Çocuk Eğitiminde Doğru Bildiğimiz Yanlışlar / Köşe Yazısı - M.Nurullah DEMİR

20.4.2017 06:37:38
 M.Nurullah DEMİR

M.Nurullah DEMİR

 Çocuk Eğitiminde Doğru Bildiğimiz Yanlışlar

 

Psikoloji bilimi normal bir davranışın sınırlarını belirlerken, anormal davranışları açıklayarak, normali de belirlemiş olur. Her şey zıddıyla kaimdir sözü tam da bu değil midir? Yanlış yanlışlığını doğru olmadan bilebilir mi? Siyah ile beyaz, iyi ile kötü, helal ile haram, gece ile gündüz… zıttı ile daha anlaşılır değil mi? Bu nedenle bir psikolog olarak yanlışlar üzerinde durmam ve başlığı bu bağlamda belirlememdeki amacım yanlışlar gösterilerek doğruya ulaşmamızdır.

Sigmund Freud: Gittiğim her yerde, benden önce oraya gitmiş bir şair buldum.” dediği ifade edilir.  Bu sözün doğruluğunu ispat edercesine, edebiyatçı Halil Cibran’ın Ermiş adlı eserinin çocuklara dair bölümünde şu ifadeler geçmektedir:“ Yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söz aldı ve bize çocuklardan söz et, dedi. Ve El Mustafa yanıtladı: Sizin diyebildiğiniz evlatlar gerçekte sizin değildirler, Onlar kendini özleyen Hayat’ın oğulları ve kızlarıdırlar. Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler. Sizlerin yanındadırlar; ama sizlerin malı değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz; ama düşüncelerinizi asla. Çünkü onların kendi düşünceleri vardır. Onların vücutlarını çatabilirsiniz ama canlarını asla. Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz. Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç.

Çünkü Hayat ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir. Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine hedef edinmiştir ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için Kendi gücüyle sizleri gerer. Yayı gerenin elinde seve seve bükülün. Çünkü Oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar elindeki sağlam yayı da sever.”

 

Halil Cibran kendine has üslubuyla çocuk eğitimindeki hataları edebi bir şekilde ifade etmektedir. Bende bir psikolog olarak maddeler halinde toplumumuzda gözlemlediğim çocuk eğitimindeki yanlışlıkları maddeler halinde açıklamaya gayret edeceğim.

 

1-Çocuğa ceza verilmez!: Ceza Arapça kökenli bir kelime olup karşılık anlamında kullanılmaktadır. Genel anlamıyla suç davranışına karşılık birer yaptırımdır. Suça karşı bir yaptırımın olmaması toplumu kaosa nasıl sürüklerse aile içinde çocuğa suç davranışı karşısında bir yaptırımın olmaması çocuğun süperego olarak adlandırılan değerler-ahlak- sosyal kurallar- gelenek vb unsurların oluşmamasına neden olacaktır.

Sosyal bir varlık olan insanın sosyalizasyonu gerçekleşmeyecektir. Suçun karşılığını görmeyen çocuklar ilerde asi- sosyopat- antisosyal kişilik örüntüleri gösterme eğilimleri yüksek olacaktır. Ancak ceza ile şiddet aynı şey değildir. Çocuğun cezalandırılması yani suça karşı yaptırımın uygulanması illa şiddet ile gerçekleşmek zorunda değildir. Çocuklara ceza uygulamasında şiddeti önermemekteyiz. Sevdiği oyuncağından mahrum edilme davranışı da bir cezadır. Ceza sırasında mutlaka suç davranışı ifade edilmelidir. Örneğin kardeşine küfür etmemesi gerektiğini ifade ederek uyardığınız çocuğunuz, bu olumsuz davranışı tekrarlar ise; “ Küfür ettiğin için bu hafta seni parka götürmeyeceğim” diyebilirsiniz. Bu bir ceza örneğidir. Sevdiği nesne veya kişilerden mahrum ederek ceza verebilirsiniz.

 

2- Aşırı Sevgi- Sevgi Zehirlenmesi: Her tarif bir tahriftir. Ancak tarif olmadan da algıların oluşması zorlaşıyor. Erich Fromm’a göre gerçek sevginin temel bileşenleri ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir.(Yazgan,2011) O halde bu 4 temel bileşenin olmadığı sevgi türü aslında eksik bir sevgidir. İnsan, tanımadığı bir şeyi nasıl sevebilir? Bu sevginin bilgi boyutudur. Amacım sevginin tarifini vermekten ziyade yaptığımız hataların bu 4 temel üzerinde olduğunu göstermektir. Çocuğu ile ilgilenmeyen bir ebeveyn ne kadar çocuğunu sevdiğini ispatlayabilir. Sevgi bir iddiadır. İspat ister. Bunların yanında bir de sevginin zehirlenme durumu vardır. Sevgi eğer zehre dönüşmüşse dozunda yani miktarında bir problem vardır. İlaç ile zehrin arsındaki fark dozudur.  Örneğin; ebeveyn çocuğun ödevlerini kendisi yapıp onun yorulmasını istemeyip dinlenmesini istiyor ise burada sevginin boyutları olan sorumluluk ve ilgide bir sorunun olduğu görülmektedir.

