Geleceğin İnşası Geleneğin İhyasından Geçer / Köşe Yazısı - BAŞYAZI

13.8.2016 11:35:00
BAŞYAZI

BAŞYAZI

 Geleceğin İnşası Geleneğin İhyasından Geçer

Bir ağacın dallarının güçlülüğü, uzunluğu, dayanıklılığı ile kökleri arasında derin bağ vardır. Ağacın köklerinin derinlere salınma oranı ile güçlülüğü arasında bir paralellikten bahsetmek mümkün. Tipilere, fırtınalara, boranlara karşı dayanıklılık ile kökler arasında bir ilişkinin olması gibi…

Benzer bir durum, medeniyetler için de geçerlidir. Geçmişi ile dinamik bir bağ kuran, köklü bir bilgiye,  tecrübeye sahip olan medeniyetlerin güçlü olacağı tartışma götürmez bir gerçektir. Bu medeniyetlerin ortaya çıkan krizleri yönetime, sorunlara çözüm bulma cevvaliyeti de güçlü ve etkili olacaktır.

Tıpkı hayat tecrübesi güçlü olan insanların önüne çıkan sorunların üstesinden gelme istidadında olduğu gibi. Bilgi ve hayat tecrübesi güçlü olan insanların toplum içinde bir çekim merkezi olacakları, bir model olarak görülecekleri, topluma öncülük etme potansiyeline sahip olacakları aşikârdır.

İbni Haldun’un “Geçmiş geleceğe suyun suya benzemesi gibi benzer” demesinin temelinde bu olsa gerek. Zamana hükmetme, zamanı yönetme kapasitesi, ortaya çıkacak ürün üzerinde de belirleyici olacaktır. Hasan el Benna’nın vurgusu ile “Bu günün gerçekleri dünün hayalleri, bu günün hayalleri yarının gerçekleridir”

Geçmişin birikimini tecrübe etmek sadece kendi medeniyet dinamiklerimizle ilgili bir arayışla, bir çaba ile sınırlı değildir. İnsanlığın ortak mirası olan tüm birikimlerin, değerlerin araştırılmasını da içine almaktadır.

Bu, dirilişi düstur edinen her kesimin öncelemesi gereken bir misyon, bir hayat felsefesidir. Dar anlamdaki bir beslenmenin, bilgilenmenin eksik kalma; hatta kişileri ve toplumları bir kısır döngünün içine yuvarlayabilme riski oldukça yüksektir. Medeniyetimizin farklı damarlarını, ekollerini görmezden gelen yaklaşımların içinde düştükleri durum hakeza…

Bu genel yüzleşmenin birinci adımı tabi ki kendi medeniyetimizle, tarihimizle, dünya görüşümüzle yüzleşmedir. Bu yüzleşmenin ilk adımının ise sağlıklı bilgilenme olduğunu düşünüyoruz.

Medeniyet Havzalarımız bu anlamda geçmişle cesaretle yüzleşme çabasının mütevazı bir adımı olacaktır. Çok değişik coğrafyalarda oluşan medeniyet halkalarını tanıma, o zamanın havasını teneffüs etme, ortaya çıkan sorunları, krizleri çözme tecrübelerinden istifade etme, medeniyet ve toplumsal ıslah yolunda atacağımız adımların sağlamlığına ciddi bir katkıda bulunacaktır.

Medeniyet havzalarımızla yüzleşilmesi, günümüzün temel problemlerinden biri olan gençliği diri tutmanın, gençliğe ruh aşılamanın, ona ideal kazandırmanın da önemli adımlarından biri olarak görmek mümkün. Acısı-tatlısı ile bu tür bir eleştirel tecrübeye sahip bir neslin zamanın moda ideolojilerinin peşinde sürüklenme, istikameti şaşırma riski daha düşük olacaktır.

Kazanı, Mağrib, Endülüs’ü, Hind’i, Bağdat’ı, Mısır’ı, Maveraünnehir’i, Fars’ı, İstanbul’u bilmeden bir dirilişten, bir diriliş muştusundan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Mağrib’in ne yana düştüğünü unuttuğumuzdan beri başımızda yenilgiler eksik olmadı. Kendimizi Batı’nın kaynaklarından değil de kendi kaynaklarımızdan, araştırmalarımızdan okuyana kadar da bu yenilgiler bitecek gibi görünmüyor.

İbni Rüşd’ü Batı’nın insafına tek ettiğimizden beri mahzunuz. İbni Sina’yı, Cabir bin Hayyan’ı, Musa bin Meymun’u, Sühreverdi’yi, İbni Arabî’yi, Kınalızade’yi, Şah Veliyullah’ı, Cezeri’yi bilmeden, onların hayatlarını tecrübe etmeden bir dirilişten bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Bir korku anının ortadan kaldırılması, bir travma ile yüzleşmektir tavsiye ettiğimiz. Damarlarımıza yerleşmiş bir yenilgi travması, zihinlerimizi esir almış, ufkumuzu daraltmış veya ekseni kaymış bir çöl meçhulü…

Zayıf durumu ile yüzleşme korkusu çekenlerin sığınağı olan geçmişe sığınmak değil kastımız. Hamasi duyguları harekete geçirip,  yaralarımızı makyajlamak ya da tarihin sayfalarını attığımız sloganlara malzeme yapmak da değil.

Bir sığınmadan çok oluşturmaya çalıştığımız mevziye takviye kuvvet,  medeniyet damarlarının en ücra köşesine ulaşmada bir çabadır kastettiğimiz. Yürüdüğümüz yola azık katma, işaret taşı olmadır kastımız.

Bu minvalde yapılacak eğitim çalışmalarını, okumaları önemsiyoruz. Zamanın egemenleri bunun bilincinde olacaklar ki geçmişle ilgili nerede ise her şeyi değersizleştirme çabasına girmekte, devletlerin ve toplumların tarihi ile ilgili değerlerinden kopuk bir anlayışın gelişmesi için çırpınıp durmaktadırlar.

Bir zamanlar yapılan ülkemiz haritalarının etrafında hiçbir ülkenin gösterilmemesini ve komşu ülkelerin beyaz renkle kapatılmasının mantığına bir de bu açıdan bakmakta fayda görüyoruz.

Oluşturulan tarih algısı, bu algıyı ispatlama adına yapılan kafatası ölçümlerini, dilin sadeleştirilmesi adına yapılan dil katliamlarını, tarih kitaplarındaki çarpıklıklarla yüzleşmek, kurulan tezgâhların bilinmesine katkıda bulunacaktır.

Geçmişi ile ihya edici bir bakışla yüzleşme temennisiyle

Bu yazı toplam 1597 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.