EĞİTİMCİ ÖMER MAÇİN İLE GENÇLİK ÜZERİNE

14.10.2017 09:12:36
EĞİTİMCİ ÖMER MAÇİN İLE GENÇLİK ÜZERİNE

 Genç Diriliş: Kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız?

Ömer Maçin: Kendimi tanıtacak kadar bir hayat birikimine sahip olamadık henüz ama yine de sorduğunuz için kendimi tanıdığım kadar size tanıtayım. 1982 Adana doğumluyum. Aslen Adıyaman Gerger ilçesindenim. İlkokulu köyümde, ortaokulu ve liseyi Kâhta’da okudum. 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma bölümüne yerleştirildim.  Evet, Allah’ın takdiri ile yerleştirildim.  13 yıldır rehberlik yapmaktayım.  Elhamdülillah Müslümanım, kitap okumayı ve araba kullanmayı çok severim. Evli ve 2 çocuk babasıyım.

Öğrenciliğimde orta seviyede bir öğrenci idim. İlkokulda babamın tatlı sert daha çok da sert yöntemiyle dersleri çalışırdım. Ortaokul ve lisede ise arkadaşlarımın ve hocaların etkisiyle çalışırdım. Ders çalışmaya meyilli bir yapım var zaten. Öğrencilikteki tek başarım üniversite sınavını kazanmam diyebilirim. İki yıl hazırlandım sınava. Dershaneye giderek ve evde çalışarak girdim. Tek başıma konu çalışıp arkadaşlarla da soru çözerdim. Hangi yöntemi denediğimi ben de hatırlamıyorum ama nasıl kazandım diye soracak olursanız, yoğun ve kendimi derse samimi olarak vererek çalışma, arkadaşların teşviki ve kitap okuma sayesinde diyebilirim.

Genç Diriliş: Sizin zamanınızdaki sınavlarla şimdiki sınavlar arasında bir fark görüyor musunuz? Varsa nedir?

Ömer Maçin: Bizim dönemimizde sınavlar bugünkü kadar yoğun değildi ve öğrenciler bu kadar sınav merkezli çalışmazlardı. Yani sınav sıradan bir şeydi. Üniversite sınavı sadece fazlaca önemsenirdi. Okul sınavları genellikle klasik olurdu ve neredeyse hiç test usulü yazılı olduğumuzu hatırlamıyorum. 3 sınav bilirdik: Bursluluk sınavı, Liseye geçiş sınavı ve üniversite sınavı.  Çoğu öğrencinin ilk iki sınavdan haberi dahi olmazdı. Üniversite Sınav sistemi bizim dönemimizde tek basamaklı idi. 90 soruluk bir sınavda 79 net yaparak kazanmıştım.

Sınavlarda sistem değişikliği oldu. Malum ülkemizde sınav şekilleri sık sık değişiyor. Fakat insanların sınav algısı bugün çok değişti.  Geçmiş sınavlar öğrenciyi daha fazla strese sokardı. Çünkü tek bir şans verilirdi. Ama bugünkü sistemde TEOG iki dönem halinde, üniversite sınavı ise 6 sınav şeklinde yapılıyor. Öğrencinin faydasına olan bir sistem yani. Mesela geçmişte meslek liseleri ve özellikle imam hatip mezunları diğer liselerden 5 adım geride başlardı tabiri caizse. Öğrenci sınavda derece yapsa bile istediği bölüme yerleşemezdi. Yani adaletsizlik keskin bir şekilde öğrencileri ve aileleri yakardı.

Genç Diriliş: Mevcut sınav sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ömer Maçin: Bugünkü sınav sistemi geçmişe oranla çok daha profesyonelce hazırlanıyor. Öğrencilere yeterince zaman veriliyor, sınav kaygılarını kontrol etme açısından birkaç defa sınava girilebiliyor. Tüm öğrenciler eşit olarak sınava giriyorlar. Üniversite sınavlarında ek puan kaldırıldı, herkesin diploması aynı katsayı ile çarpılıyor. Yani çalışan ve başarılı öğrenci ödüllendiriliyor. Burada sınav kaygısı dedikleri şeyden bahsetmemek de olmaz.