 

3-Çocuğunuz ile arkadaş olun?! Bu ifade beni devamlı öfkelendirmektedir. Çünkü çocuğu ile arkadaş olan ebeveyn, çocuğuna yeni bir anne ve baba mı temin etmektedir? Çocuğun veya ergenin arkadaş ihtiyacı varsa ve -mutlaka da vardır- çocuğa arkadaş aranmalıdır. Çünkü çocuğun genellikle okul vb çevresinde zaten arkadaş ihtiyacı karşılanmaktadır. Çocuğun sokakta ve okulda temin edemeyeceği ihtiyacı anne ve baba rolleridir. Örneğin; ergen bir oğlu olan ebeveyn, çocuğu ile arkadaş gibi ise çocuğu öfkelendiğinde, o da öfkelenecek belki şiddette uygulayacaktır. Çünkü iki ergen arasındaki bu eylem çok da anormal karşılanmaz iken ebeveyn ve çocuk arasındaki şiddete dair gerilim anormaldir. Ebeveyn rolü ile çocuğuna yaklaşan anne ve baba onun öfkesine karşı sevgi, merhamet ve şefkat duyguları ile ona karşılık verip öfke duygusunu yenmesine yardımcı olacaktır.

 

4-Çocuğun her istediğini yapın!?  Çocuğun her istediğini gerçekleştirmek, çoğun hayallerini elinden almaktır. Gelecek ile ilgili umudunu, ümidini yok etmektir. Her istediğini elde eden mutlu olmaktan çok mutsuzluğa yol alır. İstekler bitmez, ihtiraslar ihtiyaca dönüşür. Filiz vermiş bir başağın filizini koparmak neyse her şeyi elde etmiş çocuk ta odur.  Her istediğini elde ettiren çocuk asla büyümez hatta regrese olur. Yani bebekleşir, geriler. Bebek ilk doğduğunda primer narsisizm yaşar. Dünyanın merkezinde bebek vardır. Benmerkezcidir. Acıktığında hemen doyurulmak, üşüdüğünde hemen ısıtılmak, altını kirlettiğinde hemen… ister.  Sabır yoktur.

 

Baumrind demokratik, otoriter ve izin verici olmak üzere üç temel ana babalık sitili ya da tarzı olduğunu ileri sürmüştür. Demokratik tarzda aile iletişime açıktır. Çocuğa, dengeli duygusal destek verilir ve özerklik gelişmesi için uygun atmosfer sağlanır. Aynı zamanda ailede yumuşak bir disiplin ve sınırlar vardır( Aktaran; Sayıl, 2012)

 

5-Annenin/kadının çocuğa bakım adına hayattan soyutlanması! Kadını her şeyden mahrum ettiler. Okuma yazması olmadığı için dedikodu yapmalıydı, yaptı da nitekim. İlmi ve fikri meşgaleler olmadığı için oturup pirinç çorbası pişirmeliydi, parti tertip etmeliydi ve günlere gidebilmeliydi. Okuma yazma, kitap okuma, farklı ortamlarda bulunma imkânı olmadığı için; doğal olarak tahsil görmüş erkeğin seviyesine ulaşamadı… İffet adına, namus adına ve “kadın çocukların eğitiminden sorumludur” bahanelerine sığınarak yapılmıştır bütün bunlar. Anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Geri kalmış, yeteneksiz, bir tahtası eksik olan; okuma, eğitim, öğretim, tefekkür, kültür, medeniyet ve toplumsal terbiyeden yoksun olan bir kişi, nasıl olurda yarının nesillerini eğitmeye layık olabilir? Öyleyse burada çocuk eğitiminden maksat çocuk semirtmektir. Zira tek işi evde, perde arkasında oturmak olan, fikir yoksunu, kültürsüz ve eğitimsiz bir kimse; hassas ve karmaşık bir ruh ve düşünce yapısına sahip olan çocuğun oldukça zor olan terbiye ve gelişimi konusunda ne yapabilir ki? Ancak ona süt verebilir, onu yıkayıp kurulayabilir. Başka hiçbir şey yapamaz. Peki bu durumda çocuğa küfür, ağlama, aldatma, bağırma, çağırma, ağıt ve nefretten başka ne öğretebilir ki?  Sıkıştığında dayak atmaktan başka ne yapabilir bu kadın? Eğer çocuğu dövmek fayda vermezse kendini vurmaktan başka elinden ne gelir? O da kar etmezse büyük ağabey ve baba ile korkutulur çocuk. Olmadı cinle, peri ve Azrail ile. Eğer bu kahrolası, yetim kalası, ölüm haberi gelesi lanet çocuk, bu gaybi yaratıklarla yola gelmezse; hayali ve uyduruk, daha vahşi devler, ölüler, karanlık ve gulyabaniler ile korkutulur. Evet, bu eğitim ve öğretim sisteminin çocuğun ve eğiticinin eğitim materyalleri işte bunlardır!( Şeriati,2016)

 

Çocuğun eğitimi yıllardan beri tartışılan bir konudur. Psikologlar, psikiyatrlar, sosyologlar ilahiyatçılar, eğitimciler… vb meslek gurupları bu konu hakkında araştırmalarını sürdürmektedirler. Çocuğun yetiştirilmesi bir sanattır. Eseri paha biçilmezdir. Problemler ve öneriler tamamını ele almak imkânsıza yakındır.  Bu yazımızda toplumumuzda görülen problemlerin bir kısmını ele alabildik.

 

Kaynakça

1-Şeriati, A.(2016) Kadın- Fatıma Fatıma’dır. Ankara: Fecr Yayınları.

2-Sayıl, M.(2012) Ana Babalık: Kuram ve Araştırma. İstanbul: Koç Üniversitesi yayınları.

3-Yagan, B.(2011) Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi yayınları

4-Cibran, H.(2012) Ermiş. İstanbul: Araf yayınları

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1443 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.