Modern Zamanlarda Yalnızlık / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

18.2.2018 19:50:15
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

Modern Zamanlarda Yalnızlık

Tüm zamanların çok bilinmeyenli denklemi olan insanın bilinmezliğini, gizemini, Carrel’in vurgusuyla ‘meçhullüğünü’ bilmek, bir hayatın sınırlarını çokça aşan bir durumdur.

‘Âlemin içinde Âlem’ tasavvurunu merkeze alan yaklaşımda bu gizem ve meçhullük tüm zamanların bilinmezi olarak kabul görecek, oluşan tasavvurun merkezine “bilinmezlik” yerleşecektir.

Âlemde mukim olma vazifesi verilen insanın bulunduğu muhiti ihya etmesi, erdem üzere inşa çabası vazifesinin olmazsa olmazı, sorumluluğunun ana eksenini oluşturmaktadır.

Bu düşünce, insanı “tanımlama” çalışmalarının bir ömür boyunca devamını elzem kılmaktadır. İhya, ancak tanıma ve farkına varmaya yönelik gösterilen çaba ile bir anlam kazanır, bir değer ihtiva eder.

Tabi tanımlama sürecinin beraberinde tahrifi de getirebileceği, yanlış tariflerin yapılan teşhislerin sıhhatini olumsuz yönde etkileyeceğinin de altını çizmek gerekir. Bugün özelde Batı’nın insan bilimleri ile ilgili ortaya koyduğu tanımlar ve oluşturduğu bilimsel çerçevenin, nerede ise tüm toplum kesimlerinin fikir birliğinde olduğu çıkmazların, bunalımların, yıkıcılığın ana müsebbibi olduğu vakidir.

Rollo May kendi kendisine “Yirminci yüzyıl insanının temel sorunu nedir?” diye sorar ve cevap verir: ”Boşluk”. İnsanlar neyi istediklerini ve neyi hissettiklerini bilmemektedirler.”(1)

Batı toplumlarının yirminci yüzyılın başlarında yaşadığı sorunların bugün İslam dünyasını sarıp kuşattığını söylemek abartı olmazsa gerektir.

Kemal Sayar’ın vurgusu ile “ geleneksel toplum yapısı insanlara bir aidiyet hissi, bilinme ve tanınma imtiyazı, zor zamanlarda destek, dayanışma ve anlam sağlıyordu. Daha durağan ve kararlı eski toplumların yerini günümüzün hıza ayarlı risk toplumunun alması, insanları bir ‘karakter aşınması’ sorunuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Richard Sennett ‘in deyişiyle, bu durum samimi, derin ve sadakate dayalı insan ilişkilerinin kaybolarak günübirlik çıkarların öne çıktığı bir sığlaşmayı temsil eder.”(2)

Teknolojik imkânların getirdiği kolaylık ve kolaycılığın toplumun geleneksel dokusunu ciddi manada tahrif etmeye başladığını, bunun öncelikle davranışları şekillendirdiğini, akabinde düşünceleri şekillendireceği açıktır. Davranış aşamasında olan bir eylem eninden sonunda düşünceyi değiştirecektir.

Yüzyılların geleneklerinin ve toplumsal yapısının çok boyutlu arka planında bir aşınma, yozlaşma ve yabancılaşma ile karşı karşıya olduğu görülüyor.

Toplumsal dayanışmanın çimentosu olan sosyal münasebetlerin yerini sanal muhabbetlere bırakmaya başladığını, artık taziyelerin sanaldan iletildiğini, hastalara sanaldan şifa dilendiğini görmek çok katmanlı bir bilinmez olan insanın yarınla ilgili olası davranış şekilleri hakkında ön bilgi sunduğu kanaatindeyim.

Birkaç kuşağımız arasında gerek iletişimin niteliği gerekse niceliği konusunda çok ciddi bir mahiyet farkının olduğunu görmek, insanın meçhullüğünün, gizeminin daha da artmasına etkide bulunmaktadır.

Kemal Sayar, toplumun bireyleri arasındaki güven bağının mevcut gidişat üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu dile getirir. Sayar’a göre: “Kişi ancak ötekine emniyet etmekle yalnızlığa tahammül edebilir; ötekinin daima verici ve kabul edici iyi bir anne imgesi halinde bilinçdışına nakşedildiği kişiler, yalnızlığa tahammül kapasiteleri en yüksek kişilerdir”(3). Uzun bir süre bazı insan bilimlerinin ortaya koyduğu çözüm önerilerine İslam dünyasının mesafeli durmasının bir nedeni Sayar’ın bahsettiği emniyet duygusunun güçlü, oluşan anne imgesinin bilinçdışına hâkim olmasına bağlanabilir. Psikoloji ve rehberlik alanlarına ilginin artmasının “sanal ilişkilerin” revaç bulduğu bir zamana tekabül etmesi tesadüf olmazsa gerektir.

İslam kültüründe tefekküre, itikâfa verilen önemin zayıflamasının bazı sorunlarımızın dalbudak salmasında etkili olduğu, geçmiş birikimden yeterince istifade etmemenin bazı sorunlarımızı tetiklediği, yaraların açılmasına neden olduğu kanaatindeyim.

Konuşmama orucunun olduğu bir medeniyetin müntesipleri iken bizler kendi kavramlarımızdan uzak bir şekilde, sorun alanına göre bazen Batı’nın bazen Doğu’nun gizemini, esrarını sorunlarımızın çözüm alternatifi olarak görebilmekteyiz.

Hızın olmadığı, sessizlik ve yalnızlığı iliklerimize kadar yaşayacağımız mekânlara ve zamanlara ihtiyacımız var. Sayar’ın vurguladığı üzere sessizlik, iletişimde kelimelerin gölgede bıraktığı yeri ikame eder. Kelimelerin duygusal yükünü yüklenemediği anlar, haller, yaşantılar sessizlikle en güzel ifadesini bulur.(4)

Biraz sessizlik ve yalnızlık ruhumuza iyi gelecektir.

Dipnot:

1-Kemal Sayar, Ruhun Labirentleri, Timaş Yayınları, Kasım 2013 İstanbul, sh.13

2-Kemal Sayar, age, sh.108

3- Kemal Sayar, age, sh.78

4- Kemal Sayar, age, sh.78

Not: Bu yazı Rehberlik Atölyesinde 18. 02.2018 Pazar günü yapılan sunumun metnidir.

Bu yazı toplam 378 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.