Talimü’l Müteallim Kitabı Çerçevesinde İlim Öğrenmenin Faziletleri / Köşe Yazısı - Hekim ALAN

21.3.2016 11:37:36
Hekim ALAN

Hekim ALAN

                 Talimü’l Müteallim Kitabı  Çerçevesinde  İlim Öğrenmenin Faziletleri

Tevhid inancın temeli ilim, ilmin temeli de terbiye ve saygıdır. Bir iş veya bir sanat kimden öğreniliyorsa ona saygı göstermek o işin başarılı olmasının şartlarındandır.“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hz. Ali ilim kaynağına ne kadar saygı göstermemiz gerektiğini ifade etmiştir. 

Bir hadisi şeriflerinde Hz. Peygamber (s.a.s) “Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye etti.” buyuruyor.İlim marifetullah’a; yani Cenabı Hakkın zatında, sıfatında ve yaptığı işlerde eşsiz olduğunu bilme ve tanımaya bir vesiledir. Nitekim bu konuda şöyle denilmiştir.

“İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.

Kişi kendin bilmezse ya nice öğrenmektir.

 Allah’ı Teâlâ “Bana hakkıyla ibadet edenler âlimlerdir” buyurmuştur. Bugünkü ilimsizliğin ve tüm huzursuzlukların temelinde bu saygısızlık illetini aramak gerekir.İnancın temeli ilimdir. İlim açıklamasına gelince şöyledir:“İlim öyle bir özelliktir ki, bu özellik kime aitse, beyin tarafından algılanan şey o kimseye aydınlanır.

Rağıb-i İsfehani ilmi şu şekilde tanımlamıştır:

“İlim bir şeyi gerçeği ile anlamaktır.”

İlim ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, ahiret mutluluğunu elde etmek için dünya meşguliyetlerini dünya menfaatlerini terk edip gönülden çıkarmaktır.İslam dini, ilim dinidir. Nitekim dünya üzerinde ilk defa okuma yazma seferberliğini yüce kitap kuran ilan etmiştir. İnen ilk ayet “oku” emridir.

Âlimlerimiz ilim sıfatını elde etmenin üç şarta bağlı olduğunu söylemişlerdir:

Birincisi; istikamettir. İstikamet; vacib’ul vücud olan Allah’a teslim olup O’nun şeriatının esasları çerçevesinde hareket etmek, hayatı ona göre düzenlemektir. İkincisi; ilim adamlarını saygı göstermektir. Üçüncüsü; devamlı okumaktır.

İlim ve amel sebebiyle Allah’u Teala Ademoğlunu bütün alemler üzerine üstün kılmıştır. İlmin fazileti şu beyitler ile ifade edilmiştir:

“İlim sahibi olduğu zaman sen üstünsün.

Sözün makbul, işin geçerlidir.Cehalet sahibi olduğun zaman alçaksın ve önemin yoktur.

Sözün makbul değildir, durumun da mahvolmuştur.

 Hz. Peygamber (s.a.s) buyurmuşlardır ki;“İlim öğrenmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır.İlmi ehline öğretmeyen, hınzırın boynuna cevher, inci ve altın takan kimse gibidir.” 

Merhum Zernuci, farzı yerine getirecek kadar bilginin farz, vacibi eda edecek kadar bilginin ise vacip olduğunu söyler. Buna bir misal verelim. Mesela; namazda kuran okumak fazdır. Namazı eda edecek kadar en az, uzun bir ayet yahut kısa üç ayet öğrenmek de farzdır. Oruç ile zekâtta da durum aynıdır. Eğer Müslümanın malı varsa zekâtla ile ilgili bilgileri edinmek ona farzdır.

İlimden başka bütün hasletlerde, insanlar da hayvanlar da ortaktır. Cesaret, atılganlık, kuvvet, cömertlik, şefkat gibi sıfatlarda insanlarla hayvanlar ortaktır. Fakat ilim müstesnadır. Zira cenabı Allah (cc.), ilim sebebiyle Âdem (as.)’ın meleklerden daha üstün olduğunu açığa çıkarmıştır. Yine ilim sayesinde Cenabı Allah (cc) Meleklere, Âdem (as)’a secde etmelerini emretmiştir.

