MEDENİYET, ÖZGÜNLÜK VE DİNAMİZM / Köşe Yazısı - BAŞYAZI

22.6.2016 23:37:08
BAŞYAZI

BAŞYAZI

MEDENİYET, ÖZGÜNLÜK VE DİNAMİZM

Müslüman toplumlardaki düşünsel gelişme, 10. yy’da önemli tartışmalara konu olmuştur. Özellikle Yunan felsefesinden yapılan tercümelerin zihinsel dinamizmimiz üzerindeki bariz etkisi, sürecin gelişim seyri ile ilgili farklı tartışmalara kapı aralamıştır.

Günümüzde insanlığın, özelde İslam dünyasının, içinde bulunduğu medeniyet bunalımı, tabiatta meydana gelen tahribatlar, yaşanan yıkımlar, medeniyetlerin diriliş süreci ile ilgili tartışmaların güncelliğini korumasını gerekli kılmış, insanlığın kurtuluşu adıyla farklı tartışmaların gelişmesine etkide bulunmuştur.

Bu yazımızda medeniyet, özgünlük ve dinamizm bağlamındaki fikirlerimizi Alpaslan Açıkgenç’i referans kılarak açıklamaya çalışacağız.

Bir medeniyetin yeniden dirilmesinde bilginin o toplum içindeki itibarının önemli bir rolü olacaktır. Erdem üzerine inşa olan Müslüman toplumun hak ettiği düzeye kavuşması için gerekli ön şart, “bilgi”dir demek abartı olmasa gerek. O halde bilgiye, İslam toplumunun ilgisini yeniden uyandıracak bir çaba, bu şartın yerine getirilmesindeki ilk adımı olacaktır. Bu ilk adım olarak tanımlanan çaba ise, “bilgi felsefesi” olarak adlandırılabilir.

Medeniyet kuran toplumların belirgin özelliklerinden biri kendi medeniyetlerinin ruhunu merkeze almaları ise, ikincisi bu medeniyet ruhunu bir sistem dâhilinde ortaya koyabilmeleridir. Bu çerçevede oluşan medeniyet ruhu, ilim adamının dünya görüşünü yansıtırken, oluşan düşünsel mekanizmaya da  “sistem“ demek mümkündür.

Soyut kavramları anlamlı bir şekilde sistemleştirerek bilgi haline getiren, bilim ve felsefedir. Buradan hareketle, bilim ve felsefenin medeniyetleri oluşturan iki temel insani olgu olduğunu ileri sürebiliriz. Aynı zamanda bu iki kavramın sahip olduğu karşılık (veya pratik değer) o toplumun sahip olduğu medeniyet perspektifi hakkında da önemli ipuçları verecektir.

Felsefenin bu minvalde dikkate değer bulduğu kavramların başında ahlak gelir. Bundan dolayıdır ki, medeniyetlerin dinamik bir toplum olarak devam etmelerinde ahlakın yeri tartışılmaz bir ehemmiyettedir. Özellikle ahlaki zindeliğin katkısı... . Yeni bir medeniyetin kurulması, ahlaki zindeliğe bağlıdır. Ahlaki zindeliğin ilk ve öncel şartı ise, yine bilgidir; ancak özgün ve yeni bilgidir. Tarihte bir medeniyet kurmuş bütün toplumlar için de aynı kriteri görmek mümkündür. Örnek olarak da Roma, Hint, Çin ve İslam medeniyetlerini verebiliriz…

 Başka bir deyişle, toplum ilk önce ahlaken çöktükten sonra yok olur. Bir toplumun yok olması demek, bütün fertlerinin ölüp ortadan kalkması demek değildir. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki; bilgi ve ahlak sayesinde bir medeniyet olarak tezahür etmiş bir toplum, yaşayan bir toplumdur.

Bunun sebebini de şöyle açıklayabiliriz: Ahlaki zindelik, ahlak kavramlarının yaşantı ile iç içe ve etkin bir şekilde eğitim yoluyla toplumdaki fertlere tek tek aşılanması ile mümkündür. Bu eğitimin etkin bir şekilde verilmesi ise, ahlakla ilgili kavramlarının açıklık kazanması ile olur ki, bu da ancak bu kavramların bir sistem içerisinde açık, seçik ve düzenli bir şekilde işlenmesi ile mümkündür.

Ara sonuç niyetiyle şunu söyleyebiliriz: Bilginin toplumsal bağlamdaki işlevleri arasında en önemli iki olgusu, bilgi ve ahlaki zindeliktir. Bunların sonucu ise, yaşayan bir toplumun medeniyet olarak tezahür etmesidir. Fakat bütün bunları sağlayacak olan bilginin; özgün bilgi olması gerektiğinin altını çizme gereği duyuyorum.

İnsan fıtraten bilgiye ilgi duyduğu için, özgün fikir, bir hareketlilik ve çekicilik içerir. Bu yüzden de toplumda fikir dinamizmini doğurur. Ancak her özgün fikir, bir yenilik içerdiğinden bilginin cevvaliyetini ve çekici özelliğini koruması, özgünlüğünü devam ettirmesi ile mümkündür. Bu da devamlı yeni ve özgün görüşlerin, kuramların üretilmesi demektir. O halde özgünlük, ancak fikir üretme süreci ile devam edebilir. Bu süreç sona ererse, bilgi durağanlığı başlar ve böylece mevcut bilgiler, tabiri caizse, “eskimeye “ başlar.