 Zira günümüzde ameliyatlarda yaşanan korkudan daha tehlikeli boyutlarda algılanmaktadır. Sınava yüklenen anlamın abartılması ya da gereğinden fazla bir önem yüklenmesi kaygıya neden olmaktadır. Tevekkül inancıyla sınavlara hazırlanan kişinin sınav kaygısı yaşaması imkânsız görünmektedir. Çünkü tevekkül sınavın gereklerini yerine getirdikten sonra sonucunu “neylerse güzel eyler”  anlayışıyla Allah’a bırakmaktır.

Genç Diriliş: Sizce sınavlar öğrencinin bilgilerini ne kadar ölçüyor?

Ömer Maçin: Bilgilerin sadece sınavlarla ölçülmesi kanaatimce eksik bir yöntem. Özellikle sadece test usulü sınavlar öğrencinin malumat (bilgi yığını) sahibi olmasını istiyor ama yorum yapmaya, muhakeme etmeye pek de fırsat vermiyor. Yani iyi test çözen birisi iyi ezber yapmış olabiliyor ki bu da öğrendiği anlamına gelmiyor. Ama öğrenen kişi yüksek net de yapar. Bu boyutuyla bilgileri yeterince ölçemiyoruz. Ancak öğrencinin öğrendiği bilgileri mutlaka ölçmek gerekiyor ki eksikleri görebilelim.  Tabi tüm suçu sınavlara da yıkmak doğru olmaz. Eğitim sistemini de irdelemek gerekir. Zaten sınavlar eğitim sisteminin sadece küçük bir parçası. Eğitimin burada sayamayacağımız eksiklikleri nedeniyle öğrencilerin sağlıksız bir eğitim hayatı yaşadıkları, sınav eksenli bir eğitimin ötesine geçemedikleri herkesin malumudur. Bunları söylerken genç kardeşlerimizin aklına şu gelmesin: sınavlarda düşük not almak çok da önemli değil zaten bilgilerimizi ölçemiyor. Sınav başarısı yüksek olan öğrencilerin genel itibariyle diğer öğrencilere göre daha iyi öğrendiği düşünülebilir.

Genç Diriliş: Sınavsız eğitim olmaz mı? Sınav gerekli mi?

Ömer Maçin: Cennet-cehennem-hesap olmadan ahiretin bir anlamı kalır mı? Rabbimizin yaratılış özümüze koyduğu bir kanundur. Sınav hayatın doğasında olan bir şeydir.

Ölçemediğiniz bilgiyi kontrol edemezsiniz.  Öğrencilerin bilgilerinin değerlendirilmesi için sınav gereklidir. Bu yüzden yazılı veya sözlü sınav olmazsa olmaz. Kanaatimce ilkokulun sonuna kadar sınavlar olmamalı, daha çok kazanım, değerler, ilgi yeteneklerin tanınması ve geliştirilmesi, sosyal beceriler ön planda olmalı. Ortaokul itibariyle bilgilerin arttırılmasıyla birlikte sınavlar da olmalı. Ortaokulda ise ilgi ve yetenekler doğrultusunda öğrencilerin okullara yerleşmesi gerekir. Yani ilkokulda yapılacak gözlemler ve testler neticesine kimin hangi alanda ilgi ve yeteneğinin olduğu tespit edilerek yönlendirme yapılmalı.

Türkiye gibi genç nüfusu çok olan, her göreve sınavla girilen bir ülkede sınav olmadan eleme yapılması zor görünmektedir.

Genç Diriliş: Kitap okumanın sınavlara bir etkisi var mı gerçekten?