Âdem (a.s)’ın meleklerden üstün olduğunu beyan sadedinde:“Allah (cc) Âdem (as)’a bütün isimleri öğretti.” ayetidir. İlmin şeref ve üstünlüğü, kendi aracılığı ile Allah katında edebi saadet ve keramete ulaşılan takvaya vesile olmasındandır. 

İlim olmazsa insan, Allah’tan nasıl korkar?Fakat Allah’ın yasaklarından sakınmak ve emirlerini yerine getirmek suretiyle O’na yaklaşmak hâsıl olursa, insan ebedi bir devletle ve ebedi bir mutlulukla mutludur.

İmam Azam Ebu Hanife’ye “İlmi nasıl öğrendin?” diye sorulmuş, O da şöyle cevap vermiştir.

“İlmi dört şey için elde ettim:

1.      Köpeğin sahibine yaltaklanması gibi ilim adamlarına yaltaklandım

2.      Kedinin tevazusu gibi alçak gönüllü oldum.

3.      Kargalar gibi uykusuz sabahladım

4.      Merkebin sabrettiği gibi sabrettim.

İslam gerçekten bilim ve medeniyet dinidir.Tarihte, dünyanın en etkili medeniyetini kurmuş ve bu medeniyet 15 asır fiilen devam etmiştir. Günümüzde ise İslam medeniyetinin izleri devam etmektedir. Batı medeniyeti silahta, teknolojide ve ekonomide ileri bir seviyeye ulaşmasına karşın, kamil insan ve kamil toplum anlamında henüz İslam’ın çıktığı noktaya yaklaşamamıştır. 

Çağdaş Müslümanların, tarihten devraldıkları bu medeniyeti genişleterek ve geliştirerek sonsuza kadar götürmeleri en önemli bir kulluk görevidir. İlim tahsilinin hedefi işte bu görevin eksiksiz yerine getirilmesi olmalıdır.

İlim iki kısımdır. Biri tevhid ve sıfat ismi diğeri ise fıkıh ve şeriat ilmidir. Tevhid ilminde asıl olan sahabeyi tabiun ve geçmiş büyük âlimlerde olduğu gibi kitap ve sünnete sarılmak, nefsani arzulardan ve bidaatlardan uzaklaşmaktır.

Fıkıh ve şeriat ilmi ise bizatihi büyük bir hayırdır. Nitekim yüce rabbimiz şöyle buyuruyor:“Kime hikmet (ilim) verilmişse, ona büyük bir hayır verilmiştir.” (bakara 2 /269) Başka bir ayette:“Bununla beraber müminlerin toplanıp hepsi birden savaşa katılmaları doğru değildir. Her kabileden büyük bir kesim savaşa gitmeli bir kısmı da din ilimlerini öğrenmek ve kendi kabilelerini savaştan geri kalmalıdır. Umulur ki Allah’ın azabından sakınırlar.''

Bu dönemde ilimden yüz çevirmenin sebepleri:

1.      Öğrencilerden bir kısmının hikmetinin kısa olması. Öyle ki uzun meselelerin ancak münakaşası ile meşgul olur duruma gelmişlerdir. (Cuma namazının farz olup olmadığı ile ilgili)

2.      Fıkıh ile ilgili bulunmayan lüzumsuz nükteleri bazı müderrislerin öğrencilere uzun uzadıya anlatıp fıkıh konusunda onlara teşvik edici nasihatleri terk etmeleri

3.      Kelam ilmi ile meşgul olan bazı âlimlerin, fıkıh ile ilgili konuların açıklamasını yaparken filozofların sözlerinde uzun uzadıya bahsetmeleri ve kendi konularının sınırını fıkıh ilmine karıştırmaları.

İnsanlığın ilk öğretmeni Allah’tır. Okuma ve yazmayı insanoğluna Cebrail(a.s) vasıtasıyla o öğretmiştir. Bu sebeple, Müslümanların birinci derecedeki görevi ilim öğrenmek ve yazı yazmak suretiyle kendini cehalet karanlığından kurtarmak, ilim aydınlığında mutlu yollara uzanmaktır. 

Kültür ve medeniyetin temeli okumak ve yazmaktır. Müslüman hem okumasını hem de yazmasını mükemmel bir şekilde bilmeli, kendini taassuptan kurtarmak dünya ve ahiret ile ilgili işlerinde sağlam adımlar atmasını bilmelidir.

