BİLİM SANATI VE SANATKAR BİRUNİ

24.2.2016 19:12:47
BİLİM SANATI VE SANATKAR BİRUNİ

BİLİM SANATI VE SANATKÂR BİRUNİ
“Bilim Sanatı” da nereden çıktı? Böyle bir şey olur mu?
Eğer mevzubahis (Batı vakanüvislerinin deyimiyle) “Karanlık Çağ”(!) ise fevkalade olur! Zaten işbu yazının kaleme alınmasından sebep de (sözüm ona) “Karanlık Çağ” sakinlerinden meşhur bilim sanatkârı Biruni’nin hayat hikâyesine şöyle bir göz atıp bilimin nasıl sanata dönüştüğüne şahit olmaktır. Yazımızın üslubunda dikkate şayan bulduğumuz faktör ise bilimsel makalenin kendine has soğuk üslubundan mümkün oldukça uzak durarak fakat iddialarımızı elimizden geldiğince delillendirerek yazımızı nihayete kavuşturmaktır. Ayrıca, Biruni büyük bir deha olmakla birlikte; kutsanacak bir idol, yanlıştan müstağni bir ilah değildir…  
Bundan yıllar önceydi… Daha Galileo’nin “Güneş Merkezli Evren” iddiası sebebiyle ömür boyu hapse mahkûm edilmesine 5 yüzyıl, Blaise Pascal’ın dünyaya gelmesine 7 yüzyıl vardır. Yıl 973... Çobanlıkla geçimini sağlayan El Reyyan bir erkek evladı doğduğunun haberini alır. Fakat baba-oğul birbilerine doyamamışken El-Reyyan vefat eder. Birazcık büyüdükten sonra, Muhammed(Biruni) ise zamanın ünlü astronomu Ebu Mansur’dan ders almaya başlar. Hocasının rica ve telkinleriyle Muhammed, yıldız gözlemcisi olarak Harzem sarayına alınır. Görevi geceleri uyanık kalıp kayan yıldızları not etmektir. Erken yaşta üstlendiği bu görev Muhammed’in bilime olan ilgisini ve meyilini olumlu yönde etkilemiş olacak ki, daha 17 yaşındayken ilk kitabını neşreder. Tarihin tozlu sayfalarında kalan ve daha gençliğinin ilk yıllarında kitap yazmaya girişen Muhammed’le, (sözüm ona) “Bilim Çağı” diye isimlendirilen günümüzün gençliğini mukayese etmeye gerek var mı? Dershane köşelerinde optik form karalamaktan “merak etmeye” zaman bulamayan 17lik delikanlılarımızı veya iş bulma telaşından “öğrenme” iştahı kapanmış üniversiteli gençlerimizi düşününce… Mukayeseye ne hacet!
“Erken kalkan yol alır.” 17’sinde kitap yazmaya başlayan Biruni bilgisayarın, daktilonun olmadığı zamanlarda 150den fazla eseri insanlığın hizmetine sunmuştur. Günümüze ise sadece 20 küsur eser ulaşmıştır. Gazneliler zamanında kaleme aldığı “Tahdidü Nihayati’l Emakin” adlı eseriyle günümüzün meşhur bilimlerinden jeodazinin kuruculuğunu yapmıştır.
Biruni’nin bilim adına yaptığı fedakârlıklar sadece kitap yazmaktan ibaret değildir. Tuvaline resim nakşeden bir ressam misali, emek vererek ve titizlikle çalışmıştır. İlim öğrenmek için, Farsça, Arapça, Yunanca, Sanskritçe gibi diller öğrenmiştir. Yıllarca peşinden koştuğu maniheist bir eser için Harzem’e kadar gitmiştir. Günümüzde de bilim için yapılan fedakârlıkları yabana atmamak lazım; zira süper güç(!) ABD’nin Guantanamo’da mahkûmlar üzerinde yaptığı deneyler es geçilecek bir fedakârlık(!) değildir; ya da Hiroşima ve Nakasaki’de yaşananlar… Ama ikisi arasındaki ince çizgi, Biruni’nin bilimini “sanat” yaparken ABD’ninkini zulüm yapar; çünkü Biruni insanlığa hizmet etmek için kendini harap ederken, ABD insanına hizmet etmek için insanlığa zulmeder.
Aslında bu hastalıklı düşünce günümüz bilim anlayışını neredeyse ele geçirmiş durumdadır; kimyasal silahlar, nükleer silahlar, füzeler, uyuşturucu maddelerin insanları zehirlemek pahasına pazarlanması, teknolojinin insanlara dayattığı konformizm (düşünemez ve eleştiremez hale gelmek)…
Bu şartlar altında bilim bir sanat mıdır? Asla!  “El’Kanun’ul-Mesudiyyü fi’l-Heyeti ve’n-Nücûm” adlı eserini Sultan Mesud’a atfeden Biruni’ye ödül olarak yüklü miktarda altın-gümüş verilir. Biruni’nin bu ödüle tenezzül etmeyip verdiği cevap ise Firdevsi’nin Şehnamesi’ne Shakespeare’in sonelerine kök söktürecek niteliktedir: “Bu armağan beni baştan çıkarır, ilimden uzaklaştırır. İlim sahibi olan kimse ise gümüşün harcanıp bittiğini, ilimin ise kalıcı olduğunu bilir. İlimin devamlı zenginliğini gümüşün geçiciliğine değişmem.” İşte bu, sanattır.
10.yy’da Trigonometri’yi kullanarak dünyanın çapını sadece 16 km’lik yanılma payıyla hesaplayabilen Biruni’nin, Da Vinci’nin Mona Lisa tablosunu yaparken gösterdiği titizlikten daha az titizlik gösterdiğini kim söyleyebilir? Biruni’nin kitapları ve dâhiyane tespitleri, Mona Lisa’nın bakışları kadar etkilemez mi insanı?
Yıl 1048… İslam hukukçusu Ebu’l Hasan Ali bin İsa el-Velvaleci, Biruni ölüm döşeğindeyken ziyaretine girer. Biruni, el-Velvaleci’yi karşısında görünce ölüm döşeğinde olmasına rağmen miras hukukundan bir bahsi sorar. Velvaleci, “Bu haldeyken ne yapacaksın bu konuyu?” deyince Biruni sanatını konuşturup şöyle cevap verir: “Be hey! Bu konuyu öğrenip ölmek varken cahil bir şekilde mi öleyim?”
Ülkelerin gelişmişliğinin ekonomik verilerle ölçüldüğü günümüzde, (b)ilimin değerini ne belirler? Sahibine ne kadar güç kazandırdığı mı; yoksa ne kadar para kazandırdığı mı? Öldürürken bir şeyler öğrenme hevesi içinde olan (sözde) bilim adamları ve onları besleyen devletler çağımızda bol miktarda mevcutken, ölürken dahi bir şeyler öğrenmek isteyebilecek kaç tane insan vardır? Ses versin…
İsmail Uluçay

 

Bu haber toplam 1665 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.