılız tepki gösterdikleri, yaşantılarının öznesi olmaktan uzak kaldıkları, karşılaştıkları sorunlara karşı daha pasif kaldıkları görülecektir.

Frankl, her insanın bir dünya olmasına nazire yaparcasına acıların da kişiye has olduğunun altını çizer: “Bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli bir miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının “büyüklüğü” kesinlikle görecelidir.” (6)

Acıların kişiye has olması, genelde eğitsel çalışmaların özelde rehberlik çalışmalarının özgünlüğünü-kişiye haslığını elzem kılmaktadır. Sorunları ya da kişileri kategorize ederek değerlendirmenin, sınıflandırmanın kaş yapayım derken göz çıkarma ihtimalinin yüksek olduğu açıktır. Nitekim günümüzün sistematik eğitsel çalışmalarının önündeki en önemli sorunlardan biri kişiyi ve sorunu nevi şahsına münhasır görüp teşhis ve tedavi etmek yerine  kategorileştirip tedavi etme anlayışıdır.

Bunun yanında günümüz terapi-rehberlik çalışmalarında acının bir tür nevrotik semptom olarak görülmesi ise çok daha karmaşık bir durum yaratmakta, hayatı, kanaatimce, daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. “Her çatışma zorunluluk gereği nevrotik değildir; bir ölçüde çatışma normal ve sağlıklıdır. Benzer bir şekilde acı çekmek her zaman için patolojik bir olgu değildir, acı, nevrotik bir semptom (belirti) olmaktan çok, özellikle varoluşsal engellenmeden kaynaklanıyorsa, insanca bir başarı da olabilir (7)

Üstat Kemal Sayar: “Hüznümüzü bile bir hastalık olarak görmeye başladı modern bilim” der. Tıpkı acı duyma yetimizi köreltmeye çalıştıkları gibi… Bize düşen, aslında hayatımıza bir anlam katan,  varoluş gayemizin bir parçası olan ve bizleri eşrefi mahlûkat seviyesine çıkarma potansiyeli olan hayatın gerçekliklerinden kaçmamak, bu gerçeklerle yüzleşebilmektir. Bu gerçekleri yaşayabilmektir.

Dipnotlar:

1- Victor E Frankl, Hayatın Anlamı ve Psikoterapi, Say Yayınları, Çeviren: Veysel Atayman, 2. Baskı 2016 İstanbul, sh.59

2-Victor E. Frankl, age, sh. 63

3-Victor E Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyanus Yayınları, İngilizceden Çeviren: Selçuk Budak, 6.Baskı Mart 2012 İstanbul, sh.82

4- Victor E Frankl, Hayatın Anlamı ve Psikoterapi, Say Yayınları, Çeviren: Veysel Atayman, 2. Baskı 2016 İstanbul, sh. 60

5-Victor E. Frankl, age, sh. 69

6-Victor E Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyanus Yayınları, İngilizceden Çeviren: Selçuk Budak, 6.Baskı Mart 2012 İstanbul, sh.59

7- Victor E. Frankl, age, sh. 116

Not: Bu yazı 29.12.2017 tarihinde Rehberlik Atölyesinde “Victor E.Frankl’de Hayatın Anlamı ve Psikoterapi” konulu sunumun metnidir.

Bu yazı toplam 526 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.