Bugün Müslüman dünyasının en büyük hastalığı kendini cehalet ve taassup karanlığından kurtaramayışı, Allah’ın vahyin ilk maddesi olarak dünya üzerine indirdiği birinci farz olan okuma-yazma emrini yerine getirmeyişidir.Gerek kuran-ı kerimde, gerekse sünnette ilmin fazileti hakkında inen birçok ayet-i kerime ve ifade buyurulan birçok hadisi şerif bulunmaktadır. Müslümanlar maalesef bu ayetleri anlamadan, sadece her harfine karşılık bir sevap kazanmak için, yani sadece manevi menfaat için okumaktadırlar. Bugünkü Kuran-ı hafz eden bazı hafızlar gibi Kuran’ın her sayfasını, her ayetini, her satırını, her harfini ezberliyorlar. Ama Kuran’ın manasının anlamını bilmiyorlar.

 

Bir mümin, önce bilgisini Allah’ın varlığına ve birliğine dayandırmak zorundadır. İlmin dünyanın ve ahiret hayatı ile ilgili işlerin temeli imana dayanmaktadır. İnancı zayıf olan yahut hiç olmayan bir öğrencinin öğrendiği bilgilerin ne kendisine bir faydası olur, ne de içinde bulunduğu topluma…

Çağımızda iman ve tevhitten uzak olan eğitim ve öğretimin acı ürünleri meydandadır. Manevi temellerden yoksun, imansız ve ruhsuz bir neslin, maddeci kuru bilginin meydana çıkardığı huzursuzluk ve rahatsızlığın acısını bütünü ile toplum çekmektedir. Toplumun kalkınması, temelde bu iman unsurunun yerleştirilmesine bağlıdır. İmansız bir neslin elinde ekonomik ve teknolojik güç olmaz.

Önemli bir nokta daha vardır. O da taklidi imanın geçersizliğidir. İnancını sağlam bilgiye ve zihinsel araştırmaya dayandırmayan kişinin sorumlu olduğudur.  Müellif böyle bir kişinin, delile dayanmamaktan ötürü günahkâr olduğunu söylemektedir. Bunun anlamı şudur: körü körüne inanmak günahkârlığa sebeptir. Müslüman bile bile inanacak ki, gerektiğinde bu inancını sarsmak isteyenlere karşı onun güçlü bir şekilde savunabilsin yahut imanı zayıf olan başka kişilerin imanlarını kuvvetlendirebilsin.

Asrımızdaki eğitim–öğretim ile selef âlimlerin devrimdeki eğitim -öğretimi mukayese edersek, hürmet ve terbiyenin, adap ve davranışların ilim öğrenmedeki tesirini apaçık görmüş oluruz. Nitekim bu konuda şöyle demiştir;

Ehl-i irfan meclisinde aradım kıldım talep,

İlim geride kaldı illa edep illa edep.

İnsanlığın ilim ve medeniyet sahasında kaydettiği bu ilerleme yanında bunalımların amansız bir şekilde sürüp gitmesi ve giderek daha da yaygınlaşmasının gerçek sebebi “ilim için ilim, menfaat için ilim “ prensibinin esas alınmasıdır. Oysa İslam eğitim ve öğretiminin en bariz özelliği başta bu “ilim için ilim, menfaat için ilim” prensibi yerine “Allah rızası için ilim” prensibini getirmiş bulunmasıdır. İslam, ilmin; Allah(c.c) rızası için olması gerektiğini söyler.

Eğitim-öğretim meselesinin köklü bir çözüme bağlanmadığı ve talim-terbiye ile ilgili prensiplerinin adeta bir yazboz tahtasına döndüğü ülkemizde, bu sahada büyük bir boşluk vardır. Garbın ve emperyalistlerin düşüncelerine dayalı eğitim-öğretim metodları, hiç şüphe yok ki emperyalizmi doğurur. İnsanlar ve toplumlar ancak sahip oldukları prensipler istikametinde bir sonuca ulaşırlar. Ülkemizde üzülerek belirtmeliyiz ki, toplumu yeniden yapılandıracak imanlı nesli yetiştiren eğitim-öğretim usulleri ne bilinmektedir ne de yeterince araştırılmaktadır.

