İLİM AŞ İÇİN Mİ AŞK İÇİN Mİ? / Köşe Yazısı - Osman DAĞ

19.4.2016 08:28:01
Osman DAĞ

Osman DAĞ

 İlim Aş İçin mi Aşk İçin mi?

Bilim tarihi, bütün insanlığın ortak malıdır. Her milletin buna az çok katkısı olmuştur. Fakat âlimler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Âlimler, bir millete mensuptur. Son iki bin yıllık dünya bilim tarihinde Peygamber Efendimizle birlikte bilim gelişmiş, Müslümanlar ilmi almış ve geliştirmişler. Gelişmişliğe ulaşmada âlimlerin payı çok büyüktür. Bilim ve teknoloji aletlerinin üretiminde âlimlerimiz başat rol oynamışlardır.

Müreffeh bir hayat yaşamamızda âlimlerimizin büyük bir katkısı varken, acaba kendileri nasıl bir hayat yaşamışlardı?  Âlimler, mum misali etrafını aydınlatmak için kendilerini yakmışlardır. İlim elde etmek için aylarca yürümüşler, aç kalmışlar, açıkta kalmışlar; fakat ilimden vazgeçmemişler. Çünkü hem kitabımız Kuran’da hem de Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) ilmi ve âlimleri çok defa övmüştür.

Allah’ın ve Peygamberin övgüsüne mazhar olmak için insan neler yapmaz ki! İşte bir kaç örnek:

Hanbelî mezhebinin kurucusu olan âlim Ahmed b Hanbel:”İlim almak ve sünneti öğrenmek için tehlikeli beldeleri, Şam diyarını, sahilleri, Mağrib’i, Cezayir’i, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Yemen’i, Irak’ın tamamını, İran’ı, Horasan’ı, dağları bayırları dolaştım. Sonra Bağdat’a döndüm.”

Zikredilen yerler birbiriyle komşu şehirler değildir. Aralarında yüzlerce kilometre mesafe vardır. Bu yollar uçak veya araba ile değil, yürüyerek, şanslı ise at veya deve sırtında kat edilmiştir.

Böyle değerli bir âlimden kim ders almak istemez ki, zor da olsa… Bakiy bin Mahle, Ahmet bin Hanbel’den hadis almak ister. Fakat İbni Hanbel ev hapsindedir. Bakiy bin Mahle ise uzun süre dilenci kılığında İbni Hanbel’den her gün birkaç dakika ders alır. Ve bunu uzun süre devam ettirir. Endülüs’ten Bağdat’a en iyi ihtimalle binek hayvanla gelmiştir. Aradaki mesafe birkaç bin kilometredir.

Âlimlerimiz, ilim için uykularından vazgeçmişlerdir. İmam Buhari için Muhammed bin Yusuf anlatır: “ Bir gece evinde Buhari ile beraberdim. Üzerinde çalıştığı konularla ilgili hatırladıklarını unutmamak için not almak üzere o gece kalkıp lambayı yaktıklarını saydım. Tam on sekiz defa idi.”Uykudan vazgeçemeyen ilme ulaşamaz. Gün yirmi dört saattir. Âlimlerimiz, bundan ne kadarını kullanabilirlerse kar gözüyle bakıyorlardı.

“İlim beden rahatlığı ile elde edilmez.” der Zehebi. Her işin bir kuralı vardır. İlim elde etmenin de birçok kuralı vardır. Fakat bu kurallardan ‘rahatlık’ yoktur.

İbni Halikan, İbni Sina için :“ Meşguliyeti süresince tamamıyla uyuduğu tek bir gecesi bile olmadı. Gündüzleri ise mütalaadan başka bir şeyle uğraşmazdı. Kendisine zor gelen bir mesele olunca abdest alır, camiye gider namaz kılardı. Bu meseleyi kolaylaştırması, girift yönlerini halletmesi için Allah’a yalvarırdı  “. İlimde derinleşmek, meseleleri çözmek için hem fiili dua (araştırma) hem de kavli dua yapılmalıdır.

Âlimlerimiz zamana çok değer vermişlerdir. Hayatımızda zamanımızı çalan metalardan uzak kalmaya çalışmışlardır. İbni Hazm’a göre: ”Malın çok ve hayatın müreffeh olması ilmi ruhlara götüren yolları kapatır. Çünkü bolluk çoğu zaman eğlenceyi teşvik eder. Onun kapısını açar. Eğlencenin kapısı açılınca nur ve marifetin kapısı kapanır. Fakir ise her ne kadar geçim derdi ile meşgul olsa da eğlence kapıları ona kapalıdır.”

Fakirlik tercih edilmez. Ancak zamanımızı çalan saikler tv, internet gibi araçlardır. Kökeninde eğlence vardır. Daldığında saatlerini çalabiliyor. Bunların başında sabahlayan nice insanlar vardır.

Abdulkadir Geylani Bağdat’ta eğitim gördüğü zamanlarda harçlıksız kalır. O kadar aç kalır ki yerde yiyebilecek ekmek, sebze artıkları arar; bulamaz ve bir yere çömelir. Burada, “ Ya Allah yetişir ya da hükmettiği ölüm” der. Sonrasında Allah’ın yardımcı gönderdiğini öğreniyoruz.

İlim aşkı en büyük aşklardan olsa gerek. Çünkü onun uğrunda günlerce aç kalınabiliyor.

Taberi için yazılır. Muhammed bin Cerir et Taberi, seferi çok arzulayıpta babası ona müsaade edince yolculuğa çıktı. Babası, hayatı boyunca bulunduğu memlekette ona az az şeyler gönderirdi. Onun şöyle dediği anlatılır: ”Babam gönderdiği harçlık gecikti, öyle ki gömleğimin kollarını koparıp satmak zorunda kaldım.”

Peki, Taberi zengin olamaz mıydı? Elbette ki evet...

Bunu Taberi’nin kaleminden okuyalım:

“Düştüğümde yokluğa, bunu arkadaşım bile bilmez,

Ben tok görünürüm, arkadaşım da tok olur.

Yüzümün suyunu korur utancım,

Ve arkadaşımdan istemeyi de, rıfkım.

Eğer ben de döksem yüzsuyumu

Bulurdum elbet zengin olmanın bir yolunu”

Beyhaki,”Evinde unu olmayana danışma, zira keder onda akıl bırakmamıştır.” şeklinde uyarır. Tercih edilen fakirlik yoksulluk değil, zevklerden mahrum olma durumu olsa gerek.

Âlimlerimizden Sened bin Ali, kendisine emanet edilen babasının atını götürüp satar ve kendisine kitap alır. Evine kapanır, yakınlarına evinin kapısını kilitleyeceğini söyler. Aldığı kitap Micasti’yi üç yıl boyunca okur, dışarı çıkmaz. Yemek olarak da yakınları, zindan mahkûmları gibi bir delikten kendisine verirler.

İlim dışında acaba hangi amaç için insan üç yıl boyunca evinden dışarı çıkmaz?

İlim elde etmenin kolay olduğu günümüzde ise ilme zaman ayırmak zorlaşmıştır. Günümüz dünyasının meşguliyeti okumaya zaman ayırmayı zorlaştırıyor. Bu gün ulaşmak istediğimiz bir bilgiye birkaç dakikada ulaşabiliyoruz. Oysa eskiler bu kadar şanslı değillerdi. Bu rahatlığa kavuşmamızı sağlayan bütün ilim ehline minettarız.

 

 Kaynak: Abdulfettah Ebu Gudde, İlim Uğrunda, Nun Yayınları, Çev. Faruk Beşer, Ağustos 2010

Bu yazı toplam 3631 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.