“Bilgi eskimesi [bilgilerin yenilenmemesi], fikri durgunluğu getireceği için buna bağlı olarak kalkınma ve ahlaki zindelikte de bir uyuşukluk baş gösterir. Sonuçta da toplum yaşayan bir organizma olma özelliğini bütün bu açılardan yitirir. Bu gün bizim içinde olduğumuz durum, bunun en güzel örneğidir. O halde toplumsal bağlam içinde bilginin en önemli özelliği şudur: “Bilgi eskir“

Bir medeniyetin hem devamlılığının hem de gelişmesinin anahtarı olarak yenilenmeyi gösterebiliriz. “…Hem psikolojik hem de bilimsel gelişmeler açısından bir fikir veya sistem yani ‘bilgi’ devamlı yenilenmek zorundadır. “ Rosenthal’ın, İslam medeniyetinin yükseliş ve çöküşünü bir bakıma “bilgi” kavramının İslami çerçevedeki anlaşılışına bağlaması bu anlamda dikkate değerdir. Yani bilginin vahiy eksenli yorumu, analizi, İslam Medeniyeti’nin düzeyi hakkında önemli bilgiler ihtiva eder.

Peki, özgünlük dediğimiz şey tam olarak nedir?  “Bulunulan ortamın bilgi birikiminden kaynaklanan ve daha önemli bilgilere bağımlı, fakat onlardan belli bir yönde ayrılan her fikir özgündür.Özgün her fikirde bir yenilikten ve bir tazelikten bahsetmek mümkündür.

Alelade, statik, günübirlik yaşamın egemen olduğu bir ortamda özgün fikirlerin ortaya çıkmasını beklemek mümkün olmadığına göre, ortamın, fikri özgünlüğün oluşmasında önemli bir etkisinin olduğu söylenebilir. Böyle bir ortamdan kopmadan özgünlüğün yakalanması ise mümkün görünmüyor.  “Özgünlük için iki önemli nokta, birincisi ortam; ikincisi ise (ortamdan)“kopma“dır“

Ortamlar, kişilerin sahip oldukları özel motivasyon durumları dışında fikri hareketliliğin, canlılığın kaynağı mesabesindedir. Yenilenme dediğimiz ise; ancak bir sürekliliğe sahip olduğu zaman durağanlaşmayı engeller. “…Malumdur ki, insanda bulunulan bazı ruhi durumlar ve huylar onu bıkkınlığa ve gevşekliğe iter. Bunun temel sebebi, ortamın eskimesi ile düşüncelerin durağanlaşmasıdır. Taze ve özgün düşünce, insana zindelik verdiği ve uyuşukluktan kurtardığı halde alışkanlık sebebi ile zamanla bu fikir[de] etkisini kaybeder.” Bundan dolayı… “fertlerin zinde, canlı ve cevval tutulması için devamlı özgün düşünceye ihtiyaç vardır “

Bu, insan fıtratının gereğidir. Bunun dışında özgünlüğe, ayrıca bilimsel ilerleme sonucu oluşan bilgi birikiminden dolayı da ihtiyaç vardır. İnsan, bilgi gereği, devamlı hakikati arama peşinde olduğu için, yeni bulguları özgün fikirlere dönüştürme durumundadır. Zira “hakikat” ancak bu şekilde bulunabilir.

Sorunun günümüzde yansımalarını en çok gördüğümüz alanların başında İslam Felsefesi gelir. Çağdaş İslam felsefesinin karşılaştığı en önemli özgünlük sorunu, felsefi düşünceyi Kur’an ile temellen[direme]mesidir. Bunu diğer zihinsel ve sosyal savrulmalar takip etmiştir.

14. yüzyıldan günümüze kadar ortamdan kopma olmadığı gibi ortama, şerhler, açıklamalar ve ilavelerle çok sıkı bir  “bağlanma“ görmekteyiz. “Bağlanmanın olduğu yerde ise özgünlük olamaz ve böylece düşünce de artık donuklaşarak kalır. Böylece her türlü geri kalmanın en önemli sebebi olarak düşünce[nin] donuklaşması[sını] gö[ste]rmek mümkündür “.

Yeniden özgünlüğümüzle medeniyet kurabilmemiz, öğrenme ve fikir üretmede dinamik olabilmemize bağlıdır. Kendi kaynaklarımızı (herhangi bir ön yargıya girmeden bir bütün olarak) yeni bir anlayışla, davranış haline getirmeyi ıskalamadan okumamız ve yaşamımıza aktarmaya çalışmamız, küllerimizden yeniden dirilmenin mihenk taşı olarak görünmektedir.

Medeniyetlerin tarih sahnesine çıkmasında fikir-bilgi üreten merkezlerin önemli bir rolü olmuştur. Fikir üreten merkezler bilginin yenilenmesine dinamizm kazandırırken, ahlaki zindeliğin sürekliliğine de katkıda bulunacaktır. Bu merkezin en önemli özelliklerinden biri geçmişle objektif-sağlıklı bir yüzleşmenin olmasına katkıda bulunurken, diğeri mevcut halin sağlıklı bir teşhisinde ve tedavisinde de önemli bir rol oynayacaktır.

Bu yönüyle ‘eğitim çalışması’nın (dergi bünyesinde faaliyet gösteren ‘eğitim atölye çalışmaları’nın) önemli bir potansiyel taşıdığını belirtmek isterim. Sürekli ‘yeni’nin ve ‘özgün’lüğün arayışında olan bir anlayışla ancak yeniden bir medeniyet fikri oluşturulabilir

Kaynakça:Prof.Dr. Alpaslan Açıkgenç, Bilgi Felsefesi, İnsan Yayınları, İstanbul 2011, 

Bu yazı toplam 1913 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.