Oysa bugün İslam âlimlerini yetiştiren, geleceğin büyük ilim adamlarını ve beklenen hizmet neslini yetiştirecek olan İslami eğitim -öğretim usullerini öğrenmek, araştırmak ve yaşatmak, bugünkü neslin ve gelecek nesillerin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan bizler için önemli bir vecibedir.

Bugün, dünya üzerinde ilim ve medeniyette büyük mesafe almış ülkeler ve milletler bulunmasına ve insanlık kısmen de olsa refaha ulaşmış bulunmasına rağmen, beklediği huzura kavuşamamış, aradığı meyveleri bulamamış; İslam’ın en baştaki farzlarından biri olan kalkınmayı gerçekleştirilmemiştir. Kalkınmayı yakalamak, üstün bir medeniyet kurmak, çağların ilerisinde yürümek üstün metotları bulma ve kullanmaya bağlıdır.

Sadece maddeyi, maddi refahı ve maddi hayatı esas alan İslam dışı sistemlerde insanlar, özellikle genç nesiller hızla büyük bir buhrana ve uçuruma doğru ilerlemekte ve kendilerini bu tehlikeli gidişten alıkoyacak bir güç ne yazık ki bulunmamaktadır.

İMAM  ZERNUCİ VE HAYATI

Burhaneddin Ez-Zernuci’nin hayat hikayesi ve eserleri hakkında çok az şey bilinmektedir. Tabakat yazarlarından Nefiy “Tabakatül-Hanefiyye” adlı eserinde Zernuci hakkında şu satırları kaydediyor. "Burhan'ul-İslam, Zernuci Hidaye sahibi Merginani’nin öğrencilerinden olup “Talimül Müteallim Tarik’ut- Taallim” adlı kitabın yazarıdır. Adı geçen kitap cidden nefis bir eserdir.” Tabakat yazarı Ömer Kehhale de Zernuci’nin, Fergani’nin öğrencilerinden olduğunu yazıyor. 

Kitap metni kısa olup onüç bölümden meydana gelmektedir. Sultan 2. Murat zamanında İbn-i İsmail tarafından şerh edilmiştir. İbn-i İsmail, adı geçen kitabı saray öğretmeni bulunduğu sırada, saray mensubu öğrenciler için şerh etmiş olup şerhini (986 H.) senesinde tamamlamıştır. Adı geçen şerh Şeyh Abdulmecid b. Nasuh b. İsmail tarafından “İrşadüt-talibin Fi Talimül Müteallim adıyla Türkçeye çevrilmiştir.

Kitabın diğer bir şerhi de Osman Pazari adıyla tanınmış olan şerhtir. Yazarın esas adı İsmail b. Osman b. Bekr b. Yusuf olup Osmanpazarı kasabasının ilk müftüsüdür. İbn-i İsmail tarafından yapılmış bulunan şerh ile Osmanpazari şerhi (1309 H.) yılında İstanbul’da basılmıştır.

Kitap, asırlar boyunca, islam dünyasında önemli ölçüde talim-terbiye hizmetleri vermiş, özelikle öğrenciler için müzakere, münakaşa, derse devam, dersi yazma ve not etme, okuduğunu anlama, kafayı çalıştırma, dersten faydalanma, dersin miktarı, tahsilin çağı ve öğrenimle ilgili prensipleri en güzel bir şekilde aksettiren eşsiz bir eserdir.

HAMD-ÖVMEK-ŞÜKÜR

Hamd, övmekten ayrı bir şeydir. Övmek, kullara yapılır. Hamd ise, başkasında bulunmayan güzel sıfatlarla Cenabı Allah’ı (cc) vasıflandırmaktadır. Hamd ile şükür arasında fark vardır. Hamd, yalnız dil ile yapılır.

Şükür ise hem dil, hem kalp, hem de diğer vasıtalarla yapılır.Şükrün ayrı bir özelliği de sadece nimetler karşılığında yapılmasıdır. Hamd ise hem nimette, hem de nikmette (cezada) kullanılır.