Ömer Maçin: Gençlerle ders konusunu görüşürken veya ders çalışma ile ilgili planlama yaparken mutlaka kitap okuyup okumadığını sorarım. İstisnalar olmakla birlikte iyi kitap okuyan öğrencilerin genellikle ders başarılarının yüksek olması ilginçtir. Yani tecrübe ile sabittir. Kitap okuma ile ilgili önerebileceğim “Okuma Zekâsı”  diye bir kitap var. Orda der ki: okuma, güneş sistemindeki güneş gibidir. Diğer gezegenler güneş etrafında döner ve güneşin ışığından yararlanır. Aynı bunun gibi insanda bulunan bütün zekâ alanları da okumadan beslenir. Beynimiz iki lobtan (bölümden) oluşur. Sol lob, akıl-mantık yönümüzdür ve genellikle akademik yani derslerle ilgili işlemleri yürütür. Sağ lob ise duygu ve yaratıcılığımızın olduğu, insanlar arası ilişkiler, sanat ile ilgili işlemleri yürütür. Eğitim sistemimizi genellikle sol lobu geliştiriyor. Dolayısıyla eğitimimizde yaratıcılıktan çok olanı koruma-ezberleme baskındır. İdeal olan sağ ve sol lobun beraber kullanılmasıdır ki dehalar da bunu yapar. Yapılan araştırmalara göre iki lob arasındaki bağlantıyı en etkin sağlayan şey, okumaktır. İki lobu kullananlar analitik düşünme, sentez ve anlamlandırma işlemini çok hızlı yapabilir. Okunan metni ya da konuyu kavrama ve yorum yapma konusunda inanılmaz derecede başarılıdırlar.  Fazla söze ne hacet.

Genç Diriliş: Ahiret sınavı, girdiğimiz dünya sınavlarının önünde bir engel midir?

Ömer Maçin: Tüm öğrenci kardeşlerimin hayat önceliklerini ve amacını netleştirmesi gerekir. Benim hayat amacım nedir, niçin yaşıyorum sorularına doğru cevap vermesi ve bu cevabı kabul ederek yaşamına yön vermesi gerekir. İnsanın asıl amacını yaratıcısı olan yüce Allah bilebilir. Varoluş amacımız K.Kerim’in Zariyat Suresi 56. Ayette şöyle beyan edilir: ”Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” Bu ayet ışığında hayat amacımızı belirledikten sonra diğer tüm hedefler veya yan amaçlar asıl amacımıza hizmet eder. Bu ayet ve başka ayetlerden anlaşıldığına göre kulluk bir sınav olarak bizlerin girdiği bir sınavdır. Bu sınavın sonuçları ve notları da ahirette ortaya çıkacaktır.

Ahiret sınavı, Allah’a teslimiyeti, iyiliği, sabrı, çalışkanlığı, fedakârlığı, duyarlılığı temsil eder. Bu sınava hazırlanmaya çalışanlar, nefsin ve şeytanın tembellik, kötü arkadaş tuzağına düşmeyecekleri için dünyevi sınavlarında da başarıyı yakalayacaklardır.  Görüşmelerim ve gözlemlerimden yola çıkarak ders başarısı düşük olan öğrencilerin genelinin tembellik yani görevlerini ihmal etme ve nefsine uyma sebebiyle başarısız olduklarını gördüm. Ancak burada başarıyı doğru tanımlamak gerekir.  Müslüman’ın başarı anlayışında her istediğini elde etmek değildir. Başarı hedeflediği yolda gayret göstermektedir. Gayretini gösteren zaten başarmıştır. Asıl başarı ise Allah’ın rızasını kazanarak cennete varmaktır. Fakat materyalist (dünyevi) bakış açısı, ne istersen onu bu dünyada elde etmelisin yoksa başarısız olmuşsun diye bakar. Bu da beraberinde inanılmaz bir stres getiriyor doğal olarak. Özlü bir şekilde söyleyecek olursak çalışarak başarılmaz ama başaranlar çalışanlardır.

Kulluk (İbadet) tanımına bakıldığında Allah’ın memnuniyetini kazanmak için yapılan her iyi iş diye tabir edilir. Bir insan hedeflerini samimi olarak Allah’ın memnuniyetini (rızasını) kazanmak için belirlemişse o yolda çektiği tüm sıkıntılar, çabalar ibadet hükmüne geçecektir.  Kulluk unutularak yapılacak her iş, elde edilecek sözde her başarı hiç hükmünde olacaktır.

Röportaj: Yusuf Karahan, Ebu Sadık Anadolu İmam Hatip Lisesi 9.sınıf öğrencisi

 

Bu haber toplam 496 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.