Hamd ile şükür arasında bir yönden umum ve husus vardır. Bunun anlamı şudur; her hamd şükürdür; fakat her şükür hamd değildir. Her zaman hamd yapılır, fakat her zaman şükür yapılmaz. Yani hastalık halinde de sıhhat halinde de “elhamdülillah” denilir. Fakat hastalık halinde “ya rabbi şükür” denilmez. Sadece sağlık durumunda ve nimetlere kavuşunca şükür yapılır. Çünkü şükür şükredilen şeyin artmasına sebeptir. Dolayısıyla, hastalığa ve belaya şükredilirse artmasına sebep olur. Her şükredilen yerde hamd edilir. Fakat her hamd edilen yerde şükredilmez.

 

KİTAP İLE İLGİLİ

 

Kitap, asırlarca İslam âleminin talim ve terbiye kitabı olarak okutulmuş ve bugünkü bunalımlı dünyanınkine hiç benzemeyecek tarzda mükemmel nesiller yetiştirmeye vesile olmuştur. Kitap,  ilk asırda yaşamış İslam akademisi mensubu âlimlerin talim-i terbiye esaslarını kapsaması bakımından çok değerli bir eserdir. 

Baştan sona İmam Azam öncesi ve sonrası ekollere mensup âlimlerin ilmi tecrübelerini yansıtan ve onların sözlerinin çok uygun bir seçimle bir araya getirilmesinden ibaret nadide bir eserdir. Bu sebeple âlimler, müderrisler ve öğrenciler arasında hüsnü kabul görmüştür.

Sahabe, Tabiun ve Etbaut-Tabiin gibi ilk İslam akademisi mensuplarının elmas değerindeki sözlerini kapsaması vesilesiyle bu değerli ilim adamlarının feyiz ve bereketi de büyük ölçüde kitapta kendini belli etmektedir.

Kitap 13 fasıldan meydana gelmektedir. Birinci fasıl öğrenime başlarken tutulacak niyet hakkındadır. Daha sonraki fasıllarda bugünün ilmi çalışma usulüne mesnet teşkil edecek olan not tutma, hoca seçme, arkadaş seçme, istifade etmenin yolları, hoca birliği, kitap birliği, mekân birliği, ilme ve âlime saygı, hocaya karşı nasıl davranılacağı, dersin miktarı, derse nasıl çalışacağı ve benzeri öğrenim usullerini özlü bir şekilde öğrenciye öğretmektir. Bu konular etrafında yeri geldikçe İmam Azam’dan, hocası İmam Hammad’dan, İmam Muhammed ve İmam Ebu Yusuf’tan, İmam Şafii ve İmam Malik’ten ve bu asırlarda yaşamış değerli ilim adamlarının sözlerinden örnekler vermek suretiyle tecrübe edilmiş değerli prensipleri bizlere aktarmış bulunmaktadır.

Kitabın son bölümleri içinde hafızayı kuvvetlendiren unutmaya sebep olan, rızkı celbeden ve rızka engel olan hususlarla ilgili açıklamalar vardır. Bunlar belki bugünün eğitim ve öğretim anlayışına ters düşebilir. Fakat o günkü şartlarda bir neslin yetişmesinde önemli bir yardımcı unsur olduğundan hiç şüphe yoktur.

Kitap, günümüzde İslam eğitim ve öğretimi ile ilgili yazılmış kitaplarda kaynak olarak kullanılmaktadır. Eğitim ve öğretimle ilgili çalışmalar yapan araştırıcıların uzak kalamayacağı bir kitap olduğundan hiç şüphe yoktur.

Bizim nesillerimizin en büyük eksikliği böyle bir metot kitabına sahip olmayışıdır. Bugünkü düzende mevcut talim-terbiye sisteminden büyük müfessirler, muhaddisler ve müçtehitlerin yetişmesini beklemek mümkün değildir. Her devrin, özellikle ilk devir âlimlerinin yetişme şartlarını çok iyi bilmemiz ve o modele göre büyük bir çalışma azmi içine girmemiz lazımdır. Büyük âlimlerin yetişmesi için eskilerin usullerini araştırıp, öğrenip bunlara yenilerini ilave etmekten başka çıkar yol bilmiyoruz.

Not:Bu yazının hazırlanmasında İmam Burhaneddin ez Zernuci'nin Talimü’l Müteallim kitabından önemli bir oranda faydalanılmıştır.

 

 

Bu yazı toplam 4252 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.